1964'de temelleri atılan Filistin'in bağımsız devlet olma mücadelesi,1988'de Yaser Arafat ve arkadaşlarının öncülüğünde ilan edildi. Bir yıl sonra Filistin'in ilk devlet başkanı Yaser Arafat oldu.
Bir dönem İsrail'in silahlı saldırılarına sadece sapan taşıyla cevap vererek Barış'ı topraklarında savunan Filistin halkının, bu sayede haklılığı ve mazlumluğu her gün artan bir sayıda Dünya devletleri tarafından kabul görürken, ABD vasıtasıyla beslenen radikal dinci örgütlerin Filistin'de iktidarı ele geçirmesiyle durum tersine dönmüş, Filistin'in haklı davası yalnızlaşmaya başlamıştır.
Arap ve Ortadoğu coğrafyasını savaş bölgesi haline getiren nedenlerin başında hiç kuşku yoktur ki, petrol geliyor. ABD Emperyalizminin, sömürüsünü devam ettirebilmesinin yolu, bu bölgeye huzurun gelmesini engellemekle mümkündü. Sürekli kan akması gerekliydi. Savaş, baskı, zulüm politikaları süreç içinde bölge ülkelerinde baskıcı iktidarları doğurmuş, yetmiyorsa doğrudan emperyalist işgalleri beraberinde getirmiştir. O nedenle bölge ülkelerinin bir tekinde bile demokrasi yoktur.
1980'li yıllardan itibaren Dünya'da sol iğdiş edilmeye başlayınca, Sosyalist Enternasyonal'a üye ülkelerdeki sol, sosyal demokrat partiler sağa kayıp, savaş yanlısı politikalar izlemeye başlayınca Dünya'daki bölgesel katlimlar çoğalmış ve sömürü daha da azgınlaşmıştır.
Türkiye'nin, Atatürk'ün söylediği ilke ve politikalara yani "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" ilkesinden, "Mecbur Kalmadıkça Savaş Bir Cinayettir" söyleminden uzaklaşmasıyla güvenilir, barışçıl bir ülke olma özelliğini yitirmiş durumdadır.
Üzülerek belirtmeliyim ki, radikal dinci Hamas'ın başlattığı ve Faşist Netanyahu iktidarındaki İsrail'in karşı saldırıya geçtiĝi son savaşta, şimdiye kadar 2000'nin üzerinde masum Filistin halkı, Hamas tarafından ise yüzlerce masum İsrail halkı katledilmiştir. Savaş durdurulmazsa bu sayı daha da artacaktır. ABD bu savaşta saldırgan rolünü hemen üstlenmiş, uçak gemilerini Akdeniz'e demirlemiştir.
Savaş kimden gelirse gelsin mazlum halka zarar verir. Bu savaşçı politikaların getirdiği sonuçların ortadan kalkması ancak 'Dünya Sol'unun kendi değerlerine dönmesiyle ve ülkemizdeki Sol'un Atatürk ilke ve değerlerine yeniden bağlı kalmasıyla mümkündür.