escort bayan - bayan escort

Erdoğan Toprak, yayımladığı raporda şunlara değindi: İktidar ‘siyasal gafletin’ paniğini yaşıyor

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı, PM üyesi ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “İktidar ittifakı, kendi değiştirdikleri anayasada siyaset mühendisliği yapmak isterken, şimdi farkına vardıkları ‘siyasal gafletin’ paniğini yaşıyor. Bunun için bir yandan seçimin zamanında yapılacağını ısrarla yinelerken diğer yandan Millet İttifakı’nı adayını açıklama baskısı altına alma çabasına giriştiler. Oysa Millet İttifakı’nın hedefi adaylık tartışmaları değil, tek adam sistemini değiştirme ve demokratik parlamenter sisteme dönüştürme!” dedi.
 Tarih: 26-09-2021 20:34:03
Erdoğan Toprak,  yayımladığı raporda şunlara değindi: İktidar ‘siyasal gafletin’ paniğini yaşıyor

İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “Bir Cumhurbaşkanına en çok iki dönem üst üste adaylık ve görev olanağı tanıyan değişikliği, 16 Nisan 2017 referandumunda geçerli sayılan ‘mühürsüz’ oylarla kabul edilmiş saymanın adaletsizliği ve vicdanlarda mahkûm edilen hukuksuzluğu, şimdi dönüp kendilerini vurunca, ne yöne gideceklerini bilmezliğin şaşkınlığına düştüler. İttifak ortağı tarafından peşinen adaylığı ilan edilen CB Erdoğan’ın karşısına, bugünden bir rakip bulma çabasına hız veren iktidar ittifakı, Millet İttifakı’nı aday belirleme baskısı altına almaya çalışarak, kendi yazdığı basit ve beşinci sınıf siyasi senaryoya oyuncu arayışında” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı, PM üyesi ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, bugün yayımladığı raporda şunlara değindi:

“DUBLE SEÇİM İLE KAYBETTİKLERİ BELEDİYELERİN ACISI İÇLERİNE OTURMUŞ”

Kendi yaptıkları anayasa değişikliği, peşinen aday ilan ettikleri Erdoğan’ın üçüncü kez aday olmasını ‘hükümsüz’ kılarken, adaylık için tek seçeneğin ısrarla yinelemelerine rağmen ‘seçimlerin zamanında değil erken yapılması’ olduğunun, içleri sızlayarak da olsa bilincindeler. Bunun tek yasal-anayasal-hukuksal yolu TBMM’den bir erken seçim kararı çıkartmak. Bunu yapabilmek için Millet İttifakı ve muhalefetin oy desteğine muhtaç haldeler! Sürekli şekilde zamanında yapılacağını savundukları seçimlere daha 21 ay olmasına karşılık, her gün kontrollerindeki medyalarıyla, yazarlarıyla, ekranlarıyla, parti sözcüleriyle Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı tartışmalarını alevlendirip, spekülasyonlar üretmeye, kendilerinin ortaya attığı isimler üzerinden kendi kendilerine hayali adaylık tartışmaları başlatıp, bulanık suda balık avlamaya çabalıyorlar. ‘Duble seçime’ rağmen kaybettikleri belediyelerin acısı içlerine öylesine oturmuş ki muhalefetin yönetimine geçen büyükşehirlerde ‘suların akmadığını, çöp dağları biriktiğini’ söyleyebilecek kadar yalandan medet umuyorlar. Muhalif belediyelere ‘hizmet engeli’ büyüyor!

Millet İttifakı ve muhtemelen yeni katılımlarla daha da büyüyüp, genişleyecek demokratik muhalefetin adaylık tartışması, kavgası yok. Ortak hedef ve amaç, tek adama dayalı otokrat sistemi, adil, şeffaf, güçlü demokratik parlamenter sisteme dönüştürmek. Bu değişim ve dönüşümün kendilerini siyaset sahnesinden tamamıyla sileceğinin farkında olan iktidar ve ittifak ortağı, kavgayı büyütmek istiyorlar!

RUSYA, TÜRKİYE’YE YÖNELİK ELEŞTİRİLERİN DOZUNU ARTIRDI

Türkiye-Rusya arasında giderek krize dönüşmeye aday İdlib’de askerlerimize yönelik saldırılar arttı. Rusya, Astana ve Soçi mutabakatlarındaki taahhütlerini yerine getirmediği gerekçesiyle Türkiye’ye yönelik eleştirilerin dozunu artırdı. İktidar, Şam yönetimine karşı alternatif oluşturma çabasında. Geçtiğimiz hafta verilen üç şehidin ardından askerlerimize dönük saldırıların süreceğinin işaretleri çoğalıyor!

Giderek İdlib’in Türkiye-Rusya arasında bir kriz yaratma potansiyelinin arttığı gözlenirken, CB Erdoğan’ın Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya gelmesi planlanıyor. İdlib’deki fiili durumun ve artan cihatçı tehdidinin Soçi’de olası yeni bir mutabakata varılması halinde bile çözüm olmayacağını, Türkiye’nin bir an evvel Suriye toprağı olan bu bölgede güvenliği sağlama, cihatçıları kontrol etme, radikal ve ılımlı cihatçılarla muhalifleri ayrıştırma vb. yükümlülüklerinden kurtulması gerektiğini öngörmekteyim. Kuzey Irak’ta yürütülen operasyonlardaki saldırı ve çatışmalarda PKK ile mücadele edildiğini ve şehitlerimize saldırıların bu terör örgütü tarafından gerçekleştirildiğini biliyoruz. Milli Savunma Bakanlığı operasyonlarda kaç PKK’lının ‘etkisiz hale getirildiğini’ duyuruyor. Geçen hafta üç askerimizin şehit edildiği saldırı ve önceki saldırılar da dâhil İdlib’de verilen şehitlerde askerimize kimin/kimlerin saldırdığından söz edilmiyor. Bunu ancak Arap medyası, uluslararası medya ya da saldırıyı gerçekleştiren örgüt eylemini üstlendiğinde öğrenebiliyoruz. Nitekim son saldırıyı da El Kaide bağlantılı cihatçı bir örgüt üstlendi.

CİHATÇILARIN GÜVENLİĞİNİ, TÜRKİYE’NİN GÖREVİ VE SORUMLULUĞU OLAMAZ

İdlib, Suriye toprağıdır. Silahlı cihatçı örgütlerin kümelendiği, terör bataklığına dönüşmüş bu kurtarılmış bölgenin ve buradaki cihatçıların güvenliğini, cihatçı bir yapılanmanın kökleşmesini sağlamak ve şehitler verme pahasına sürdürmek Türkiye’nin görevi ve sorumluluğu olamaz. Suriye ordusu Rusya’nın desteğiyle İdlib’deki son cihatçı bölgeyi de merkezi hükümetin yönetim ve kontrolüne almak üzere operasyon için aylardır Türkiye’nin taahhütlerini yerine getirmesini beklemektedir. Suriye ve Arap medyasında geçen hafta yer alan haberlerde Suriye’deki bazı ‘ılımlı’ cihatçı grupların Türkiye’nin desteği ve girişimiyle bir araya gelerek ‘Suriye Kurtuluş Cephesi’ adı altında birleştikleri, bu örgütler arasında Sultan Süleyman Şah Tümeni, Kuzey Şahinleri Tugayı, Hamza Tümeni, Mutasım Tümeni, 20. Tümen vb. örgütlerin olduğu dile getiriliyor. İktidar bir tarafta Astana ve Soçi mutabakatlarıyla ‘Suriye’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygı, iç savaşın bir an evvel sonlandırılmasına ve komşumuzda barışın sağlanmasına destek verdiğini’ beyan ediyor.

DIŞİŞLERİ, SALİH MÜSLİM’İ MUHATAP KABUL ETMİŞ, MÜZAKERELER YÜRÜTMÜŞTÜ

Diğer tarafta ise Gaziantep’te geçici hükümet kurdurup, çeşitli muhalif silahlı grupları bir araya getirmeye çalışarak, Suriye’deki çatışma ve anlaşmazlıklara doğrudan taraf oluyor. Suriye Geçici Hükümeti üyelerini Gaziantep’ten davet edip, Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’nda ağırlayan iktidar, geçmişte de şimdi terör örgütü dediği PYD başkanı Salih Müslim’i Dışişleri Bakanlığı’nda ağırlamış, muhatap kabul etmiş, müzakereler yürütmüştü.

Geçen hafta Moskova’ya resmi ziyarette bulunarak Putin ile bir araya gelen Suriye Devlet Başkanı Esad’ın bu ziyareti kanımca başta İdlib olmak üzere Suriye’de yakında başlayacak yeni bir sürecin işareti. Putin görüşmede isim vermeden Türkiye’yi de kastederek; “Suriye'deki yabancı silahlı güçlerin yasa dışı varlığı ülkenin bütünleşmesini engelliyor. BM kararı ve sizin rızanız olmaksızın ülkenin belirli bölgelerinde yabancı silahlı kuvvetlerin bulunmasıdır ki bu da uluslararası hukuka açıkça aykırıdır. Bu güçler bir an evvel Suriye’nin egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygılı şekilde, uluslararası hukuka uygun biçimde Suriye topraklarını terk etmelidir” açıklamasını yaptı.

- Büyük ihtimalle Rusya bu söylemini sürdürecek ve Türkiye üzerinde Suriye’den çekilme baskısını artıracak. Bu ay sonunda yapılacağı belirtilen Erdoğan-Putin görüşmesinde de Rusya’nın bu konuyu doğrudan masaya getirmesi beklenmeli.

TSK’NIN İDLİB’DEN ÇEKİLMESİ EN DOĞRU VE AKILCI YOLDUR

Rusya ile İdlib gerilimi son günlerde yeniden tırmanırken, MSB Akar’ın geçen hafta ABD’ye çağrıda bulunarak “Eğer ABD, Ortadoğu coğrafyasında bulunacaksa Türkiye ile iş birliği yapması lazım. ABD’nin bölgede iş birliği yapacağı ülke biziz.” açıklaması yapması, iktidarın aynı taktik-stratejiye yöneldiğini, İdlib’e yönelik olası Suriye-Rusya harekâtı ve Rusya’nın baskısını artırmasına karşı ABD’ye yanaşmaya çalıştığını gösteriyor.

- TSK’nın İdlib’den çekilmesi ve İdlib’in Şam yönetiminin, Suriye ordusunun kontrolüne devredilmesi ülkemizin siyasi, diplomatik, askeri, ekonomik ve güvenlik çıkarları adına en doğru ve akılcı yoldur.

İktidar, Suriye politikasını ülkemizin çıkarlarını öne çıkartacak şekilde radikal biçimde gözden geçirerek değişikliğe gitmeli, Şam yönetimi ile en kısa sürede ilişkileri normalleştirecek adımlar atılmalıdır. Türkiye-Suriye ilişkilerinin normal rayına oturması hızla bölgemizde dengeleri değiştirecek, sorunların süratle ve peş peşe çözümüne olanak sağlayacaktır. Böyle bir süreçten en büyük yararı TÜRKİYE sağlayacaktır.

Rapotun tamamını okumak için

 

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın 20 Eylül 2021 tarihli haftalık değerlendirme raporu

İÇ POLİTİKA

  1. Millet İttifakı’nın hedefi adaylık tartışmaları değil, tek adam sistemini değiştirme ve demokratik parlamenter sisteme dönüştürme!

DIŞ POLİTİKA

  1. Türkiye-Rusya arasında giderek krize dönüşmeye aday İdlib’de askerlerimize yönelik saldırılar arttı.
  2. Kuzey Suriye’de Rojava’da ve SDG kontrolündeki bölgelerde sıcak gelişmeler yaşanıyor.
  3. MED 9 Zirvesi’nden çıkan sonuç bildirgesinde, yeni bir göç dalgasına karşı Türkiye ile iş birliği yapılmasının benimsendiği kaydedildi.
  4. Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) bünyesinde, üye ülkelerin ordularının katılımıyla acilen ‘kolektif hızlı müdahale gücü’ oluşturulması kararlaştırıldı.
  5. ABD-İNGİLTERE-AVUSTRALYA arasında Hint Okyanusuyla Pasifik Okyanusu arasında güvenliği sağlamak üzere AUKUS Anlaşması imzalandı.

EKONOMİ

  1. Tüm dünyada gıda fiyatları yükselirken, ülkeler orta-uzun vadeli akılcı yeni stratejilere yöneliyor!
  2. İktidar, enflasyonla mücadelede ve gıda enflasyonunu aşağı çekmekte, samimi görünmüyor!
  3. Aylık yüzde 4,2 daralan sanayi üretimi, yıllık olaraksa yüzde 15,1 olan beklentilerin yarısı düzeyinde gerçekleşerek yüzde 8,7 oldu!
  4. Merkez Bankası eylül ayı Piyasa Katılımcıları Anketi (PİKA), enflasyonun yükseleceği beklentisinin arttığını gösterdi.
  5. İnşaat maliyet endeksinde yıllık artış yüzde 45’e dayanırken, konut satışları ise art arda aylardır gerilemeye devam ediyor!

1.İktidar ittifakı, kendi değiştirdikleri anayasada siyaset mühendisliği yapmak isterken, şimdi farkına vardıkları ‘siyasal gafletin’ paniğini yaşıyor. Bunun için bir yandan seçimin zamanında yapılacağını ısrarla yinelerken diğer yandan Millet İttifakı’nı adayını açıklama baskısı altına alma çabasına giriştiler. Oysa Millet İttifakı’nın hedefi adaylık tartışmaları değil, tek adam sistemini değiştirme ve demokratik parlamenter sisteme dönüştürme!

Bir Cumhurbaşkanına en çok iki dönem üst üste adaylık ve görev olanağı tanıyan değişikliği, 16 Nisan 2017 referandumunda geçerli sayılan ‘mühürsüz’ oylarla kabul edilmiş saymanın adaletsizliği ve vicdanlarda mahkûm edilen hukuksuzluğu, şimdi dönüp kendilerini vurunca, ne yöne gideceklerini bilmezliğin şaşkınlığına düştüler. İttifak ortağı tarafından peşinen adaylığı ilan edilen CB Erdoğan’ın karşısına, bugünden bir rakip bulma çabasına hız veren iktidar ittifakı, Millet İttifakı’nı aday belirleme baskısı altına almaya çalışarak, kendi yazdığı basit ve beşinci sınıf siyasi senaryoya oyuncu arayışında.

Kendi yaptıkları anayasa değişikliği, peşinen aday ilan ettikleri Erdoğan’ın üçüncü kez aday olmasını ‘hükümsüz’ kılarken, adaylık için tek seçeneğin ısrarla yinelemelerine rağmen ‘seçimlerin zamanında değil erken yapılması’ olduğunun, içleri sızlayarak da olsa bilincindeler. Bunun tek yasal-anayasal-hukuksal yolu TBMM’den bir erken seçim kararı çıkartmak. Bunu yapabilmek için Millet İttifakı ve muhalefetin oy desteğine muhtaç haldeler! Sürekli şekilde zamanında yapılacağını savundukları seçimlere daha 21 ay olmasına karşılık, her gün kontrollerindeki medyalarıyla, yazarlarıyla, ekranlarıyla, parti sözcüleriyle Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı tartışmalarını alevlendirip, spekülasyonlar üretmeye, kendilerinin ortaya attığı isimler üzerinden kendi kendilerine hayali adaylık tartışmaları başlatıp, bulanık suda balık avlamaya çabalıyorlar. ‘Duble seçime’ rağmen kaybettikleri belediyelerin acısı içlerine öylesine oturmuş ki muhalefetin yönetimine geçen büyükşehirlerde ‘suların akmadığını, çöp dağları biriktiğini’ söyleyebilecek kadar yalandan medet umuyorlar. Muhalif belediyelere ‘hizmet engeli’ büyüyor!

Millet İttifakı ve muhtemelen yeni katılımlarla daha da büyüyüp, genişleyecek demokratik muhalefetin adaylık tartışması, kavgası yok. Ortak hedef ve amaç, tek adama dayalı otokrat sistemi, adil, şeffaf, güçlü demokratik parlamenter sisteme dönüştürmek. Bu değişim ve dönüşümün kendilerini siyaset sahnesinden tamamıyla sileceğinin farkında olan iktidar ve ittifak ortağı, kavgayı büyütmek istiyorlar!

2.Türkiye-Rusya arasında giderek krize dönüşmeye aday İdlib’de askerlerimize yönelik saldırılar arttı. Rusya, Astana ve Soçi mutabakatlarındaki taahhütlerini yerine getirmediği gerekçesiyle Türkiye’ye yönelik eleştirilerin dozunu artırdı. İktidar, Şam yönetimine karşı alternatif oluşturma çabasında. Geçtiğimiz hafta verilen üç şehidin ardından askerlerimize dönük saldırıların süreceğinin işaretleri çoğalıyor!

Giderek İdlib’in Türkiye-Rusya arasında bir kriz yaratma potansiyelinin arttığı gözlenirken, CB Erdoğan’ın Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya gelmesi planlanıyor. İdlib’deki fiili durumun ve artan cihatçı tehdidinin Soçi’de olası yeni bir mutabakata varılması halinde bile çözüm olmayacağını, Türkiye’nin bir an evvel Suriye toprağı olan bu bölgede güvenliği sağlama, cihatçıları kontrol etme, radikal ve ılımlı cihatçılarla muhalifleri ayrıştırma vb. yükümlülüklerinden kurtulması gerektiğini öngörmekteyim. Kuzey Irak’ta yürütülen operasyonlardaki saldırı ve çatışmalarda PKK ile mücadele edildiğini ve şehitlerimize saldırıların bu terör örgütü tarafından gerçekleştirildiğini biliyoruz. Milli Savunma Bakanlığı operasyonlarda kaç PKK’lının ‘etkisiz hale getirildiğini’ duyuruyor. Geçen hafta üç askerimizin şehit edildiği saldırı ve önceki saldırılar da dâhil İdlib’de verilen şehitlerde askerimize kimin/kimlerin saldırdığından söz edilmiyor. Bunu ancak Arap medyası, uluslararası medya ya da saldırıyı gerçekleştiren örgüt eylemini üstlendiğinde öğrenebiliyoruz. Nitekim son saldırıyı da El Kaide bağlantılı cihatçı bir örgüt üstlendi.

İdlib, Suriye toprağıdır. Silahlı cihatçı örgütlerin kümelendiği, terör bataklığına dönüşmüş bu kurtarılmış bölgenin ve buradaki cihatçıların güvenliğini, cihatçı bir yapılanmanın kökleşmesini sağlamak ve şehitler verme pahasına sürdürmek Türkiye’nin görevi ve sorumluluğu olamaz. Suriye ordusu Rusya’nın desteğiyle İdlib’deki son cihatçı bölgeyi de merkezi hükümetin yönetim ve kontrolüne almak üzere operasyon için aylardır Türkiye’nin taahhütlerini yerine getirmesini beklemektedir. Suriye ve Arap medyasında geçen hafta yer alan haberlerde Suriye’deki bazı ‘ılımlı’ cihatçı grupların Türkiye’nin desteği ve girişimiyle bir araya gelerek ‘Suriye Kurtuluş Cephesi’ adı altında birleştikleri, bu örgütler arasında Sultan Süleyman Şah Tümeni, Kuzey Şahinleri Tugayı, Hamza Tümeni, Mutasım Tümeni, 20. Tümen vb. örgütlerin olduğu dile getiriliyor. İktidar bir tarafta Astana ve Soçi mutabakatlarıyla ‘Suriye’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygı, iç savaşın bir an evvel sonlandırılmasına ve komşumuzda barışın sağlanmasına destek verdiğini’ beyan ediyor.

Diğer tarafta ise Gaziantep’te geçici hükümet kurdurup, çeşitli muhalif silahlı grupları bir araya getirmeye çalışarak, Suriye’deki çatışma ve anlaşmazlıklara doğrudan taraf oluyor. Suriye Geçici Hükümeti üyelerini Gaziantep’ten davet edip, Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’nda ağırlayan iktidar, geçmişte de şimdi terör örgütü dediği PYD başkanı Salih Müslim’i Dışişleri Bakanlığı’nda ağırlamış, muhatap kabul etmiş, müzakereler yürütmüştü.

Geçen hafta Moskova’ya resmi ziyarette bulunarak Putin ile bir araya gelen Suriye Devlet Başkanı Esad’ın bu ziyareti kanımca başta İdlib olmak üzere Suriye’de yakında başlayacak yeni bir sürecin işareti. Putin görüşmede isim vermeden Türkiye’yi de kastederek; “Suriye'deki yabancı silahlı güçlerin yasa dışı varlığı ülkenin bütünleşmesini engelliyor. BM kararı ve sizin rızanız olmaksızın ülkenin belirli bölgelerinde yabancı silahlı kuvvetlerin bulunmasıdır ki bu da uluslararası hukuka açıkça aykırıdır. Bu güçler bir an evvel Suriye’nin egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygılı şekilde, uluslararası hukuka uygun biçimde Suriye topraklarını terk etmelidir” açıklamasını yaptı.

- Büyük ihtimalle Rusya bu söylemini sürdürecek ve Türkiye üzerinde Suriye’den çekilme baskısını artıracak. Bu ay sonunda yapılacağı belirtilen Erdoğan-Putin görüşmesinde de Rusya’nın bu konuyu doğrudan masaya getirmesi beklenmeli.

Rusya ile İdlib gerilimi son günlerde yeniden tırmanırken, MSB Akar’ın geçen hafta ABD’ye çağrıda bulunarak “Eğer ABD, Ortadoğu coğrafyasında bulunacaksa Türkiye ile iş birliği yapması lazım. ABD’nin bölgede iş birliği yapacağı ülke biziz.” açıklaması yapması, iktidarın aynı taktik-stratejiye yöneldiğini, İdlib’e yönelik olası Suriye-Rusya harekâtı ve Rusya’nın baskısını artırmasına karşı ABD’ye yanaşmaya çalıştığını gösteriyor.

- TSK’nın İdlib’den çekilmesi ve İdlib’in Şam yönetiminin, Suriye ordusunun kontrolüne devredilmesi ülkemizin siyasi, diplomatik, askeri, ekonomik ve güvenlik çıkarları adına en doğru ve akılcı yoldur.

İktidar, Suriye politikasını ülkemizin çıkarlarını öne çıkartacak şekilde radikal biçimde gözden geçirerek değişikliğe gitmeli, Şam yönetimi ile en kısa sürede ilişkileri normalleştirecek adımlar atılmalıdır. Türkiye-Suriye ilişkilerinin normal rayına oturması hızla bölgemizde dengeleri değiştirecek, sorunların süratle ve peş peşe çözümüne olanak sağlayacaktır. Böyle bir süreçten en büyük yararı TÜRKİYE sağlayacaktır.

3.Kuzey Suriye’de Rojava’da ve SDG kontrolündeki bölgelerde sıcak gelişmeler yaşanıyor. Esad’ın Moskova’da Putin’le buluşması yanında, ABD Merkezi Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı McKenzie, SDG yöneticisi Mazlum Kobane ile bir araya geldi. Görüşmeler sonrasında Kuzey Suriye’deki Kürt Meclisi ve Bölgesel Yönetim Liderlerine art arda Washington ve Moskova’dan resmi davet yapıldı.

ABD Merkezi Kuvvetler Komutanı Kenneth McKenzie Kuzey Suriye’ye bir ziyaret gerçekleştirerek PYD-YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) yöneticisi Mazlum Kobane ile bir araya geldi. Bu temasların sonrasında geçtiğimiz hafta ABD yönetimi Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi (Rojava) temsilcileri ile Suriye Demokratik Meclisi Eş Başkanı İlham Ahmed’i özerk yönetimdeki Arap ve Süryani temsilcilerle birlikte resmi görüşmeler için Washington’a davet etti. Eş zamanlı olarak aynı heyete Moskova’dan da davet geldi. Suriye Kürtleri yanında Kuzey Suriye’deki diğer etnik ve dini grupların temsilcilerinin de yer aldığı siyasi heyet bu çerçevede önce Moskova’ya ardından da ABD’ye gidecek.

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Cenevre sürecinde Suriye Anayasa Müzakerelerinin yeniden başlatılması amacıyla önce Şam’a giderek Esad yönetimiyle görüştükten sonra İstanbul’da Suriye Ulusal Konseyi ve Suriye Müzakere Komisyonu Başkanı ile bir araya geldi.

Haziran ayında Cenevre’de yapılan Biden-Putin görüşmesinden sonra Suriye’de sürecin hızlanacağını daha önceki değerlendirmelerimde dile getirmiştim. Suriye’de ABD-Rusya iş birliği çerçevesinde ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Orta Doğu temsilcisi Brett McGurk ile Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrentev sıklıkla bir araya gelerek sürecin altyapısını oluşturdular ve şimdi de bu doğrultuda siyasi çözüm adımları için resmi temaslar hızlandırılmış görünüyor. Öncelikle ABD-Rusya arasında Suriye Kürtleri konusunda ortak bir çözüm zemini arandığını söylemek olanaklı. Moskova ve Washinton ziyaretleri sonrasında Kürtlerle Şam yönetimi arasında bir müzakere sürecinin başlayacağını öngörebiliriz.

Moskova ve Washington yönetimlerinin Kürt siyasileri davet etmesinin ardında, Şam yönetiminin Kürtlerin özerk bir federasyon kurmasına ikna edilmesi ve bu özerk federasyonun SDG ve Suriye ordusunun ortak savunması altında olması konusunda müzakere yürütülerek, mutabakata varılması planının olduğu anlaşılıyor.

Suriye’nin güneyinde Ürdün-İsrail sınır bölgesinde güvenliğin ve Şam yönetiminin kontrolünün sağlanması, buradan İsrail’e bir saldırı olmayacağı güvencesinin Rusya tarafından İsrail ve ABD’ye verileceği anlaşılıyor. Rusya, İran’a bağlı Hizbullah güçlerini uzaklaştırarak gerekirse Suriye’den ayrılmalarını da sağlama konusunda güvenceyi genişletebilir. Tablo bu haliyle değerlendirildiğinde bir yandan kuzeyde Rusya-ABD iş birliğiyle Kürtlerin güvence altına alınması yönünde adımlar atılırken diğer yanda güneyde İsrail sınırında güvenliğin sağlanması hedefleniyor. Kuzey Suriye’de Kürtlerle Esad arasında, güneyde İsrail ve Ürdün sınırlarında İsrail’e yönelik saldırı olmayacağı güvencesiyle Şam yönetiminin güçlendirilmesi, İdlib’e odaklanılması planlanıyor. Altyapısı hazırlanan bu tablonun bir sonraki aşamasının Cenevre’deki Suriye Anayasa Müzakereleri olacağı anlaşılıyor. Burada da ABD ve Rusya’nın ortaklaşa hareket edeceğini öngörmek yanlış olmaz.

Suriye’de yaşanan gelişmeler önümüzdeki dönemde ABD’nin sahayı aşamalı şekilde Rusya’ya bırakacağını, Şam yönetimine dönük yaklaşımını ve politikalarını gevşeteceğini işaret ediyor. İran ile Nükleer müzakerelerin yeniden başlaması ve İran’ın da masada kalmaya devam edeceğini açıklaması, Suriye’deki İran varlığının geriletilmesi konusunda Rusya’nın verdiği güvenceyle birlikte düşünülmeli. Bunun öncesinde Lübnan’a Mısır doğalgazı ve Ürdün elektriğinin Suriye üzerinden taşınmasına ABD’nin onay vermesi ve Sezar Yasası yaptırımlarının bu çerçevede gevşetilmesinin gündeme gelmesi bir diğer olumlu boyut.

Ayrıca Lübnan’a petrol taşıyan İran tankerlerinin Suriye’nin Tartus limanına yanaşması ve Suriye üzerinden İran petrolünün tankerlerle Lübnan’a taşınmasına da ABD ve İsrail’in sessiz kalması, Şam yönetiminin meşruiyetinin kabulü anlamında önemli ve ciddi gelişmeler. Tüm bunlara Kuzey ve Güney Suriye’de hızlanan temas trafiğini, Rusya-ABD-İsrail görüşmelerini, Suriyeli Kürt Siyasilerin ABD ve Rusya’ya davet edilmelerini de ilave ettiğimizde Biden-Putin görüşmesiyle Suriye için başlatılan sürecin hızlandığını, ABD’nin Güneydoğu Asya-Pasifik bölgesine odaklanmak üzere Ortadoğu’daki yükünü azaltarak Rusya’ya alan açtığını öngörebiliriz.

İdlib’ten başlayarak yeni bir Suriye siyasetine yönelmenin kendisini dayatacağı, kaçınılmaz hale geleceğini bugünden görmek ve sonraki adımları hızla planlamak elzemdir. Aksi durumda Suriye’de Türkiye’nin kayıplarının daha da artması kaçınılmaz olacaktır!

4.Yunanistan’ın ev sahipliğinde AB üyesi 9 Akdeniz ülkesinin liderlerinin katıldığı MED 9 Zirvesi’nden çıkan sonuç bildirgesinde Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) tezlerine tam destek verilirken, yeni bir göç dalgasına karşı Türkiye ile iş birliği yapılmasının benimsendiği kaydedildi. Dışişleri Bakanlığı, bildiriye ‘taraflı ve vizyonsuz’ diyerek,000000 tepki gösterdi!

MED 9 Zirvesi’nden çıkan sonuç bildirisinde Doğu Akdeniz’deki deniz sınırı ve münhasır ekonomik bölge anlaşmazlıkları, Kıbrıs sorununun çözümü, Afganistan ve diğer bölgelerden olası yeni bir göçmen dalgasına karşı izlenecek politikalara yönelik değerlendirmelere ver verildi. Yunanistan Başbakanı Kryos Miçotakis’in açıkladığı ortak bildiride Yunanistan ve GKRY’nin Türkiye’ye karşı izlediği politikalara ve gündeme getirdikleri tezlere tam destek verildiği dile getirildi. Dışişleri Bakanlığı ise ‘taraflı ve vizyonsuz’ olarak nitelendirdiği bildiriye karşı oldukça sert ifadeler içeren bir açıklamayla MED 9 ülkelerini Yunanistan ve GKRY’nin peşine takılmaktan vazgeçmeye çağırdı.

MED 9 adı zirvesinde yer alan AB ülkelerinin liderleri ve temsilcilerinin göç konusunda Türkiye ile işbirliği yapılması yönünde görüş birliğine vardıkları kaydedilirken, olası göç akınının önlenmesi için Türkiye'den başka Afganistan'a komşu olan ülkelere de yardım yapılması gerektiği belirtildi. Olası bir yeni göç dalgasının Türkiye'nin yanı sıra Yunanistan, Kıbrıs ve İtalya'yı da olumsuz şekilde etkileyeceği vurgulandı. Yunanistan Başbakanı Miçotakis Akdeniz'in güvenliği ve istikrarının sağlanması için Türkiye'nin de uluslararası hukuk ve deniz hukuku kurallarına saygılı olması gerektiğini öne sürdü. GKRY Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, Türkiye'nin Kıbrıs’ta “iki devletli çözüm” arayışına dikkat çekerek “Türk tarafının geliştirmeye çalıştığı yeni çözüm şekillerinin kesinlikle kabul edilemeyeceği” görüşünü yineledi.

İzlenen sığınmacı politikasının yanlışlığını sürekli vurgulamamıza rağmen yanlışta ısrar eden iktidar nihayet şimdi yaklaşan tehdidin farkına vararak, sığınmacılara yönelik söylem ve politikasında değişikliğe gitmeye mecbur kaldı. Cumhurbaşkanı ve iktidar sözcüleri Türkiye’nin tek bir sığınmacı daha kabul edecek kapasitesinin olmadığını, sığınmacıları ülkelerine geri göndermek için hazırlık çalışmaları başlatıldığını bizzat ifade etmektedir. Dış politikada iki adım sonrası hesap edilmeksizin atılan adımların bir ülkeyi daha fazla geri adım atmak zorunda bıraktığı iktidarın izlediği bu politikalarla somut şekilde görüldü.

5.Rusya öncülüğünde bir araya gelen Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) Liderleri Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de gerçekleştirdikleri zirvede, Afganistan’da yaşanan gelişmeler üzerine örgütün askeri yapısının güçlendirilmesi, savunma stratejilerinin güncellenmesi ve ‘kolektif hızlı müdahale gücü’ oluşturulması planını onayladı. ÜYE ÜLKELERİN Afganistan’dan göçmen ve sığınmacı kabul etmeyecekleri duyuruldu!

Taliban’ın 20 yıl sonra Afganistan’da yeniden yönetime geçmesi sonrasında ortaya çıkan siyasi, askeri ve insani tablo yeni hareketlenmeleri beraberinde getirdi. Afganistan ile sınırı bulunan Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan gibi eski Sovyet Cumhuriyetlerinin yanı sıra aynı zamanda Müslüman nüfusa da sahip bu ülkelerle birlikte Kazakistan, Kırgızistan gibi ülkelerde Taliban yönetimine karşı iş birliğini güçlendirme arayışında. Rusya öncülüğünde eski Sovyet Cumhuriyetlerinin liderleri Duşanbe’de bir zirve toplantısı gerçekleştirerek bir takım ortak kararlar aldı. KGAÖ bünyesinde, üye ülkelerin ordularının katılımıyla acilen ‘kolektif hızlı müdahale gücü’ oluşturulması kararlaştırıldı.

Zirve bildirisini açıklayan Kazakistan Devlet Başkanı Tokayev, Afganistan’dan gerçekleşebilecek olası yasadışı göçle mücadele etme çağrısında bulunarak KGAÖ'nün Afgan sığınmacıları örgüte üye olan ülkelerin topraklarına yerleştirmeyi kabul etmeyeceğinin oy birliğiyle kabul edildiğini bildirdi. Birbirleriyle serbest seyahat ve geçiş anlaşması bulunan KGAÖ üyesi ülkeler, Afgan cihatçıların diğer üye ülkelere vizesiz geçme olanağına sahip olmaları ve farklı ülkelerde terör eylemleri gerçekleştirmeleri endişesini taşıyor. Putin de, kesinlikle Afgan sığınmacı kabul edilmeyeceğini açıklamıştı. Rusya bir yandan Çin’le birlikte Taliban yönetimiyle diyalog kanallarını açık tutarak Kabil’deki büyükelçiliğinin faaliyetine devam etmesini kararlaştırırken diğer yandan da Müslüman nüfusa sahip eski Sovyet Cumhuriyetleri, Orta Asya ülkeleriyle ortaklaşa cihatçı sızmalarına, cihatçı terör örgütleri ve eylemlerine karşı güvenlik önlemlerini sıkılaştırıyor.

Taliban içindeki radikal Hakkani örgütü yanında IŞİD-Horasan başta olmak üzere Taliban’ın kontrolü dışında çok sayıda radikal cihatçı örgüt Afganistan’da barınıyor, faaliyet sürdürüyor. Bunun yanı sıra dünyanın diğer bölgelerindeki cihatçı yapılanmaların da Afganistan İslam Emirliği’ni kendileri için güvenli görerek buraya taşınmaları, eylemlerini Afganistan üzerinden organize etmeleri ciddi bir olasılık ve uluslararası güvenlik sorunu olarak ortada duruyor!

6.ABD-İNGİLTERE-AVUSTRALYA arasında Hint Okyanusuyla Pasifik Okyanusu arasında güvenliği sağlamak üzere AUKUS Anlaşması imzalandı. Anlaşmayla Avustralya’ya nükleer denizaltı satışı, Çin’in sert tepkisine neden olurken, NATO’yu da karıştırdı. Avustralya’nın Fransa ile imzaladığı 50 yıl süreli 56 milyar Euro’luk savaş gemisi ve denizaltı anlaşmasını iptal edip, ABD ve İngiltere ile anlaşması Fransa’yı ayağa kaldırdı!

ABD Ortadoğu’dan Güneydoğu Asya ve Pasifik bölgesine odaklanma, burada Çin’in etkinliğini kırma yönünde önemli bir adım atarken, Çin ve Fransa’nın sert tepkisi gündeme geldi. ABD ve İngiltere ile Avustralya arasında imzalan anlaşma çerçevesinde Hin Okyanusu ve Pasifik Bölgesi’nde güvenliğin sağlanması ve askeri iş birliği çerçevesinde imzalanan mutabakat ile üç ülkenin isimlerinin baş harflerinden oluşan AUKUS (Australia-United Kingdom-United States) İş Birliği Örgütü Kuruldu.

Başlangıç tutarı 40 milyar dolar olan anlaşma ile ABD ve İngiltere tarafından Avustralya’ya nükleer donanımlı denizaltı ve nükleer denizaltı teknolojisi satışı gerçekleştirilecek. Avustralya’nın bu imkânları nükleer silahlanma için kullanmayacağı, sadece savaş gemileri ve denizaltılarda tahrik sistemleri için nükleer güç kullanılacağı da anlaşmada yer alıyor.

AUKUS anlaşması Çin’den daha fazla Fransa’nın sert tepkisine neden oldu. Avustralya ile Fransa arasında daha önce imzalanan ve ‘Asrın anlaşması’ olarak adlandırılan 56 milyar Euro tutarındaki denizaltı alım anlaşmasının Avustralya tarafından iptal edilmesi ve Avustralya’nın ABD ve İngiltere ile 40 milyar dolarlık AUKUS Anlaşması’na imza atması Fransa tarafından protesto edildi. Fransa’nın Washington ve Canberra Büyükelçileri istişare için merkeze çağrıldı.

AUKUS Anlaşması’na bir tepki de bölge ülkesi Malezya’dan geldi. Çin ile zaman zaman deniz sınırları konusunda anlaşmazlıklar yaşayan Malezya, üçlü anlaşmanın bölgedeki gerilimi daha da tırmandıracağı endişesini gündeme getirdi. Bu arada Çin’den ise ilk karşı hamle geldi. Eski ABD Başkanı Obama döneminde kurulan Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) daha sonra 2018’de pek çok bölge ülkesinin de katılımıyla Trans Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve Aşamalı Anlaşma Örgütü’ne (CPTPP) dönüştü. ABD öncülüğünde Çin’in bölgedeki ekonomik etkinliğini kırmak amacıyla kurulan örgüte o dönemde üyelik için başvurmayan Çin, AUKUS Anlaşması’nın hemen ertesinde CPTPP’ye üyelik için resmi başvurusunu dönem başkanı Yeni Zelanda’ya iletti.

Çin Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan resmi açıklamada Ticaret Bakanı Wang Wentao’nun CPTPP serbest ticaret anlaşmasına katılmak amacıyla başvuru mektubunu Yeni Zelanda Ticaret Bakanı Damien O'Connor’a sunduğu belirtildi. Eski ABD Başkanı Donald Trump, ABD’yi CPTPP anlaşmasından çekme kararı alınca, örgütün liderliğini ve organizasyonunu Japonya üstlendi.

Çin bu hamlesiyle, AUKUS Anlaşması’na imza atan Avustralya’nın yanı sıra, ABD’nin Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması’ndaki (NAFTA) ortakları Meksika ve Kanada ile de gümrük kapılarının açılması ve serbest ticaret olanağına kavuşacak. ABD’yi kuzeyden ve güneyden ekonomik ablukaya alabilecek.

7.İktidar, market ve hal baskınlarıyla görüntüde enflasyonla mücadele ettiğini söylerken, iki yıl önce aynı uygulamaları yapan iki bakan şu anda görevde bile değil. Kaldı ki iktidar ‘fahiş fiyat’ dese de ağustos ayı Tarım-ÜFE enflasyonu yüzde 24,69 artışla rekor kırdı. Tüm dünyada gıda fiyatları yükselirken, ülkeler orta-uzun vadeli akılcı yeni stratejilere yöneliyor!

Enflasyon ve hayat pahalılığı gerçeğini, gıda fiyatlarındaki olağanüstü artışları kabullenmek zorunda kalan iktidar, akılcı ve sonuç alıcı çözümler yerine görüntüyü kurtarmak amaçlı politikalara yönelmeyi tercih ediyor. Market zincirlerinde, manav ve Pazar yerlerinde kameralar eşliğinde ‘etiket teftişi’ yapan Ticaret Bakanlığı memurlarının görüntüleri her akşam haberlerde ekranlara getiriliyor. Bunun yanı sıra ikisi hariç diğerleri CHP’li Büyükşehir Belediyeleri’nin görev yaptığı 9 ildeki (İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Mersin, İzmir, Aydın, Bursa, Samsun) 10 Toptancı Yaş Meyve Sebze Halinde de Ticaret Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı denetim elemanları hal esnafına yönelik depo baskınları, etiket-fatura-irsaliye denetimleri başlattı.

2019 yılında benzer uygulamaları yerel seçimler öncesinde uygulamaya koyan, o dönemde başta İstanbul olmak üzere AK Partili belediyelere tanzim satış çadırları kurduran, esnafa, pazarcıya, üreticiye, marketlere para cezaları keserek fiyatları düşürmeye çalışan iktidar tamamıyla başarısız oldu. Üstelik o dönemde hal esnafını, üreticiyi ‘Gıda teröristi’ olarak nitelendiren Hazine ve Maliye Bakanı ile Fahiş Fiyat Komitesi kuran Ticaret Bakanı artık görevde değil.

İktidar etiketleri, fahiş fiyat artıran gıda teröristlerini itham etmeyi sürdürse de TÜİK’in geçen hafta açıkladığı ağustos ayı tarım ürünleri üretici fiyat endeksinde (Tarım-ÜFE) son 26 ayın en yüksek artışı gerçekleşti. Tarımsal üretimdeki resmi enflasyon yıllık yüzde 24,69’a ulaşmış durumda.

Tarım-ÜFE, Ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 1,77 yükselirken, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 24,69 artarken bu yılın Ocak-Ağustos dönemi sekiz aylık artış ise yüzde 12,37 oldu. Böylece Tarım-ÜFE, Haziran 2019'dan bu yana en yüksek seviyeyi gördü.

- Her başı sıkıştığında nihai ürün ithalatına kapıları açarak üreticiyi üretimden soğutan iktidar, yerli üreticinin hasat mevsiminin başladığı dönemde buğday, arpa, mercimek, çavdar vb. hububat ve bakliyat ithalatında gümrük vergilerini yılsonuna kadar sıfırladı.

Daha önce de bu yöntem kuru fasulyede, nohutta, pirinçte, soğanda, patateste, otta, samanda denendi. Milyarlarca dolar yabancı üreticiye giderken, devlet gümrük vergisinden feragat ederken hem fiyatlar düşmedi hem de yerli üretici perişan edilerek üretimden uzaklaştırıldı.

TL’nin 2018’den bu yana yüzde 100’e yakın değer kaybetmiş olması, üretici fiyatlarının (Yİ-ÜFE) yüzde 45’e tüketici fiyatlarının yüzde 19,25’e gelmesinde TL’deki ağır değer kaybının yanı sıra, pek çok üründe kullanılan ithal girdilerin fiyatlarının da kur artışlarından dolayı hızla yükselişinin katkısını iktidar görmek istemiyor.

İktidara yakın en büyük market zincirlerinden birisinin CEO’su yapılan denetimlerde peynir ve diğer süt ürünlerinde ‘haksız-fahiş fiyat artışını’ sorgulayan denetim elemanlarına ‘Çiğ süt fiyatlarını belirleyen, fiyatlara zam yapan hükümetin kendisi’ dediğini aktarıyor medyada.

Dünya ülkeleri, gelişmiş ekonomiler, gıda şirketleri, market zincirleri, gıda üretimini ve tüketiciye ulaştırılmasını stratejik öncelikler arasına alıp, orta ve uzun vadeli gıda güvencesini, üretimini garantiye alacak, üreticiyi teşvik edecek, gıda enflasyonunu dizginleyecek strateji arayışlarına yöneliyor.

Türkiye’de ise iktidarın çözümü; sıfır gümrüklü ithalat ve üreticiyi terörist, marketçiyi hain ilan ederek etiket teftişlerine, hal baskınlarına çıkmak! Ancak artık ithalatta çözüm olmuyor. Kurlardaki yükseliş nedeniyle ithal tarım ve hayvancılık ürünleri, gıda ürünleri de oldukça pahalıya geliyor.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) son çıktığı yüzbinlerce tonluk, buğday, arpa, hububat-bakliyat ihalelerinde hem ürün bulmakta sıkıntıya düştü hem de ihalede dolar-euro bazında gelen fiyat teklifleri, içeride yerli üreticiye verilen taban fiyatın üç katı düzeyinde gerçekleşti.

8.İKTİDAR enflasyonla mücadelede, gıda enflasyonunu aşağı çekmekte samimi ise sonuç alınabilecek basit birkaç öneriyi burada sıralamak isterim.

*Öncelikle üretimi ve üreticiyi teşvik politikalarına yönelmek ve ürüne verilecek asgari taban fiyatı önceden ilan edip, alım garantisi vererek ürün ve üretim planlamasını devreye sokmak gerek.

*Çok olağanüstü bir durum olmadıkça nihai ürün ithalatına gidilmemeli, gümrüksüz ithalat uygulamasına son verilmeli.

*Bunun yerine üretime başlama noktasında girdi maliyetlerini düşürecek tohum, ilaç, gübre vb. ithal girdilerin gümrükleri sıfırlanarak, üreticiye en düşük maliyetle erişim sağlanmalı.

*Tarımsal sulamada kullanılan elektrik, mazot enerji faturalarında ÖTV-KDV sıfırlanmalı faturanın asgari yüzde 50’si devlet tarafından üstlenilmeli.

*Devlet özelleştirilen elektrik şirketlerine döviz bazında kilovatsaat başına alım garantisi verirken, otoyol-köprülere araç, şehir hastanelerine hasta garantisi verirken, üreticiye de ürün bazında (buğday, arpa, bakliyat, ayçiçeği, soğan, patates vs.) ekim dönemi öncesinde ürününü satın alma, fiyat garantisi ve hasat döneminde enflasyona endeksli fiyat artış garantisi vermeli.

*Üreticinin an itibarıyla tüm borçları en az 3 yıl süreyle faizsiz olarak ertelenmeli, Ziraat bankası kredilerinin yüzde 80’i düşük faizle ya da faiz sübvansiyonu ile tarım ve hayvancılığa tahsis edilmelidir.

- COVID-19 gıda üretiminin ve gıdaya erişimin ne kadar stratejik ve hayati olduğunu gösterdi.

Salgın süreci atlatılsa bile iklim ve su krizi nedeniyle gıda ve üretimin bu stratejik konumu önümüzdeki yıllarda daha da artacak. Bugünden orta ve uzun vadeli üretim planlaması, üretici eğitimi, kentten kırsala dönüş, tarımsal arazilerin korunması ve arındırılması vb. stratejiler uygulama takvimine bağlanarak tüm üreticilerin önlerini görebilmelerini sağlayacak şekilde önceden ilan edilmelidir.

*Öncelik ithalat yerine yerel üretim olmak zorunda. Market zincirlerinin üreticiyi istismar etmesini önleyecek, tüccarın üreticiyi borçlandırarak, daha hasada kalmadan ürününü kapatmasını engelleyecek, üreticiyi ‘sözleşmeli üretici’ konumuna getirip tarım işçisine dönüştürecek gidişata son verecek yasal altyapı süratle hazırlanıp yasalaştırılmalıdır.

*Gerek ülkemizde gerekse dünyada gıda israfının ulaştığı boyutlar karşısında bunun önüne geçecek mekanizmalar, depolama sistemleri, tedarik zincirleri plan ve program kapsamına alınmalıdır.

*Tüm araştırmalar üretilen gıdaların asgari üçte birinin nakliye, pazarlama, perakende satış ve tüketim aşamalarında kaybolduğunu, israf edildiğini, atıldığını göstermektedir. Gıda fiyatlarının düşmesi için öncelikle gıda israfına karşı farkındalık yaratacak bir eylem planı hızla devreye konulmalı, kampanya yürütülmelidir.

*Gıda tedarikinin güvence altına alınması için ilk adımın atılması gereken yer tarla, bahçe, besi çiftlikleri, ahırlar vb. dir. Yüksek gıda enflasyonunun başlangıç noktası tarlaya atılan tohumdan başlayarak fidan, sulama, ilaçlama gibi tüm üretim aşamalarını kapsamaktadır.

*İthalatta gümrük vergisini sıfırlama desteği, üretim desteği bu aşamadan başlatılarak ürün maliyeti aşağı çekilmeli ancak bu noktadan itibaren ‘tarladan-rafa-tezgâha-sofraya zinciri’ her aşamasında denetime ve izlemeye tabi olmalıdır.

*Merkezi yönetimin, yerel yönetimleri dışlayarak sorunu baskınlar ve etiket teftişleriyle çözmeye yönelmesi, sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.

*Yerel yönetimlerin, büyükşehir kırsalındaki üretim çabaları desteklenmeli, büyükşehir çeperlerinde gerçekleştirilecek üretimin pazara, markete, rafa ulaşım maliyetinin düşüklüğü dikkate alınarak, yerel yönetimlerle iş birliğine, ortaklaşa üretim faaliyetlerine merkezi yönetimin de desteği, katkısı sağlanmalıdır.

Tüm bunların da ötesinde; tarım, hayvancılık, üretimin-üreticinin desteklenmesi başlı başına kapsamlı şekilde ele alınmalıdır.

Ziraat odaları, Üretici Birlikleri, Tarım Satış Kooperatifleri, ürün bazlı Sivil toplum dernekleri (SETBİR, GİMAT vb.), ziraat mühendisleri ve Veteriner Hekim örgütleri vs. ile birlikte geleceğin en stratejik alanı olan tarım ve hayvancılık konusunda en geniş katılımlı Üretim-Üretici Şurası toplanarak ortak akıl devreye sokulmalı, verimli toprakları, akarsuları, otlakları, yaylaları, meraları ile ülkenin üretim potansiyeli ayağa kaldırılarak TÜRKİYE GIDA ÜRETİMİ VE İHRACATINDA DÜNYA SAHNESİNDE YERİNİ ALMALIDIR.

9.İkinci çeyrekte yüzde 21,7 olarak açıklanan büyüme hızında en önemli etkenlerden birisi olan sanayideki üretim artışının son iki çeyrekte gerileyeceğine dönük öngörüm, temmuz ayı endeksleriyle teyit edildi. Aylık yüzde 4,2 daralan

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER SİYASET Haberleri
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Fenerbahçe 8 6 1 1 12 6 19 +6
2 Trabzonspor 8 5 0 3 16 8 18 +8
3 Beşiktaş 9 5 2 2 18 11 17 +7
4 Hatayspor 8 5 2 1 16 6 16 +10
5 Altay 8 5 3 0 15 13 15 +2
6 Konyaspor 8 3 0 5 12 8 14 +4
7 Fatih Karagümrük 8 4 2 2 14 11 14 +3
8 Galatasaray 8 4 2 2 13 12 14 +1
9 Alanyaspor 8 4 2 2 8 11 14 -3
10 Adana Demirspor 8 3 2 3 14 12 12 +2
11 Kayserispor 8 3 3 2 10 9 11 +1
12 Gaziantep FK 8 3 3 2 10 11 11 -1
13 Sivasspor 9 2 3 4 13 11 10 +2
14 Başakşehir FK 9 3 6 0 11 12 9 -1
15 Antalyaspor 9 2 4 3 10 14 9 -4
16 Giresunspor 9 2 5 2 5 9 8 -4
17 Kasımpaşa 8 1 4 3 8 12 6 -4
18 Yeni Malatyaspor 8 2 6 0 7 16 6 -9
19 Göztepe 8 1 5 2 7 12 5 -5
20 Çaykur Rizespor 9 0 8 1 6 21 1 -15
Takım O G M B A Y P AV
1 Ümraniyespor 9 6 0 3 17 3 21 +14
2 MKE Ankaragücü 9 6 0 3 17 5 21 +12
3 Eyüpspor 9 5 2 2 16 12 17 +4
4 Bandırmaspor 9 5 4 0 15 10 15 +5
5 BB Erzurumspor 8 5 3 0 9 8 15 +1
6 Tuzlaspor 7 4 1 2 9 4 14 +5
7 Kocaelispor 7 4 2 1 7 7 13 0
8 Samsunspor 7 3 2 2 12 11 11 +1
9 Gençlerbirliği 8 3 3 2 10 13 11 -3
10 Denizlispor 9 3 5 1 9 12 10 -3
11 Altınordu 8 3 4 1 10 14 10 -4
12 Manisa FK 8 3 5 0 11 13 9 -2
13 Boluspor 7 2 3 2 7 6 8 +1
14 Menemenspor 8 2 4 2 9 15 8 -6
15 İstanbulspor 7 2 4 1 9 10 7 -1
16 Adanaspor 8 1 4 3 9 15 6 -6
17 Balıkesirspor 8 2 6 0 6 13 6 -7
18 Bursaspor 7 1 4 2 7 12 5 -5
19 Keçiörengücü 7 1 5 1 5 11 4 -6
Takım O G M B A Y P AV
1 Eyüpspor 38 28 2 8 82 25 92 +57
2 Sakaryaspor 38 21 5 12 74 35 75 +39
3 Kırşehir Belediyespor 38 21 8 9 57 32 72 +25
4 Kırklarelispor 38 19 6 13 60 32 70 +28
5 Van Spor 38 21 11 6 59 35 69 +24
6 Bodrumspor 38 18 11 9 80 48 63 +32
7 Etimesgut Belediyespor 38 18 13 7 63 36 61 +27
8 Karacabey Belediyespor 38 15 12 11 52 41 56 +11
9 Turgutluspor 38 16 16 6 44 56 54 -12
10 Serik Belediyespor 38 13 11 14 51 48 53 +3
11 Pendikspor 38 15 16 7 66 53 52 +13
12 Pazarspor 38 15 18 5 60 64 50 -4
13 Tarsus İdman Yurdu 38 13 15 10 56 55 49 +1
14 Bayburt Özel İdare Spor 38 14 18 6 52 61 48 -9
15 Sivas Belediyespor 38 11 14 13 63 58 46 +5
16 1922 Konyaspor 38 11 18 9 47 49 42 -2
17 Kastamonuspor 38 8 18 12 31 58 36 -27
18 Elazığspor 38 10 22 6 61 90 33 -29
19 Mamak FK 38 6 26 6 32 121 24 -89
20 Kardemir Karabükspor 38 1 34 3 16 109 3 -93
Takım O G M B A Y P AV
1 Diyarbekirspor 30 20 2 8 43 18 68 +25
2 1928 Bucaspor 30 20 3 7 58 18 67 +40
3 Yeşilyurt Belediyespor 30 17 8 5 50 27 56 +23
4 Ofspor 30 14 5 11 43 31 53 +12
5 Arnavutköy Belediye 30 13 8 9 40 29 48 +11
6 Edirnespor 30 12 9 9 34 31 45 +3
7 Belediye Derincespor 29 10 9 10 38 29 40 +9
8 Artvin Hopaspor 30 10 11 9 41 44 39 -3
9 Fatsa Belediyespor 30 10 12 8 22 31 38 -9
10 Kızılcabölükspor 30 9 11 10 34 33 37 +1
11 Nevşehir Belediyespor 30 9 14 7 31 31 34 0
12 Çankaya FK 30 10 16 4 28 48 34 -20
13 1877 Alemdağspor 30 9 15 6 37 48 33 -11
14 Antalya Kemerspor 30 7 17 6 27 50 27 -23
15 Payasspor 29 5 16 8 29 53 23 -24
16 Manisaspor 30 1 20 9 22 56 12 -34
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 17/10/2021 Kasımpaşa vs Göztepe
 17/10/2021 Altay vs Fatih Karagümrük
 17/10/2021 Galatasaray vs Konyaspor
 17/10/2021 Trabzonspor vs Fenerbahçe
 18/10/2021 Alanyaspor vs Kayserispor
 18/10/2021 Hatayspor vs Gaziantep FK
 22/10/2021 Yeni Malatyaspor vs Altay
 23/10/2021 Çaykur Rizespor vs Kasımpaşa
 23/10/2021 Gaziantep FK vs Giresunspor
 23/10/2021 Konyaspor vs Kayserispor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 17/10/2021 Keçiörengücü vs Kocaelispor
 17/10/2021 BB Erzurumspor vs Altınordu
 17/10/2021 Manisa FK vs Adanaspor
 17/10/2021 Bursaspor vs Boluspor
 18/10/2021 İstanbulspor vs Tuzlaspor
 22/10/2021 Eyüpspor vs Adanaspor
 22/10/2021 MKE Ankaragücü vs Manisa FK
 23/10/2021 Keçiörengücü vs İstanbulspor
 23/10/2021 Tuzlaspor vs Bandırmaspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 17/10/2021 Bayburt Özel İdare Spor vs Çorum FK
 17/10/2021 Ergene Velimeşe vs İnegölspor
 17/10/2021 Kahramanmaraşspor vs Van Spor FK
 17/10/2021 Sivas Belediyespor vs Bodrumspor
 17/10/2021 Turgutluspor vs Ankaraspor
 17/10/2021 Sakaryaspor vs Hekimoğlu Trabzon
 17/10/2021 Afjet Afyonspor vs Adıyaman FK
 17/10/2021 Diyarbekir Spor vs Niğde Anadolu FK
 17/10/2021 Serik Belediyespor vs Somaspor
 23/10/2021 Adıyaman FK vs Diyarbekir Spor
 23/10/2021 Van Spor FK - Sivas Belediyespor Sivas Belediyespor ligdeki son 7 maçında hiç kaybetmedi  Sivas Belediyespor yenilmez
 23/10/2021 İnegölspor - Sakaryaspor Sakaryaspor ligdeki son 7 maçında hiç kaybetmedi  Sakaryaspor yenilmez
 23/10/2021 Van Spor FK - Sivas Belediyespor Van Spor FK ligdeki son 7 maçında hiç kaybetmedi  Van Spor FK yenilmez
 23/10/2021 Somaspor - Kahramanmaraşspor Kahramanmaraşspor ligdeki son 7 maçını kaybetti  Somaspor kazanır
 23/10/2021 Hekimoğlu Trabzon - Turgutluspor Hekimoğlu Trabzon ligdeki son 7 maçında hiç kaybetmedi  Hekimoğlu Trabzon yenilmez
 23/10/2021 Afjet Afyonspor - Etimesgut Belediyespor Afjet Afyonspor ligdeki son 6 maçında hiç kaybetmedi  Afjet Afyonspor yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 17/10/2021 Artvin Hopaspor vs Bursa Yıldırımspor
 17/10/2021 Başkent Gözgözler Akademi FK vs Fatsa Belediyespor
 17/10/2021 Bergama Belediyespor vs Erbaaspor
 17/10/2021 Çatalcaspor vs Hendek Spor
 17/10/2021 Kahta 02 Spor vs Nevşehir Belediyespor
 17/10/2021 Karaman Belediyespor vs Belediye Kütahyaspor
 17/10/2021 Osmaniyespor FK vs Arnavutköy Belediye
 17/10/2021 Sancaktepe FK vs Elazığspor
 17/10/2021 1954 Kelkit Bld.Spor vs Batman Petrolspor
 23/10/2021 Bergama Belediyespor - Başkent Gözgözler Akademi FK Bergama Belediyespor ligdeki son 6 maçında hiç kazanamadı  Başkent Gözgözler Akademi FK yenilmez
 23/10/2021 Elazığspor - Kahta 02 Spor Kahta 02 Spor ligdeki son 7 maçında hiç kazanamadı  Elazığspor yenilmez
 23/10/2021 Arnavutköy Belediye - Karaman Belediyespor Arnavutköy Belediye ligdeki son 7 maçında hiç kaybetmedi  Arnavutköy Belediye yenilmez
 23/10/2021 Batman Petrolspor - Çatalcaspor Batman Petrolspor ligdeki son 7 maçında hiç kaybetmedi  Batman Petrolspor yenilmez
 23/10/2021 Belediye Kütahyaspor - 1954 Kelkit Bld.Spor 1954 Kelkit Bld.Spor ligdeki son 6 maçında hiç kaybetmedi  1954 Kelkit Bld.Spor yenilmez
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI