escort bayan - bayan escort
escort escort bayan escort istanbul adalar escort anadolu yakası escort anal escort arnavutköy escort atakent escort ataköy escort ataşehir escort avcılar escort avrupa yakası escort bağcılar escort bahçelievler escort bahçeşehir escort bayrampaşa escort beşiktaş escort beykent escort beykoz escort beylikdüzü escort beyoğlu escort bostancı escort büyükçekmece escort çapa escort çatalca escort çekmeköy escort erenköy escort etiler escort eyüp escort fatih escort fenerbahçe escort florya escort fulya escort gaziosmanpaşa escort gecelik escort göztepe escort grup escort gülbağ escort güngören escort halkalı escort haramidere escort hasanpaşa escort ikitelli escort iranlı escort ıspartakule escort istanbul masaj salonu masöz bayan japon escort kadıköy escort kağıthane escort kartal escort kayaşehir escort kızıltoprak escort küçükçekmece escort küçükyalı escort kurtköy escort mahmutbey escort maltepe escort merter escort nişantaşı escort ortaköy escort osmanbey escort pendik escort rus escort sahibe escort sancaktepe escort sarıyer escort şerifali escort şile escort silivri escort şirinevler escort şişli escort şişli masöz suadiye escort sultanbeyli escort sultangazi escort taksim escort topkapı escort türbanlı escort tuzla escort ümraniye escort üsküdar escort zenci escort zeytinburnuescort izmit escort porno izle eskort seks hikayesi hd porn

Erdoğan Toprak: “iktidarın, yoksulluğa belge mecburiyeti getirmesi saygısızlık ve utanç vericidir!”

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, “İktidar halka yardım konusunda gerçekten samimi ve iyi niyetli ise önce ısınma aydınlanma faturalarına, elektrik-doğalgaz-kömüre yaptığı fahiş zamları derhal geri çekmeli” dedi.
 Tarih: 17-01-2022 20:32:08
 Erdoğan Toprak: “iktidarın, yoksulluğa belge mecburiyeti getirmesi saygısızlık ve utanç vericidir!”

Toprak, “Doğalgaza, elektriğe, oduna, kömüre fahiş zamlar yaptıktan sonra 4 milyon haneye iki taksitte 450-1150 TL yardımı yapılacağını ilan eden iktidar, insanların yoksulluğuyla alay etmektedir. Bir gecede döviz kuruna müdahale için 7 milyar dolar satıp 126 milyar lirayı bir avuç dolar zenginine aktaran iktidarın, toplamı 3 milyarlık bu destekten yararlanacaklara, başvuruda bulunma ve yoksulluğunu belgeleyip tescilletme mecburiyeti getirmesi saygısızlık ve utanç vericidir!” ifadelerini kullandı.

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, her hafta yayımladığı raporunun girişinde değindiği konu şöyle:

“İKTİDAR, HALKIN YOKSULLUĞUNU İSTİSMAR ETMEYE YÖNELDİ”

Yılbaşı’nda yaptığı fahiş zamlarla vatandaşa yeni yılı dar eden iktidar, zamları geri çekmek yerine halkın yoksulluğunu istismar etmeye yöneldi. Kış ortasında elektriğe yüzde 52-127 arası, doğalgaza yüzde 25, kömüre yüzde 72, oduna yüzde 32,6 zam yapıldıktan sonra çıkıp 4 milyon haneye ‘ısınma desteği’ verileceğini açıklamak, milyonlarca insanın çaresizliğiyle alay etmektir. Bakanın açıklamasına göre 4 milyon haneye iki taksitte yapılacak ısınma yardımının tutarı 450 TL ile 1150 TL arasında olacak.

“450-1150 TL ISINMA DESTEĞİ ‘NE HALİNİZ VARSA GÖRÜN’ DEMEKTİR” 

Destek tutarları arasındaki üç kata varan bu farkın gerekçesi nedir? Ortalama bir hanede beş kişinin yaşadığı düşünülürse 20 milyon kişi evinde kara kışta ısınamadan, üşüyerek yaşıyor. Kışın en şiddetli günleri yaşanırken, ısınma desteği için başvurular şubat ayında alınacak, ilk taksit mart ayında ödenecek. Sadece bu bile iş bilmezliğinin kanıtıdır. Yapılan zamlar sonrası bir ailenin aylık elektrik faturası 400-500 liraya, doğalgaz faturası 600-700 liraya yükselirken, kömürün tonu 3500 liraya, 25 kiloluk torba kömür 90 liraya çıkmış iken 6 ayda ve iki taksitte 450-1150 TL ısınma desteği, çaresiz milyonlara ‘ne haliniz varsa görün’ demektir. 

Desteğin talebe göre kömür ya da doğalgaz faturası için verileceğini, başvuruların halk arasında ‘Fakir-Fukara Fonu’ olarak adlandırılan Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Vakıflarına yapılacağını, ödemelerin PTT üzerinden gerçekleştirileceğini belirten bakanın bu açıklamaları, vatandaşın kış günü ısınma desteği kuyruğuna girmeye mecbur edileceğini gözler önüne sermektedir. 

“İKTİDAR, ELEKTRİK-DOĞALGAZ-KÖMÜRE YAPTIĞI FAHİŞ ZAMLARI DERHAL GERİ ÇEKMELİ”

İktidar halka yardım konusunda gerçekten samimi ve iyi niyetli ise önce ısınma aydınlanma faturalarına, elektrik-doğalgaz-kömüre yaptığı fahiş zamları derhal geri çekmeli, ondan sonra destek ödemelerini tek seferde ve yaza kadar her ay aynı tutarda yapmalıdır. 4 milyon haneye, 20 milyon yurttaşa ısınma desteği olarak ödeneceği açıklanan toplam tutar 3 milyar TL’dir. 

20 Aralık gecesi 18 liralık dolar kuruna müdahale için 7 milyar dolar (126 milyar TL) satarak, hazine ve Merkez Bankasının içini boşaltan, bir avuç hesap sahibinin servetini katlamasına olanak sağlayıp kur farkı ve faiz garantisi veren iktidarın bu operasyonla bir gecede birilerine akıttığı para, 4 milyon haneye destek için reklamını yaptığı 3 milyarlık ısınma desteğinin 42 katıdır!

CUMHURİYET HALK PARTİSİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ VE GENEL BAŞKAN KOORDİNATÖR BAŞDANIŞMANI ERDOĞAN TOPRAK'IN 17 OCAK 2022 TARİHLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

Yaptığı fahiş zamlarla vatandaşa yeni yılı dar eden iktidar, zamları geri çekmek yerine halkın yoksulluğunu istismar etmeye yöneldi.

İktidarın 20 Aralık gecesi 18 liralık dolar kuruna müdahale için 7 milyar dolar (126 milyar TL) satarak bir gecede birilerine akıttığı para, reklamını yaptığı 4 milyon haneye 3 milyarlık ısınma desteğinin 42 katıdır!

DIŞ POLİTİKA

KKTC’de 23 Ocak seçimleri öncesinde; ekonomik çöküş, umutsuzluk ve seçime müdahale edileceği kaygısıyla, seçimi boykot eğilimleri öne çıkıyor!

Türkiye-Ermenistan arasında Moskova’da başlayan normalleşme müzakerelerinin ilk buluşmasında görüşmelerin devam etmesi mutabakat sağlandı.

ABD’nin Doğu Akdeniz’de Yunanistan-İsrail-Güney Kıbrıs arasında imzalanan boru hattı projesinden desteğini çekmesi, bölgemizde yeni gelişmelere zemin hazırlayacaktır!

Cenevre’de ABD-Rusya arasında, Brüksel’de Rusya-NATO arasında yapılan görüşmelerde anlaşma sağlanamadı. Ukrayna gerilimi tırmanırken, Rusya sabrının tükenmek üzere olduğunu açıkladı!

Kazakistan’da durum normale dönerken Nazarbayev ve ekibi tasfiye edildi. Devlet Başkanı Tokayev iktidardaki hakimiyetini pekiştirirken, yönetim eski ve yeni otokratlar arasında el değiştirdi!

EKONOMİ 

Merkez Bankası ‘faiz indirimi politikası’ kendi kendisini sabote etmeye başladı!

TÜİK’in Kasım 2021 resmi işsizlik oranı değişmedi ve yüzde 11,2 seviyesinde kaldı. İşsiz sayısı, 39 bin kişi arttı!

Merkez Bankası’nın net ulusal rezervleri 392 milyon dolar gerileyerek 7,9 milyar dolarla 20 yılın en düşük seviyesine indi. Altın dahil brüt rezervler, 70 milyar dolara düştü!

2021 Ocak-Kasım döneminde kaynağı belirsiz döviz girişi toplamı 19 milyar dolara ulaştı. İktidarın cari fazlaya endeksli yeni modeli çöktü!

Kurlardaki rekor artışlar, konut fiyatlarında olağanüstü yükselişleri beraberinde getirdi. Yabancılara yapılan konut satışları yeni bir rekor kırarak yüzde 43,5 artış gösterdi!

Doğalgaza, elektriğe, oduna, kömüre fahiş zamlar yaptıktan sonra 4 milyon haneye iki taksitte 450-1150 TL yardımı yapılacağını ilan eden iktidar, insanların yoksulluğuyla alay etmektedir. Bir gecede döviz kuruna müdahale için 7 milyar dolar satıp 126 milyar lirayı bir avuç dolar zenginine aktaran iktidarın, toplamı 3 milyarlık bu destekten yararlanacaklara, başvuruda bulunma ve yoksulluğunu belgeleyip tescilletme mecburiyeti getirmesi saygısızlık ve utanç vericidir!

Yılbaşında yaptığı fahiş zamlarla vatandaşa yeni yılı dar eden iktidar, zamları geri çekmek yerine halkın yoksulluğunu istismar etmeye yöneldi. Kış ortasında elektriğe yüzde 52-127 arası, doğalgaza yüzde 25, kömüre yüzde 72, oduna yüzde 32,6 zam yapıldıktan sonra çıkıp 4 milyon haneye ‘ısınma desteği’ verileceğini açıklamak, milyonlarca insanın çaresizliğiyle alay etmektir. Bakanın açıklamasına göre 4 milyon haneye iki taksitte yapılacak ısınma yardımının tutarı 450 TL ile 1150 TL arasında olacak. Destek tutarları arasındaki üç kata varan bu farkın gerekçesi nedir? Ortalama bir hanede beş kişinin yaşadığı düşünülürse 20 milyon kişi evinde kara kışta ısınamadan, üşüyerek yaşıyor. Kışın en şiddetli günleri yaşanırken, ısınma desteği için başvurular şubat ayında alınacak, ilk taksit mart ayında ödenecek. Sadece bu bile iş bilmezliğinin kanıtıdır. Yapılan zamlar sonrası bir ailenin aylık elektrik faturası 400-500 liraya, doğalgaz faturası 600-700 liraya yükselirken, kömürün tonu 3500 liraya, 25 kiloluk torba kömür 90 liraya çıkmış iken 6 ayda ve iki taksitte 450-1150 TL ısınma desteği, çaresiz milyonlara ‘ne haliniz varsa görün’ demektir. 

Desteğin talebe göre kömür ya da doğalgaz faturası için verileceğini, başvuruların halk arasında ‘Fakir-Fukara Fonu’ olarak adlandırılan Sosyal YardımlaşmaDayanışma Vakıflarına yapılacağını, ödemelerin PTT üzerinden gerçekleştirileceğini belirten bakanın bu açıklamaları, vatandaşın kış günü ısınma desteği kuyruğuna girmeye mecbur edileceğini gözler önüne sermektedir. 

İktidar halka yardım konusunda gerçekten samimi ve iyi niyetli ise önce ısınmaaydınlanma faturalarına, elektrik-doğalgaz-kömüre yaptığı fahiş zamları derhal geri çekmeli, ondan sonra destek ödemelerini tek seferde ve yaza kadar her ay aynı tutarda yapmalıdır. 4 milyon haneye, 20 milyon yurttaşa ısınma desteği olarak ödeneceği açıklanan toplam tutar 3 milyar TL’dir. 

20 Aralık gecesi 18 liralık dolar kuruna müdahale için 7 milyar dolar (126 milyar TL) satarak, hazine ve Merkez Bankasının içini boşaltan, bir avuç hesap sahibinin servetini katlamasına olanak sağlayıp kur farkı ve faiz garantisi veren iktidarın bu operasyonla bir gecede birilerine akıttığı para, 4 milyon haneye destek için reklamını yaptığı 3 milyarlık ısınma desteğinin 42 katıdır!

KKTC’de 23 Ocak seçimleri öncesinde; ekonomik çöküş, umutsuzluk ve seçime müdahale edileceği kaygısıyla, seçimi boykot eğilimleri öne çıkıyor. İktidarın KKTC Cumhurbaşkanlığı Külliyesi için 586 milyon TL ödenek göndermesi, KKTC yargısına müdahale amacıyla Adalet Bakanlığı kurulması yönündeki telkinler Kıbrıs halkında rahatsızlık yarattı. CB Erdoğan’ın ‘Türkiye’de ne varsa KKTC’de de o olacak’ söylemi KKTC siyasetini dizayn özlemini yansıtıyor!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) patlak veren kaset skandalları, rüşvet, kara para ve mafyalaşma iddialarıyla siyaset sarsılırken, Başbakan Ersan Saner başbakanlıktan ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanlığından istifa etti. 23 Ocak’ta erken seçim kararı alındı. Seçimler öncesinde KKTC medyasında ve meydanlarda umutsuzluk, seçime yine müdahale edileceği ve bir değişiklik olmayacağı algısı ön plana çıktı. Bazı partiler bu iddialara tepki olarak sandığa gidilmemesi, seçimin boykot edilmesi kampanyası yürütüyor. Bazı partiler de iktidarın KKTC’de kendi zihniyetini hayata geçirmek istediğini öne sürerek boykotun CB Erdoğan’a ve AK Parti’ye yanıt olacağını dile getiriyor.

15 Kasım 1983’te ‘self determinasyon hakkı’ çerçevesinde kuruluş ve bağımsızlığın ilanından bu yana koalisyonlarla yönetilen KKTC’de 50 üyeli Cumhuriyet Meclisi seçimlerinin heyecan yaratmadığı, aynı sürecin tekrarlanacağı kaygısı hâkim. CB Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ersin Tatar’a desteğini açıktan sergilemesi, Tatar’ın kampanyasını AKP kampanya ekiplerinin yürüttüğünün açığa çıkması sonrasında 23 Ocak 2022’deki seçimlerde de kazananı ve iktidarı, Türkiye’nin belirleyeceği endişesi artıyor. CB Erdoğan’ın KKTC’ye de ‘Külliye’ yaptırma vaadi ardından hazırlanan projede Cumhurbaşkanlığı ve KKTC Meclisi’nin aynı kompleks içinde yer alması Kıbrıs Türklerinde tek adam yönetiminin ve Parlamenter Sistemin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CHS) dönüştürülmek istendiği kaygısı öne çıkıyor. 

KKTC’deki ağır ekonomik kriz koşullarına rağmen iktidarın Külliye inşaatı projesi için 586 milyon lira kaynak aktarması, seçim gündeminin ana konularından birisi haline geldi. Kıbrıs Türklerinin bir başka kaygısı Adalet Bakanlığı kurulması ve bağımsız yargının KKTC’de de siyasi vesayet altına alınması. Oysa KKTC Anayasası’nın 141. Maddesi yargı bağımsızlığını tavizsiz güvence altına alırken, savcı, yargıçların atanmasını KKTC barosuna üye avukatların savunma yetkilerini Yüksek Adliye Kurulu’nun düzenlemesini öngörüyor. Yüksek Mahkeme Başkanı ve yedi üyesinin yanı sıra, Cumhurbaşkanının ve Cumhuriyet Meclisinin atadığı birer üye, Cumhuriyet Başsavcısı ve Barolar Birliğinin seçtiği birer üye olmak üzere toplam 12 üyeden oluşan Yüksek Adliye Kurulu siyasetten tam bağımsız ve tarafsız bir kurul.

Yargıç ve savcıların atama, terfi, özlük hakları, tayin, mesleki yükselme kararları bu kurul tarafından alınıyor. Şimdi iktidarın KKTC’de Adalet Bakanlığı ve HSK kurulması yönünde baskı yaptığı, bu çerçevede Lefkoşa Büyükelçiliğine atanan Adalet Müşavirinin yargıç ve savcılar üzerinde girişimler başlattığı KKTC medyasında dile getiriliyor. Ayrıca KKTC’de din eğitimi verecek İlahiyat Kolejleri kurulması ve bazı okulların İlahiyat Koleji’ne dönüştürülerek dini tedrisat uygulamasına başlaması da tartışma yaratan bir diğer gelişme. Arapça eğitim vereceği kaydedilen İlahiyat Koleji’nin KKTC anayasasına ve Temel Eğitim Yasası’na aykırı olduğu dile getirilirken iktidarın bu konuda ısrarla KKTC hükümetlerine baskı yaptığı öne sürülüyor.

KKTC Genel Seçimleri her türlü müdahaleden uzak şekilde gerçekleştirilmelidir. Demokrasinin, parlamenter sistemin varlığı tüm dünyaya gösterilmelidir. İktidarın KKTC siyasetine, seçimlerine, yargısına ve eğitim sistemine yönelik müdahale girişimleri Kıbrıs Türklerinin iradelerini yok sayan anti demokratik bir tavırdır. KKTC’de demokratik ve özgür seçimlerin yapılması, dünyanın gözünde KKTC’nin saygınlığını artıracaktır.

Türkiye-Ermenistan arasında Moskova’da başlayan normalleşme müzakerelerinin ilk buluşmasında her iki taraftan memnuniyet ve görüşmelere devam açıklamaları geldi. Masada ciddi sorunlar var. Bunların kısa sürede çözülmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Ancak tarafların karşılıklı olarak ödün vermeyecekleri bilinen başlıkların yoğunluğu, müzakerelerde ilerleme sağlanmasını güçleştirecek unsurların başında geliyor!

Türkiye ile Ermenistan arasında 2009 yılında anlaşmazlıkla sonuçlanan görüşmelerden bu yana kesik olan siyasi ve diplomatik ilişkiler geçtiğimiz hafta iki tarafın atadığı özel temsilcilerin Rusya Dışişleri Bakanlığı ev sahipliğinde Moskova’da bir araya gelmesiyle yeni bir normalleşme arayışını başlattı. Görüşmelerin ilk turu sonrasında Türkiye ve Ermenistan’dan yapılan resmî açıklamalarda ilk temasın olumlu geçtiği ‘tam normalleşme ve ön şartsız müzakere’ yaklaşımı doğrultusunda tarafların müzakereleri sürdürecekleri duyuruldu. Türkiye özel temsilcisi Büyükelçi Sedat Kılıç ile Ermenistan özel temsilcisi ve meclis başkan yardımcısı Ruben Rubinyan başkanlığındaki heyetler arasında gerçekleşen toplantıların ardından Rusya Dışişleri Bakanlığı ikili müzakerelerin başlatılmasına katkı sağladıklarını ve desteği sürdüreceklerini vurguladı.

Türkiye-Ermenistan arasında normalleşme görüşmelerine başlanması kararının alınması ve özel temsilcilerin karşılıklı olarak atanması ardından Ermenistan, Türk mallarına ambargoyu kaldırdı. Türkiye, iki ülke arasında charter uçak seferlerinin başlayacağını ilk uçuşun 2 Şubat’ta gerçekleşeceğini duyurdu.

Türkiye’nin öncelikleri arasında Nahcıvan ile Azerbaycan’ı birbirine bağlayacak olan Zengazur Koridorunun açılması ve Nahcıvan-Azerbaycan bağlantısının gerçekleştirilmesi yer alıyor. Ermenistan, bunun karşılığında Kuzey Ermenistan’da Karabağ-Ermenistan-Türkiye geçişlerini kolaylaştırıcı ulaşım koridorları talep ediyor. Daha önce vurguladığım gibi muhtemelen tartışma yaratacak, anlaşmazlıklara yol açabilecek konuların en önemlilerinden birisi sınır anlaşmazlığı. Türkiye, Ermenistan anayasasında yer alan büyük Ermenistan sınırlarını ve bazı doğu illerimizin bu sınırlar içinde gösterilmesini kabul etmiyor. Türkiye-Ermenistan sınırlarının Kars Anlaşması ile çizildiğini, Ermenistan’ın bu anlaşmayı imzalamasını istiyor. Ermenistan’ın tezi ise Kars Anlaşması’nın, dönemin Sovyet Yönetimi ile imzalandığı kendileri açısından resmi bağlayıcılığının olmadığı şeklinde. Zengazur koridorunun açılması Türkiye ve Rusya’nın da istediği bir adım. Rusya’nın Güney Kafkasya’daki varlığını güçlendirecek. Türkiye-Ermenistan normalleşmesi hayata tam olarak geçirilebilirse bundan tüm taraflar kazançlı çıkacak ve bölgesel barış güçlenerek kalıcı hale gelecek.

Bölgedeki hiçbir gelişme, Güney Kafkasya’yı arka bahçesi olarak gören, Dağlık Karabağ savaşı sonrasında da askerlerini Azerbaycan ve Ermenistan’a yerleştiren Rusya’nın onayı dışında gerçekleşmeyecek. Rusya’nın görüşme zeminini kendilerinin hazırladığını ve desteklediğini özellikle vurgulaması dolaylı şekilde sürece dahil olduğunu gösteriyor!

ABD yönetiminin Doğu Akdeniz’de Yunanistan-İsrail-Güney Kıbrıs arasında imzalanan boru hattı projesinden desteğini çekmesi, bölgemizde yeni gelişmelere zemin hazırlayacaktır. Türkiye’yi dışlayan boru hattı anlaşmasından ABD desteğinin çekilmesi, Biden yönetiminin bölgedeki müttefikleri arasında yeni gerilimler istemediğini ve Çin’e yoğunlaşmak istediğini düşündürüyor!

Daha önce Türkiye-İsrail arasında yürütülen ve önemli gelişmeler kat edilen Doğu Akdeniz doğalgazını Avrupa’ya taşıyacak boru hattı projesi, Türkiye-İsrail arasında yaşanan gerginlikler, Suriye’de iç savaşın patlak vermesi ile kesilmiş, bu fırsattan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) yararlanarak İsrail’i kendi yanlarına çekmişlerdi. 

İktidarın Müslüman Kardeşlere desteği nedeniyle Mısır, BAE ile de ilişkiler bozulmuş, Yunanistan ve GKRY bu zemini kullanarak Mısır ile deniz sınırları anlaşmasını, İsrail ile de Doğu Akdeniz’de bulunacak doğal gazın yanı sıra İsrail doğal gazının ve olası petrol kaynaklarının Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşınmasını içeren 1900 kilometrelik East-Med Pipline Project Anlaşmasını 2020 yılında imzalayarak, Türkiye’yi devre dışı bırakmışlardı. 

Yatırım tutarı 7-8 milyar dolar arasında öngörülen projeye Yunanistan ve GKRY AB’nin finansal desteğini sağlamayı umuyordu. AB’nin yanı sıra önceki ABD yönetimlerinin de destek verdiği projede geçen hafta Biden yönetiminin aldığı desteği çekme kararı ve bunu Yunanistan hükümetine resmi olarak bildirmesi yeni gelişmelere kapı aralayabilecek bir gelişme.

Öncelikle ABD’nin bu kararının perde gerisinde Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de gerilimleri ve tansiyonu düşürerek, Çin ve Rusya üzerinde yoğunlaşma stratejisinin yattığını öngörmekteyim. Asya-Pasifik bölgesinde Çin’i, Doğu Avrupa-Karadeniz ve Baltık bölgesinde ise Rusya’yı kuşatmayı hedefleyen ABD yönetimi, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da istikrar istiyor, bölgedeki sorunların enerjisini bölmesini istemiyor.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ile İsrail arasındaki normalleşme anlaşmaları, sonradan sürece Fas, Sudan gibi ülkelerin de dahil olması, Suudi Arabistan’ın resmen normalleşme sürecine dahil olmasa da BAE ve Bahreyn ile hareket etmesi, Katar ile diğer körfez ülkeleri arasındaki sorunların anlaşmayla çözülmesi ABD’nin beklentilerini karşılayan gelişmeler. Bu açıdan Doğu Akdeniz’de Türkiye, Yunanistan, GKRY, Mısır, İsrail arasındaki gerilimlerin azaltılması da kanımca ABD stratejisinin bir parçası ve ilk adımı da boru hattı projesine desteğini çekme kararı alarak attı. 

Türkiye’nin İsrail ile normalleşme arayışlarını hızlandırabilecek bu adımın Yunanistan ve GKRY’de düş kırıklığı yarattığı söylenebilir. Ayrıca Arap ülkeleriyle normalleşme sürecine hız veren İsrail’in de bu anlaşma nedeniyle Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan gerginliklerden rahatsız olduğunu, ancak Yunanistan ve GKRY ile ilişkilerini bozmamak adına, kendisi anlaşmadan çekilmek yerine ABD’nin bu adımı atarak elini rahatlatmasını istediğini öngörebiliriz.

Özellikle ilk sırada projenin bölgede gerginlik yaratacağının vurgulanması, Türkiye’nin lehine bir yaklaşımın yansıması olarak görülebilir. Yunanistan-GKRY ikilisinin son dönemde Türkiye’yi yalnızlaştırma, Türkiye karşıtı ittifaklar oluşturma girişimlerini hızlandırması, buna bağlı olarak bölgede yaşanan gerginlikler, karşılıklı ihtilaflar, Türkiye-AB gerilimi vb. nedenlerin Biden yönetimi tarafından hoş karşılanmadığı NATO müttefikleri arasında krize neden olmasının önlenmek istediği düşünülebilir. Kanımca ABD’nin en büyük enerji devlerinden, küresel enerji lobisinin önde gelen kuruluşlarından Exxon Mobile ile Katar Devlet Petrol-Doğalgaz Şirketi’nin (QP) bölgede Türkiye’nin hak iddia ettiği ihtilaflı sularda araştırma ve sondaj ruhsatı alarak faaliyete başlamasına iktidarın önceki tavırlarının aksine sessiz kalması, GKRY ve Katar ile gerilim çıkartmamasının karşılığında Biden yönetimi böyle bir ödülü de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a vermek istemiş olabilir.

ABD desteğini çekince, büyük olasılıkla AB de projenin finansal yükünü tek başına üstlenmek istemeyecek ve desteğini çekecektir. Projenin rafa kalkması söz konusu olacağı için Doğu Akdeniz’deki gerilim konularından birisi gündemden düşecektir. ABD böylece Rusya ve Çin’e daha fazla odaklanma imkânı bulacaktır. 

İktidarın BAE’nin 15 Temmuz’un finansörü olduğu iddiasını terk etmesi yanında

Cemal Kaşıkçı cinayetini dillendirmeme ve üzerini örtme garantisiyle Suudi

Arabistan ile yakınlaşma çabası, Cumhurbaşkanının Musevi cemaat temsilcilerini Beştepe’de kabul ederek hayır dualarını alması, İsrail Cumhurbaşkanını arayıp annesinin vefatı nedeniyle taziye dilemesi bu sürecin diğer işaretleri.

Biden Yönetimi, iktidardan bölgede gerginlik yaratmamasını isterken İsrail’in ortağı olduğu Doğu Akdeniz Boru Hattı Projesi’nden desteğini çekerek Türkiye-İsrail gerginliğine neden olan sorunlardan birisini ortadan kaldırıyor. Şubat ayında BAE ve Suudi Arabistan’a ziyarette bulunacağı açıklanan CB Erdoğan’ın Biden’ın bu işaretiyle akabinde İsrail’e de resmi ziyarette bulunması kanımca yüksek ihtimal!

ABD-Rusya arasında Cenevre’de ve Rusya-NATO arasında Brüksel’de yapılan görüşmelerde anlaşma sağlanamadı. Ukrayna gerilimi tırmanırken, Rusya yazılı güvence taleplerinin karşılanmasını beklediğini ancak sabrının tükenmek üzere olduğunu açıkladı. ABD, Rusya’nın Ukrayna’yı işgale hazırlandığını, bunun çok ağır sonuçları olacağı konusunda Rusya’yı uyardıklarını duyurdu!

Rusya ile ABD ve NATO arasında başta Ukrayna krizi olmak üzere çeşitli anlaşmazlık konularının ele alındığı toplantılar geçen hafta yapıldı. Ortaya somut bir uzlaşı ya da anlaşma çıkmadı. Rusya, yazılı güvence talebinde ısrarlı olduğunu ve geri adım atmayacağını açıklarken, bu güvencelerle ilgili bekleme süresinin sonuna geldiğini duyurdu. ABD ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcıları Cenevre’de bir araya gelirken askeri yetkililer ise Brüksel’de NATO yöneticileriyle buluştu. NATO-Rusya Konseyinden, gerilimi azaltacak sonuçlar alınamadı. NATO, Rusya'nın yazılı güvenlik garantisi taahhüdü ve NATO genişlemesinin durdurulması (Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğe alınmaması) taleplerini reddetti. NATO-Rusya Konseyi toplantısına Rusya'yı temsilen katılan Savunma Bakan Yardımcısı Aleksandr Fomin ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko toplantı sonrasında sert açıklamalar yaptılar. NATO'nun yaklaşımının ve sergilediği tutumun Rusya açısından kabul edilemez olduğunu belirten Gruşko, Rusya'nın önerilerini nasıl hayata geçireceği ya da neden hayata geçiremeyeceğiyle ilgili NATO'dan yazılı yanıtlar beklediklerini söyledi. Gruşko, ilişkilerin daha da kötüleşmesinin Avrupa'nın güvenliği açısından kestirilemeyecek sonuçları olacağını belirterek örtülü tehditleri dile getirdi.

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Aleksandr Fomin ise Rusya'nın gerilimi yatıştırmaya, iki taraf arasında çatışmaları önlemeye yönelik önerilerinin NATO tarafından önemsenmediğini belirterek; “NATO'dan İttifak'ın genişlemeyi durdurmasını ve Ukrayna'nın yanı sıra Rusya'ya komşu NATO üyesi Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya gibi ülkelerdeki askeri yığınaklarını, silah ve teçhizatlarını geri çekmesini istedik. Ayrıca İttifak'ın Rusya çevresini hedefleyen genişlemesini tehdit olarak algılamamız son derece doğal. Bu yüzden NATO’dan yazılı güvenlik garantileri talep ediyoruz” açıklamasını yaptı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna konusunda NATO müttefikleri ile Rusya arasında önemli görüş ayrılıkları bulunduğunu belirterek Ukrayna'nın egemen bir ülke olarak yapacağı güvenlik anlaşmalarına kendi karar verme hakkı bulunduğunu ve NATO'nun kapılarını yeni üyelere açık tutmayı sürdüreceğini vurguladı. Rusya’nın NATO’ya kimi üye alacağı konusunda dayatmada bulunamayacağını ifade etti.

Rusya'nın Ukrayna'ya bağlı Kırım Yarımadasını 2014 yılında ilhak etmesinin ardından NATO üyesi Batılı ülkeler Rusya'ya yaptırım uygulamaya başladı. Rusya ile NATO arasında 2002’de istişare ve diyalog amaçlı kurulan Rusya-NATO Konseyi, Kırım’ın ilhakından bu yana son olarak 2019’da toplandı. O nedenle geçen hafta önce Cenevre ardından Brüksel’de yapılan toplantılar kritik önemdeydi. Sonuç alınamaması ve tarafların geri adım atmaması gerginliği büyüttü. 

Putin ile Biden arasında yapılan son görüşmede Rusya ABD ve NATO’dan; yasal bağlayıcılığı bulunan yazılı güvenlik garantileri, NATO'nun doğuya doğru daha fazla genişlemeyeceği ve Ukrayna'nın ittifaka üye olmayacağına ilişkin taahhüt, NATO’nun 1997’den sonraki genişleme politikaları çerçevesinde doğu Avrupa ve Baltık ülkelerine yerleştirdiği silahlar ile askeri teçhizatları ve tesislerini geri çekmesini içeren koşullarının yerine getirilmesini istiyor.

ABD yönetimi, diplomatik girişimlerin amacına ulaşamaması durumunda Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmeye hazırlanmasından kaygı duyduklarını, ocak ya da şubat ortasında işgale zemin hazırlama amaçlı sabotajların, saldırıların olacağı yönünde istihbarat aldıklarını bildirdi. Rusya bu suçlamaları reddetti. ABD ve NATO’nun Rusya’yı suçlayabilmek için gerekçe üretmeye çalıştığını öne sürdü. 

Cenevre-Brüksel görüşmelerinden sonuç alınamaması Karadeniz’de, Rusya-Ukrayna arasında sıcak çatışma ihtimalini tırmandırıyor.

Kuzeyimizde, Karadeniz ve Doğu Avrupa’da giderek yükselen tansiyon ve artan gerginliklerin, sıcak savaşa dönüşmemesi, sorunların müzakere ve diplomasiyle çözülmesi umutlarının giderek azaldığı gözleniyor!

Kazakistan’da zamlara karşı protestolarla başlayan olaylar sonrasında ülkede durum normale döndü. Batı, Rusya veya Çin’in olayların ardında olduğu yönündeki farklı görüş ve iddialara karşılık yaşananların elitler arasında bir iktidar mücadelesi olduğu, Nazarbayev’in tasfiye edildiği anlaşılıyor. Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev iktidardaki hakimiyetini pekiştirirken, yönetim eski ve yeni otokratlar arasında el değiştirdi!

Kazakistan’da yılbaşında elektrik, doğalgaz ve LPG fiyatlarına yapılan yüksek oranlı zamları protesto amaçlı olarak başlayan ancak kısa sürede ülkenin tamamına yayılan şiddet olayları ve çatışmalar Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev’in Putin’den talebi üzerine Rusya öncülüğündeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) askerlerinin ülkeye gelişi ve müdahalesiyle sonlandırıldı. Yaşanan olayların arkasında hangi güçlerin ya da ülkelerin olduğuna ilişkin çeşitli iddialar ve senaryoların aksine ülkede elitler arası bir güç ve iktidar mücadelesi yaşandığı, olayların ardından Nursultan Nazarbayev ve ekibiyle, ailesi yönetimden tasfiye edilirken, Tokayev’in ipleri tümüyle ele alarak iktidarını pekiştirdiği gözleniyor.

Zam kararını alan hükümet istifa ederken, Tokayev kendisine bağlı Alihan İsmailov’u Başbakan olarak atadı. Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanını ve

Nazarbayev’in yeğeni olan Başkan yardımcısını görevden alan Tokayev Ulusal

Güvenlik Komitesi Başkanlığı görevini de kendisi üstlendi. Nazarbayev’in damatları Kazakistan ulusal doğal gaz ve petrol şirketlerindeki başkanlık görevlerinden istifa ettiler. İstifaların Tokayev’in talimatıyla gerçekleştiği belirtiliyor. 

Nazarbayev yönetimini ülkenin kaynaklarını çok dar bir gruba transfer etmek, aileakraba yönetimi oluşturmak ve halkı yoksullaştırmakla suçlayan Tokayev, bundan böyle ulusal kaynakların büyük bölümünün halkın refahı için kullanılacağını, bu doğrultuda yeni bir ekonomik program başlatılacağını açıkladı. 

Kazakistan polisi ve istihbarat birimlerinin muhalif ya da Nazarbayev yanlılarına dönük gözaltı ve tutuklamalarla, ‘insan avını’ sürdürdükleri belirtiliyor. Eylemcilere bazı üst düzey yetkililerin talimatıyla silah dağıtıldığına ve organize edildiklerine ilişkin görüntüler ortaya çıkarken, çok sayıda üst düzey görevliye de ‘vatana ihanet’ davaları açılmaya başlandı.

Tokayev’in önce protestocuları haydutlar olarak nitelendirmesine karşılık sonrasında ‘dış güçlerce desteklenen eğitimli teröristle’ nitelemesiyle KGAÖ anlaşması çerçevesinde dış saldırıya uğrayan üye ülkeye askeri yardım çağrısına hukuki zemin hazırladığı görülüyor. Buradan da Tokayev’in büyük ölçüde Nazarbayev kontrolündeki ordu, polis ve istihbarata güvenemediği, Rusya’nın desteğiyle tabloyu lehine çevirme planını devreye soktuğunu öngörmek mümkün.

Tokayev-Nazarbayev çekişmesinde kazanan taraf, Putin destekli Tokayev oldu. Putin’in KGAÖ liderleriyle gerçekleştirdiği konferansta dış güçlerin Kazakistan’ı karıştırmak istediğini ‘renkli devrimlere izin vermeyeceklerini’ ifade etmesi, Tokayev’in ‘dış güçlerin saldırısı’ gerekçesine örtülü destek ve Nazarbayev’in tasfiyesine onay anlamına geliyor. Tokayev’i de devlet başkanlığına Nazarbayev’in getirdiği dikkate alındığında dışarıya karşı sergilenen tavır ve söylemlerin toplumun tepkilerini dizginleme amaçlı olduğunu, bir süre sonra aynı anlayışın Tokayev tarafından sürdürüleceğini ve kendi oligarklarını yaratacağını söyleyebiliriz. 

Kazakistan’daki olaylar ‘ömür boyu liderlik ve iktidar’ olgusunun en baskıcı yönetimleri bile nihai noktada halkın tepkisiyle karşı karşıya bırakacağını, ‘tek adam yönetimiyle kesintisiz istikrar’ tezinin iflas edeceğini gösteriyor. Türkiye’nin çağrısıyla düzenlenen Türk Devletleri Topluluğu Dışişleri Bakanları toplantısından Kazakistan’a ve Tokayev’e destek bildirisi yayınlanması ‘Kral öldü yaşasın yeni kral’ mesajı olarak görülmeli. Tokayev yönetiminin izleyeceği politikalarda RUSYA ve ÇİN belirleyici olacak!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatları ve nas ısrarıyla Merkez Bankası’na (MB) faiz indirtmesi sonucunda gelinen noktada; MB ‘faiz indirimi politikası’ kendi kendisini sabote etmeye başladı. MB’nin yüzde 14 oranındaki politika faizine karşılık, bankaların faiz ortalaması mevduatta yıllık yüzde 20’nin üzerine çıktı. Ticari kredilerde yüzde 46, bireysel ihtiyaç ve tüketici kredilerinde yüzde 39 düzeyine ulaştı. Kredi talebi hızla düşüşe geçti!

MB faizi dışındaki tüm faizlerde yükselişler yaşanıyor. Hazinenin 10 yıl vadeli tahvil faizleri yüzde 25 düzeyine çıkarken 5 yıl vadeli hazine tahvillerinde yüzde 26 faiz uygulanıyor. Buna bağlı olarak Türkiye’nin kredi risk primi (CDS) 582 puana yükselerek en riskli ülke tanımlamasını niteleyen 600 puan sınırına yaklaştı.

✓ Hazinenin 5 ve 10 yıllık tahvil faizlerinin yüzde 25-26 düzeyine ulaşması yatırımcıların Türkiye’nin enflasyon riskini çok yüksek gördüklerini 10 yıllık ortalama için bile asgari yüzde 25’lik bir enflasyon öngördüklerini gösteriyor!

Kur Korumalı Vadeli TL Mevduat (KKM) hesaplarında bile MB politika faizinin 3 puan üzerine kadar faiz verilebileceği öngörülüyor. Hazine, TL mevduat sahiplerinin açtırdığı KKM hesaplarında faize yüzde 17’lik tavan getirirken, MB ise dövizden TL’ye ve KKM’ye geçişlerde faiz tavanı uygulamıyor. Dolayısıyla bankalar dövizden KKM’ye geçişleri cazip kılabilmek ve TL mevduatı çekebilmek için yüzde 20-23 arası mevduat veriyor.

MB ve Bankalar Birliği’nin bankacılık sektörünün uyguladığı ortalama faizlere ilişkin oranlara bakıldığında şirketlerin kısa dönemli gereksinmeleri için kullandığı ticari rotatif kredilerde yüzde 46’ya kadar varan faizler söz konusu. 

Bireysel ihtiyaç ve tüketici kredilerinde yıllık yüzde 39’a kadar yükselen faizlerde en düşük oranları konut kredilerinde aylık yüzde 1,2 yıllık yüzde 14 ile MB politika faizine paralel şekilde kamu bankaları uyguluyor. Bunun dışındaki tüm yerli-yabancı özel bankalarda konut kredisi faizleri de aylık yüzde 2’nin üzerinde ve yıllık yüzde 25-26 düzeyine kadar çıkıyor. Taşıt kredilerinde ise aylık en düşük oran yüzde 2,55 ve yıllık olarak da yüzde 30’un üzerinde.

Bankaların ihtiyaç kredisi için uyguladıkları aylık faiz oranı yüzde 1,55 ile yüzde 3,25 arasında değişiyor. İhtiyaç kredisi için müşterilerine verdiği en düşük faiz yıllık yüzde 18,6 ile kamu bankalarında. Özel bankalarda ise yıllık yüzde 39’u buluyor. MB’nin yüzde 14’lük politika faizinin 2-3 katına varan bu oranlar, CB Erdoğan’ın faiz yaklaşımının ekonomik-teorik-reel olarak iflas ettiğini gösteriyor. Ayrıca yüzde 14’e düşürülen faize rağmen son açıklanan resmi enflasyon verisinin yıllık yüzde 36,8 ile MB faizinin üç katına yaklaşması, şubat ayında muhtemelen yüzde 50’ye ulaşacak olması ‘faiz düşünce enflasyon düşer’ tezinin yanlışlığını kanıtlıyor.

MB bankalara yüzde 14 faizle kaynak kullandırırken bankalar bu kaynağı kredi ihtiyacı olanlara en düşük yüzde 20 en yüksek yüzde 49’a varan faizlerle kullandırıyor. Hazineye de aynı şekilde yüzde 25-26 faizle borç veriyor. Nitekim MB’den yüzde 14’le aldıkları kaynağı iki-üç misli faizle satan bankaların MB’den yüzde 14’le sağladıkları fon tutarı, aralık ayının son 3 haftasında 325 milyar TL’den 490 milyar TL’ye çıkmış. Diğer deyişle bankalar yüzde 14 faizle MB’den 165 milyar TL ilave kaynak sağlamış.

Buna rağmen tüm kredi türlerinde kredi talebi gerilerken faizler ise aksine katlanarak artıyor. Kur artışlarıyla beraber yüksek faizler nedeniyle artan finansman maliyetleri enflasyonu daha da hızla yükseltirken, işletmeleri yatırımdan ve üretimden caydırıyor. Konut ve taşıt satışlarında sert düşüşler başladı. Bu düşüşün daha da hızlanması söz konusu. 

Yatırım ve üretimde finansman maliyetlerinin (faizin) artması beraberinde istihdamda düşüşe ve işsizlikte artışa neden olacak. Yılbaşında yürürlüğe giren yeni asgari ücretle birlikte pek çok işletmenin aralık ayının son haftasında toplu işçi çıkartmaya yöneldiği, aralık ve ocak aylarına ait işsizlik ve istihdam rakamları açıklandığında rekor düzeyde işsizlik artışıyla karşı karşıya kalacağımızı bugünden öngörmekteyim!

TÜİK’in 10 Ocak’ta açıkladığı Kasım 2021 işsizlik verilerine göre resmi işsizlik oranı değişmedi ve yüzde 11,2 seviyesinde kaldı. İşsiz sayısı, bir önceki aya kıyasla 39 bin kişi arttı. Genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,7 puan artarak yüzde 22,3’e yükseldi. Türkiye’de kronik işsizlik kadar önemli bir diğer sorun kayıt dışı işsizlik!

TÜİK’e göre kasım ayında Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı bir önceki aya göre 39 bin kişi artarak 3 milyon 777 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise değişim göstermedi ve yüzde 11,2 seviyesinde gerçekleşti. İstihdam edilenlerin sayısı 2021 yılı Kasım ayında bir önceki aya göre 228 bin kişi artarak 29 milyon 855 bin kişi, istihdam oranı ise 0,3 puanlık artış ile yüzde 46,6 oldu. İşgücü 2021 yılı Kasım ayında bir önceki aya göre 267 bin kişi artarak 33 milyon 632 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,4 puanlık artış ile yüzde 52,5 olarak gerçekleşti.

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,7 puan artarak yüzde 22,3, istihdam oranı 0,1 puanlık artışla yüzde 33,2 oldu. Bu yaş grubunda işgücüne katılma oranı ise bir önceki aya göre 1,2 puan artarak yüzde 42,8 seviyesinde gerçekleşti.

Kasım ayında istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre tarım sektöründe 49 bin kişi, sanayi sektöründe 73 bin kişi, inşaat sektöründe 10 bin kişi, hizmet sektöründe 96 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 17,1’i tarım, yüzde 21,6’sı sanayi, yüzde6 ,1’i inşaat, yüzde 55,2’si ise hizmet sektöründe yer aldı. TÜİK’in geniş tanımlı işsizlik yerine kullandığı âtıl işgücü oranı kasım ayında bir önceki aya göre 0,7 puan azalarak yüzde 22,1 oldu. 

2021 Kasım ayında herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 29 düzeyinde. Türkiye Tekstil Sanayicileri İşverenleri Sendikası’nın raporuna göre kayıt dışılık oranları tarım kesiminde yüzde 83, dericilikte yüzde 39, giyimde yüzde 35. Bu bakımdan Türkiye’de kronik işsizlik kadar önemli bir diğer sorun aynı zamanda kayıt dışı işsizlik. Gelişen ve değişen teknoloji ile özellikle niteliksiz düz eleman ihtiyacının azalması, dijital dönüşüm, e-ticaret, endüstri 4.0 gibi uygulamalar fiziki istihdamın azalması anlamına geliyor. Pandemiyle birlikte gündeme gelen sosyal güvenlik ile ilgili destekler yeni asgari ücretin belirlenmesi ve gelir vergisinden istisna tutulmasıyla uygulamadan kalkıyor. 

İktidarın pek çok mal ve ürüne, enerjiye, ulaşıma yaptığı zamlar fiyatlarda yükselişe yol açacağı için iç talep ve tüketim de hızla düşecektir. İç talepteki düşüş beraberinde işletmeleri üretimlerini azaltmaya yöneltecektir. Bunun sonucu ise daha düşük kapasitelerle çalışma ve bu yüzden de işçi çıkartmak olacaktır!

Merkez Bankası’nın (MB) net ulusal rezervleri bir haftada 392 milyon dolar gerileyerek 7,9 milyar dolara indi. Aralık ayı sonunda 72 milyar dolar olan altın dahil brüt rezervler, 7 Ocak haftasında 70 milyar dolara düştü. Bu rezerv tablosu MB’nin kasasının tamtakır olduğunu gösteriyor. AK Parti iktidarı 20 yılda pek çok alanda olduğu gibi MB’yi de iflasın eşiğine ve tükenme noktasına getirdi!

MB’nin net uluslararası rezervleri 7 Ocak 2022 itibarıyla, 392 milyon dolar daha azalarak 7 milyar 947 milyon dolara geriledi. Bu rakam MB'nin net uluslararası rezervlerinde Ağustos 2002'den bu yana görülen en düşük ikinci seviye.  MB’nin brüt döviz rezervleri de 1 milyar 575 milyon dolar azalarak 70 milyar 989 milyon dolara geriledi. Brüt döviz rezervleri, 31 Aralık'ta 72 milyar 564 milyon dolar seviyesindeydi. Söz konusu dönemde altın rezervleri, 33 milyon dolar gerileyerek 38 milyar 489 milyon dolardan 38 milyar 456 milyon dolara düştü. Böylece Merkez Bankası'nın altın dahil toplam brüt rezervleri, 7 Ocak haftasında bir önceki haftaya kıyasla 1 milyar 607 milyon dolar azalarak 111 milyar 52 milyon dolardan 109 milyar 445 milyon dolara geriledi. Swaplar ve bankaların MB nezdinde tuttuğu munzam karşılık emanet dövizler düşüldüğünde MB net döviz rezervleri aylardan bu yana ekside. Bu sürdürülemez tabloya iktidarın bir çözümü yok ve çaresizce gidişatı izliyor. İktidarın ve ekonomi yönetiminin tek umudu CB Erdoğan’ın şubat ayında çıkacağı körfez ülkeleri turu. BAE ve Suudi Arabistan’a yapılacak ziyaretlerde gündemdeki tek konu birkaç milyar dolar alabilmek olacak. TBMM’ye getirilen MB yasa değişikliğinin ve yabancı bankaların MB nezdindeki swap, döviz, altın ve mevduatlarına haciz uygulanmayacağı garantisinin verilmesinin temel nedeni MB kasasının boşaltılmış olması. İktidarın döviz mevduatlarında beklediği çözülme gerçekleşmeyince bu kez şirketleri sisteme dahil ederek KKM hesaplarından yurtiçi yerleşik tüzel kişilerin yararlanmasının yolunu açtı. 21 Aralık’ta başlatılan KKM uygulaması için çıkartılan MB Uygulama Tebliği üç haftada dört kez değiştirildi. İktidarın bu hali Türkiye’yi ve Türkiye ekonomisini aciz konuma düşürüyor. BAE Devlet Yatırım Fonu Abu Dabi Kalkınma Holdingi (ADQ) Başkanı Suwaidi, dünyanın önde gelen medya kanallarına yaptığı açıklamalarda, TL’nin çok değer kaybettiğini, Türk şirketlerinin çok ucuzladığını belirtiyor. Türkiye Varlık Fonu (TVF) bünyesindeki stratejik ancak zarar eden kamu şirketlerini satın alabileceklerini, TVF ile görüşmeler yaptıklarını ifade ediyor. 

Tüm bunlar aynı zamanda TVF Yönetim Kurulu Başkanı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın şubat ayında BAE’

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER SİYASET Haberleri
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI