Ataşehir escort Ankara escort
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort

CHP’li Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu bugün yayınladı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu bugün yayınladı.
 Tarih: 20-08-2023 11:02:48   Güncelleme: 20-08-2023 11:19:48
CHP’li Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu bugün yayınladı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla komuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 20 Ağustos 2023 tarihli raporu şöyle:

SICAK GÜNDEM

  1. İktidar, ‘servet aktarma’ politikalarıyla 21 yılda AKP zenginlerini yarattı! 85 milyon nüfuslu ülkede, 1 trilyon doları aşan ulusal servetin yüzde 70’ine el koyarak paylaşan 8,5 milyon kişi!
  2. Türkiye’nin en büyük ve köklü kamu bankalarından Ziraat Bankası ve Vakıfbank, yurt dışından toplam 1,1 milyar kaynak bulduğunu açıklarken, parayı veren açıklanmıyor. Devlet yönetimindeki keyfilik, kamu bankalarına da yayılıyor!

İÇ POLİTİKA

  1. Borsa İstanbul’da patlama yapan halka arzlar ve her gün yeni rekor kıran yükselişler, seçeneksiz bırakılan tasarruf sahipleri ve küçük yatırımcıların borsada ağır mağduriyetler yaşamasıyla sonuçlanacak bir süreci işaret ediyor!
  2. Şanlıurfa’daki çocuk tecavüzünde failin Suriyeli olmasına gösterilen tepkiye karşın, benzer çoğu olaydaki tepkisizlik, iktidarın örtbas tavrı ‘tacizleri’ yaygınlaştırıyor. Sığınmacı tehdidinin boyutlarına rağmen ortada bir strateji olmaması öngörüsüzlüğün sonucudur.

EKONOMİ

  1. Merkez Bankası’nın Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yükseltilen yeni hedefler, inandırıcı bulunmadı! Mevcut ekonomi yönetimi de güven sorununu aşamıyor!
  2. Ekonomide atılan adımların etkisiyle haziranda ‘cari fazla’ verildiğine yönelik açıklamalar tümüyle algı yaratma çabasıdır. İktidarın ‘cari fazla’ müjdesi temmuz verileri açıklandığında en az 5-7 milyar dolar arası cari açığa dönüşecek.
  3. Bütçeden Kur Korumalı Mevduata (KKM) yapılan ödemelerin 15 Temmuz’dan itibaren Merkez Bankası’na yıkılmasıyla, temmuz bütçe açığı 35 milyar TL düşürülerek, fazlaya dönüştürüldü!

TARIM

  1. İktidar, enflasyon ve hayat pahalılığının halkı bunalttığını itiraf etmesine karşılık bu noktaya gelinmesinde küresel kriz ve küresel gıda fiyat artışı bahanesine sarılıyor. Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi verileri ise iktidarı yalanlıyor!
  2. ABD ve AB’de Rusya-Ukrayna savaşından dolayı ortaya çıkan ağır parasal ve askeri maliyetler, kamuoyunda hükümetlere karşı tepkileri büyütüyor!

DIŞ POLİTİKA

  1. Suriye ile normalleşme girişimleri çıkmaza girmiş görünüyor. Şam yönetimi, 20 Suriye askerinin öldürüldüğü IŞİD saldırısından ABD, İsrail ve ‘işgalci’ diye nitelendirdiği Türkiye’yi sorumlu tuttu!

İsviçreli Credit Suisse’in açıkladığı ‘Küresel Servet Raporu’; Türkiye’nin 1 trilyon doları aşan gayri safi milli hasılasının yüzde 40’ının 850 bin kişiye, Türkiye’deki toplam servetin yüzde 70’i nüfusun yüzde 10’unu oluşturan 8,5 milyon kişiye ait olduğunu, ortaya çıkarttı. İktidar, ‘servet aktarma’ politikalarıyla 21 yılda AKP zenginlerini yarattı!

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ve Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) 2023 haziran sonu verileri bankalardaki 160 milyonu aşkın hesap içinde 1 milyon TL ve üstü mevduatın olduğu hesap sayısının 1 milyonu aştığını, bankalardaki 11 trilyonun üzerindeki toplam mevduatın yüzde 72’sinin bu hesaplara ait olduğunu sergiliyordu.

İsviçreli UBS çatısı altındaki Credit Suisse tarafından her yıl yayınlanan ‘Küresel Servet

Raporu’ ise dünyada en çarpık ve adaletsiz milli hasıla yapısına sahip ülkeler arasında Türkiye’nin ilk sıralarda bulunduğunu, iktidarın 21 yıldır uyguladığı bir avuç kişiye servet aktarma politikalarıyla AKP zenginlerinin yaratıldığını ortaya koydu. BDDK ve TBB verilerini teyit eden Credit Suisse Küresel Servet Raporu, gerçekte milli gelirin, ulusal servetin paylaşımındaki insani boyutun kağıt üzerindeki rakamlarda görünenden çok daha adaletsiz bir noktaya ilerlediğini sergiliyor.    

Rapordaki rakamlara göre 2021’e kıyasla 141 milyar dolar gerileyen milli gelir toplamı 2022 sonunda 1 trilyon 41 milyar dolar. Bu ulusal servetin yüzde 39,5’luk bölümü (411 milyar 195 milyon dolar) 85 milyonluk Türkiye nüfusunun yüzde 1’ine (850 bin kişi) ait. Nüfus dilimleri itibarıyla servet payına bir başka açıdan bakıldığında, 1 trilyon 41 milyar dolarlık ulusal servetin yaklaşık yüzde 70’ini (726 milyar dolar) nüfusun yüzde 10’unu (8,5 milyon kişi) oluşturan en zenginler alıyor.    Türkiye’deki ulusal servet tutarı 2015 sonunda 1 trilyon 777 milyar dolar idi. 2018’den sonra tümüyle tek kişinin keyfi yönetimine geçişle kamu kaynaklarının denetimsiz ve hesapsız kullanımı, iktidar çevresindeki dar bir kesime ulusal kaynakların aktarılmasına dönük uygulamalar yaygınlaştı. Buna bağlı olarak TL’nin değersizleştirilmesi, kurların TL karşısında uçuşa geçmesi, Merkez Bankası’nın yüz milyarlarca dolarlık rezervinin akıbeti meçhul şekilde satılması vb. süreçlerin sonunda 1 trilyon 41 milyar dolara geriledi. Rapordaki çarpıcı tespitlere göre;  

  • Nü füsün en zengin yü zde 5’lik kesimi (4 milyon 250 bin kişi) toplam servetten yü zde 59,2 (616 milyar dolar) pay alırken, nü füsün yü zde 95’i ülüsal servetin yü zde 40,8’ini (424 milyar dolar) paylaşıyor.
  • Nü füsün en yoksül yü zde 30’ü (2 milyon 550 bin kişi) ülüsal servetten pay alamadıg ı gibi sadece borç sahibi. Borç tütarı da 1 milyar dolar. Tü rkiye’de 1050 milyon dolar arası serveti olan 2920, 50-100 milyon dolar arası serveti olan 320, 500 milyon dolar ve ü stü serveti olan 31 kişi.

İ ktidar so zcü lerinin ‘ü lkede aç, ekmek bülamayan yok. Tatil yerleri, kafeler dolüp taşıyor, trafikte lü ks araçtan geçilmiyor’ vb. ifadelerle savündükları tablonün akto rleri, 85 milyon nü füslü ü lkede, 1 trilyon doları aşan ülüsal servetin yü zde 70’ine el koyüp, aralarında paylaşan 8,5 milyon kişi!

İki kamu bankası yurt dışından toplam 1,1 milyar kaynak bulduğunu açıkladı. Bankalar yasası ve dış kaynak teminine dönük yasal resmi teamüller gereği paranın kaynağı kamuoyuna açıklanması gerekirken bu yapılmadı. Devlet yönetimindeki keyfilik, sermayesi millete-hazineye ait kamu bankalarına da yayılıyor!

Türkiye’nin en büyük ve köklü kamu bankalarından Ziraat Bankası yurt dışından 600 milyon dolar, Vakıfbank ise 500 milyon dolar kaynak bulduğuna ilişkin açıklamaları art arda yaptılar. İktidar tepe yöneticileri kapı kapı dolaşıp dolar ararken, mevcut ekonomik kriz koşullarına rağmen iki kamu bankasının toplam 1,1 milyar dolar dış kaynak bulması sevindirici. Ancak her iki banka da gerek Bankalar Yasası gerekse finans sektörünün temel unsuru olan şeffaflık ilkesi ve teamülleri, kamu kurumlarının dış kaynak teminiyle ilgili resmi ve yasal gerekleri yerine getirmeksizin paranın nereden, kimden, hangi koşullarla alındığını açıklamadı. Ziraat Bankası Genel Müdürü aynı zamanda Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı. Vakıfbank ise 2005’ten bu yana halka açık, hisseleri Borsa İstanbul’da (BİST) işlem gören bir kamu bankası. Dolayısıyla sağlanan kredinin kimden alındığı ve koşullarının BİST’e, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) bildirilmesi şart.

Ziraat daha önce 7 Ocak’ta 1,3 milyar dolar dış kaynak sağladığını açıkladığında ‘367 gün vadeli kredinin koordinatörlüğünü Abu Dhabi Commercial Bank PJSC ve Emirates NBD Capital Limited’in gerçekleştirdiğini, Standard Chartered Bank’ın sürdürülebilirlik koordinatörü olarak görev aldığını, sendikasyona 25 ülkeden 52 bankanın katıldığını’ duyurmuştu. Ziraat, ‘vereni belirsiz’ son 600 milyon dolarla birlikte ocaktan bu yana yurt dışından 3,4 milyar dolar borçlandı.

✓ Devlet yo netiminde, kamü kaynaklarının, bü tçe olanaklarının, milletten toplanan trilyonlarca liralık verginin küllanımındaki keyfilik ve küralsızlık, şimdi varlıkları millete ve hazineye ait olan kamü bankalarına da sirayet etmiş go rü nü yor. 

Sermayeleri tükenince İşsizlik Sigortası Fonu’ndan, hazineden on milyarlarca liralık taze sermaye aktarılan bu bankalar, iktidarın kasasına dönüştürülürken, iktidar talimatıyla tahsil etmeyip öteledikleri, faizini silip taksitlerini 5-10 yıla yayarak yapılandırdıkları kredilerden doğan milyarlarca liralık zararı da ‘görev zararı’ olarak hazineye ve milletin sırtına yıkıp, bilançolarını makyajlıyor. Buna karşılık, aynı kamu bankaları ürünü para etmediği için kredi borcunu kapatamayan üretici-çiftçinin pulluğuna, traktörüne, bağınabahçesine haciz koyarken yasanın her imkânını kullanıyor. Küçük esnaf, ücretli veya emekli kredi kartı, tüketici kredisi borcunu bir hafta aksatınca peşine düşüp yasal takip başlatıyor.  

Şimdi de en bü yü k hissedarları olan hazinenin gü cü nü , itibar ve gü vencesini arkalarına alarak büldükları milyarlarca dolarlık borcün, kredinin kaynag ını gizliyorlar. Rasyonel politikaya geçiş bü mü? Bü tefeci parası veya kara para mı ki, parayı verenin adı açıklanmıyor? Keyfi yo netimin devlette hızla yaygınlaşmasının yansıması, kamü bankalarında da şeffaf olmayan, sadece tek kişiye hesap veren ‘keyfi bankacılık’ olarak karşımıza çıkıyor.

Borsa İstanbul’da patlama yapan halka arzlar ve her gün yeni rekor kıran yükselişler, seçeneksiz bırakılan tasarruf sahipleri ve küçük yatırımcıların borsada ağır mağduriyetler yaşamasıyla sonuçlanacak bir süreci işaret ediyor. Şirketler, halka arz gelirleriyle borçlarını kapatıp farklı alanlara kaynak aktarımı ve yığınak yapıyor!

Merkez Bankası’nın (MB) politika faizini yüzde 17,5’a yükseltmesine rağmen TL mevduat faizi enflasyona karşı 32,5 puan negatif. MB Başkanı enflasyon hedefini yüzde 58’e yükseltirken TL mevduat faizini yüzde 30’un altına düşürmekle övünüyor. İktidar, sonbahardan itibaren KKM hesabı açmayı durdurmaya hazırlanıyor. KKM’den çözülecek paranın altın ve dövize gitmemesi için kurlar bastırılıyor, TL değersizleştiriliyor. Altına yasak ve kısıt getiriliyor. Borsa tek cazibe merkezine dönüştürülüyor. Küçük tasarrufçunun yöneldiği 1 gram ve altındaki gramajlarda altın basımı yasaklandı.  

Eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin başlattığı küçük yatırımcıları BİST’e yatırıma yönlendirme çağrısını, yeni ekonomi yönetimi de uyguladığı para, faiz, kur, enflasyon politikalarıyla sürdürüyor. Tasarrufunu enflasyona karşı korumakta seçeneksiz bırakılan tasarruf sahipleri ve küçük yatırımcı borsaya akın ediyor. Bilinçli bir siyasiekonomik strateji ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) her hafta iki-üç yeni şirkete halka arz izniyle oluşturulan ortamda, yüz milyarlarca liranın borsada el değiştirmesine zemin hazırlanıyor. Son birkaç haftada iktidara yakın müteahhitlik, konut, enerji, altın ve kıymetli maden şirketleri halka arz edildi. Geçen hafta bir dönercinin halka arzına bile milyarlarca TL talep geldi. AKP iktidarında en zenginler listesinde ilk sıralara yükselen altın rafinerisi ve kuyumculuk şirketinin CEO’su Holding bünyesindeki enerji şirketini halka arz edip sağlayacakları kaynağı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan (TMSF) geçen hafta satın aldıkları bankaya aktaracaklarını açıkladı. 2001’den bu yana TMSF’deki bankanın satışı daha gelen 75 milyon dolar teklife karşın iptal edilmişti. Geçen hafta ise önceki teklifin onda birine 7,5 milyon dolara iktidara yakın altın rafinerisi sahibine satıldı.

15 Ağustos itibarıyla BİST’te pay bakiyeli yatırımcı sayısı bir yılda 3 milyon 3 bin 214 kişi artarak, 5 milyon 636 bin 160’a yükseldi. Son bir ayda 1 milyon 216 bin 954 yeni yatırımcı borsaya girdi. İlk 6 ayda 22 şirket halka arz edilerek 23,2 milyon yatırımcıya satılan hisselerle 26,5 milyar TL toplandı. BİST endeksi yükselirken hâlâ geçmiş dönemlerdeki rekor seviye olan 5 doları yakalayabilmiş değil. TL bazında rekor kıran fiyatlar yüzde 50’ye yaklaşan resmi, yüzde 100’ü aşan gerçek enflasyonla şişiriliyor. Yabancı yatırımcı içinse TL bazlı hisseler sudan ucuz.  

TÜ İ K’in inandırıcı olmayan enflasyon verileri gibi, borsada da medya aracılıg ıyla desteklenen ‘endeks yeni rekor kırdı’ manşetleri, geçmişi belirsiz sosyal medya fenomenleriyle yo nlendirilen milyonlarca kü çü k yatırımcının ciddi bir vürgünla mag dür edilmesi, her şeyini yitirmesi yü ksek ihtimal. SPK hemen her hafta çok sayıda isme, aracı şirkete, foreks sitesine işlem ve erişim yasag ı getiriyor. Bu tablo manipülasyon ve vurgun riskinin ulaştığı boyutları sergilerken, yakında borsazedelerin ülke gündeminde ilk sıraya yükseleceğini gösteriyor!

Şanlıurfa’da infiale yol açan çocuk tecavüzünde failin Suriyeli olmasına gösterilen tepkilere karşın bugüne kadar yaşanan benzer pek çok olaydaki toplumsal tepkisizlik, cezasızlık ve iktidarın örtbas etme yaklaşımı ‘tacizleri’ yaygınlaştırıyor. Ülkemizdeki sığınmacı tehlikesinin geldiği noktayı sergileyen bu olaylara rağmen iktidarın hâlâ ortaya bir plan ve strateji koyamamış olması öngörüsüzlüğün sonucudur.

Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde yaşanan çocuk tecavüzü, ülkenin her yanında büyük tepkiye ve infiale neden oldu. Özellikle tacizin faillerinin Suriyeli olması tepkilerin büyümesine, şiddete, yıkıma yol açtı. Failin Suriyeli olmasından kaynaklı kitlesel infiale karşın, Türk vatandaşlarının faili olduğu, geçmişte ve günümüzde yaşanan benzer olaylardaki toplumsal suskunluk, tepkisizlik kabul edilemez. İktidara yakın bir cemaat vakfına bağlı okulda 50 küçük çocuğun uğradığı tecavüz vakasına karşı iktidarın örtbas girişimi, dönemin bakanlarının söz konusu vakfı yüceltip sahiplenmesi hâlâ akıllarda. Çocuklara duyarsızlığın zirvesini oluşturan bu olayda sergilenen toplumsal umursamazlık ve yargısal cezasızlık sonucu o vakıf, iktidarın sağladığı olanaklarla daha da büyüdü. Onlarca çocuğun iktidara yakın diye denetlenmeyen vakfa ait okulda istismar ve tecavüze uğradığı dönemde, o ilin Milli Eğitim Müdürü olan bürokratın ödüllendirilircesine geçen hafta benzer olayların yaşandığı Şanlıurfa’ya il Milli Eğitim Müdürü olarak atanması ibret vericidir. Yine iktidara yakın bir başka cemaat vakfında küçük yaşta kız çocuğunun babası tarafından evlendirilip, tecavüze uğradığı olayda ailenin, yargının, adli tıp ve devlet hastanesi hekiminin iş birliği içinde hareket etmesi, çocuklara karşı organize bir kötülüğün resmi himaye altında olmasından öte bir şey değildir.

✓ Şanlıürfa’daki olayda tepkilerin temelinde failin Süriyeli olması yatarken aynı zamanda bü olay, çocük istismarının o tesinde Tü rkiye’deki sıg ınmacılardan kaynaklı toplümsal gerilimlerin kısa sü rede kü çü k bir kıvılcımla nereye varabileceg ini de go sterdi. 

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, ülkesindeki sığınmacıları şehir dışında kıyılara demirlenen devasa gemilerde tecrit altında tutma uygulamasını başlatırken, bunun gerekçesini ‘Her gün İngiliz vergi mükelleflerinin 4-5 milyon sterlinini sığınmacıların, mültecilerin otel parasına ayıramayız’ sözleriyle ifade etti. Türkiye’de ise 2011’den bu yana ‘muhacir-ensar’ teziyle resmi sayıları 6 milyona, gayrı resmi olarak 10-12 milyona ulaştığı belirtilen sığınmacılara yapılan harcamaların tutarı 6 yıl önce 40 milyar dolar olarak açıklanmıştı. Şu andaki tutar bilinmiyor, hesabı verilmiyor. 100 milyar doları geçtiği tahmin edilen bir kaynak, milletin vergileriyle bütçeden sığınmacılara harcanıyor.  

Şanlıürfa-Bozova’da yaşananların gerekçesi çocük tacizi olsa da gelinen aşamada sıg ınmacılardan kaynaklı tehdit, risk ve toplümsal gerginlig in hangi noktalara varabileceg ini go steriyor. Aradan geçen 12 yıla karşılık ha la  ortaya bir sıg ınmacı-

kaçak go çmen planı-programı koyamayan iktidar, aynı beceriksizlik ve o ngo rü sü zlü g ü  hızla bü yü yen siyasi, ekonomik, etnik ve insani risk boyütünda da sergiliyor.

Merkez Bankası’nın (MB) yaptığı Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yükseltilen yeni hedefler, inandırıcı ve güvenilir bulunmadı. Yılsonu enflasyon hedefini yüzde 58’e, 2024 hedefini yüzde 33’e yükselten MB’nin ağustos anketindeki beklenti, yılsonu yüzde 60, 2024 yüzde 42, 2025 yüzde 22 oldu. Dolar kuru ise 35 TL’ye ulaştı!

Ekonominin ve MB’nin başına getirilen yeni yönetimin küresel piyasalara güven verme çabasıyla yabancı bankacılar, küresel finans kurumlarıyla toplantı üstüne toplantı yapmasına karşılık dışarıdan somut bir pozitif yansıma görülmez iken içeride de yeni ekonomi ve MB yönetiminin inandırıcılık, güvenilirlik sıkıntısı sürüyor. MB’nin her ay piyasa, finans, reel sektör ve akademi profesyonelleriyle yaptığı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin ağustos sonuçları, temmuzda açıklanan yeni hedeflere güvensizliği gösterdi.

Özellikle enflasyon ve kur artışı beklentileri, yeni MB Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın geçen ay açıkladığı 2023 yılı III. Enflasyon Raporu’ndaki hedeflerin üstünde oluştu. MB Başkanı, 2023 yılsonu enflasyon hedefini yüzde 22,3’ten 58’e, 2024 yılsonu hedefini ise yüzde 8’den 33’e yükselttiklerini açıklamıştı. MB Başkanı enflasyonun düşüş eğilimi için 2024 başını işaret ederken Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise 2024’ün ikinci yarısından itibaren düşüş başlayacağını öne sürdü. Yeni ekonomi yönetimi, enflasyonun gerilemesi ve tek hane hedefi için 2026’yı dillendiriyor.

Hazine ve Maliye Bakanı ile MB Başkanı parasal sıkılaştırmanın süreceğini söylerken, CB Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise finansmana erişimin sonbahardan itibaren rahatlayacağı sözünü veriyor. Ekonominin tepesindeki üç ismin açıklamalarındaki tutarsızlıklar, çelişkiler ve ortaya somut bir programın henüz konulamaması MB’nin ağustos ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin sonuçlarına da yansıdı. Geçen hafta açıklanan anket sonuçlarında, başta CB Erdoğan olmak üzere ekonomi yönetiminin ‘enflasyonla mücadele’ söylemlerine rağmen enflasyon ve döviz kuru artışı beklentilerinde yükseliş söz konusu. Katılımcılar yılsonu enflasyon beklentisini temmuzdaki yüzde 43 seviyesinden 16 puan artışla yüzde 59,46’ya yükseltirken MB’nin yüzde 58’lik hedefini inandırıcı bulmadı. 2024 içinse katılımcıların beklentisi yüzde 33’lük MB hedefinin 9 puan üstüne çıkarak yüzde 42,01 olurken, 2025 sonrası için ‘tek hane’ vaatlerine de inanılmıyor. Katılımcılar 24 ay sonrası (2025) için enflasyon beklentilerini yüzde 19,04’ten yüzde 22,54’e yükseltti. Ağustos anketinde yılsonu dolar/TL beklentisi temmuzdaki 28,46’dan 29,82 TL’ye yükselirken 12 ay sonrası için dolar/TL kuru beklentisi ise 31,42’den 34,58 liraya çıktı. Faiz konusundaki beklentiler de ankete yansıdı. Bu ayki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı 24 Ağustos’ta yapılacak. MB için bu ayki toplantı, ‘rasyonel politikalara geçiş’ iddiası açısından kritik önemde. Ancak katılımcılar, MB’nin yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’a boyun eğeceği beklentisiyle, ağustosta politika faizinin sadece 1,5 puan artışla yüzde 19 olacağını öngörüyor.  

Piyasa Katılımcıları Anketi sonüçlarına yansıyan bü tablo; mevcüt ekonomi yo netiminin de iktidarın o nceki kadroları gibi inandırıcılık sorününü aşamadıg ını, şü ana kadar atılan adımların iç ve dış piyasalara gü ven veremedig ini, sergiliyor.      

Ekonomide atılan adımların etkisiyle haziranda cari fazla verildiğine yönelik açıklamalar tümüyle algı yaratma çabasıdır. 9 güne uzatılan Kurban Bayramı tatilinde gümrüklerin kapalı olmasıyla yüzde 25 düşen ithalatın yarattığı bu tablo, temmuzda 12,5 milyar dolar olan aylık dış ticaret açığının yansımasıyla cari açığa dönüşecek!

Nas teziyle faizde indirim sürecinin hemen öncesi 2021 Ekim ayında cari fazla verilmesinden bu yana ilk kez haziran ayında 674 milyon dolar cari fazla verildi. Yaklaşık 2 yıl sonra ilk kez cari fazla verilmesi iktidar ve ekonomi yönetimi tarafından, ‘uygulanan yeni politikaların mucizesi, başarısı’ olarak sunuluyor. Ancak gerçek hiç de öyle değil. Yeni ekonomi yönetimi de kendisinden öncekiler gibi cari fazla hedefini ön planda tutuyor. Ancak bunun için atılması gereken radikal adımlar, yapısal reformlar yerine altın ithalatına yasak ve kota getirme gibisinden günü kurtaracak hamleler yapılıyor. Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ithal edilen altının işlenerek yeniden ihraç edildiğini savunan sektör temsilcileri, kararın altın kaçakçılığını teşvik edeceği görüşünde. Kaldı ki altın ve kıymetli maden ithalatı toplam ithalatın yaklaşık yüzde 8-10’u arasında. Ekonomi yönetimi ithalatı azaltıp, cari açığı düşürmek için en kolayı seçip altını yasaklıyor. Oysa altına olan talebin en önemli nedeni iktidarın ekonomi politikalarına güvensizlik, negatif reel faiz ve TL’nin hızla değer kaybı karşısında enflasyondan korunmak için altına yönelinmesi. Kur Korumalı Mevduata hücum da bu korunma talebinin bir başka boyutu. Ekonomi yönetimi, cari açığı düşürmek için altın gibi ithalat kısıtlamalarını yaygınlaştırmayı planlıyor.  

Hazirandaki 674 milyon dolarlık cari fazlanın gerçek boyutuna bakıldığında öncelikle 9 güne uzatılan resmi Kurban Bayramı tatili devreye giriyor. Resmi tatil nedeniyle gümrük işlemlerinin durması, haziran dış ticaret rakamlarına düşüş olarak yansıdı. Haziranda ithalat yüzde 25 düşüşle 26,3 milyar dolar, ihracat 20,9 milyar dolar, aylık dış ticaret açığı 5,4 milyar dolar oldu. Temmuzda ise ithalat 32,5 milyar dolar, ihracat 20,1 milyar dolar ve aylık dış ticaret açığı 12,4 milyar dolar tutarında gerçekleşti.  

Dış ticaret açığının en önemli unsurları ara ve yatırım malı ile enerji ithalatı. Nitekim haziranda söz konusu kalemlerin ithalatında mayısa kıyasla 8,1 milyar dolar düşüş yaşanmış. Türkiye’nin ihracatının yüzde 60’tan fazla ithalata bağımlı olduğu dikkate alındığında, ithalatı düşürerek cari açığı kapatma veya fazla verme planı, aynı zamanda sanayi üretiminin gerilemesi, ihracatın azalması, büyümenin yavaşlaması ve işsizlik demek. Haziran ayı ödemeler dengesi verilerinde dikkat çeken çarpıcı bir başka unsur, Net Hata ve Noksan (NHN) kaleminde 11,4 milyar dolar tutarında ‘kaynağı belirsiz döviz girişi’ olması. NHN’de bu düzeyde kaynağı belirsiz döviz girişi olurken, MB resmi rezervlerinin haziranda 11,2 milyar dolar artması dikkat çekici bir diğer nokta.

İ ktidarın ‘cari fazla’ mü jdesi temmüz verileri açıklandıg ında en az 5-7 milyar dolar arası cari açıg a do nü şecek. Ocak-haziran do neminde 6 aylık cari açıg ın 36 milyar 803 milyon dolar ve yıllık cari açıg ın 56,5 milyar dolar olması, hazirandaki ‘bir aylık molaya’ rag men cari açıg ın ekonominin geneli ü zerinde ciddi bir risk olmaya devam edeceg inin go stergesi!

Temmuzda 48 milyar TL ‘fazla’ veren merkezi yönetim bütçesinde gerçek yük milyonlarca dar gelirli, çalışan, emekliye bindirildi. KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerde yapılan artışlar sonrası, bir avuç servet sahibiyle aynı vergiyi ödeyen milyonlar sayesinde vergi gelirleri yüzde 167 arttı. Bütçeden Kur Korumalı Mevduata (KKM) yapılan ödemelerin 15 Temmuz’dan itibaren Merkez Bankası’na yıkılmasıyla temmuz bütçe açığı 35 milyar TL düşürülerek, fazlaya dönüştürüldü!

Haziranda cari fazla verilmesiyle algı yaratma peşinde koşan iktidar ve ekonomi yönetimi, milyonlarca dar gelirli ve ücretliye bindirilen vergi yükü, Merkez Bankası’na (MB) aktarılan Kur Korumalı Mevduat (KKM) yükü ve benzer rakam oyunlarıyla temmuzda merkezi yönetim bütçesinde de ‘fazla verildiği’ senaryosunu pazarlıyor.  

Hazine ve Maliye Bakanlığının açıkladığı rakamlara göre; Merkezi Yönetim Bütçesi temmuz ayında 48,6 milyar lira fazla verdi.  

  • Temmuz’da yayınlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla yürürlüğe konulan çeşitli ürünlerden alınan KDV, ÖTV’nin kat kat artırılması, harçlara zam yapılması, 15 Temmuz’da yürürlüğe giren torba yasayla Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin (MTV) ikinci kez alınması ve nihayet hazinenin bugüne kadar bütçeden ödediği KKM faizi ve kur farkının 15 Temmuz’dan itibaren MB’ye yıkılması sayesinde verilen aylık bütçe fazlasına rağmen ocak-temmuz dönemi bütçe açığı 434,7 milyar TL oldu.
    • Yedi aylık bü tçe açıg ı, yılsonünda 659,4 milyar TL olarak o ngo rü len bü tçe açıg ı hedefinin ü çte ikisi.

Temmuzda dolaylı vergilerde yapılan artışlar tahsilata yansıyınca bütçe aylık bazda fazla verdi. Bebek bezinden deterjana, tuvalet kağıdına varan KDV artışları, akaryakıt, tütün ve alkolden alınan KDV ve ÖTV’nin yükseltilmesiyle bir ayda geçen yılın temmuzuna göre 281,5 milyar lira daha fazla vergi toplandı ve vergi gelirleri yüzde 166,7 arttı.  

Fazladan toplanan 281,5 milyar lira verginin 64,8 milyarı gelir, kâr ve servetten alınan ‘doğrudan’ vergilerden, 216,5 milyarı ise harcama ve tüketimden alınan dolaylı vergilerden elde edildi.  

  • Haziranda aylık 219,6 milyar lira rekor açık veren bü tçenin temmüzda 48,6 milyar lira fazla vermesinde en ag ır yü kü , bir avüç servet sahibiyle aynı KDV, O TV’yi o deyen milyonlarca ü cretli, emekli kesimler sırtladı.

MB’nin dövizden geçen KKM hesaplarına yaptığı ödemeler gizlenirken, TL’den geçen KKM hesaplarına hazineden yapılan ödemeler ise bütçede yer alıyordu.  

Temmuzda bütçeden yapılan KKM ödemeleri 34,5 milyar TL ile bugüne kadarki en yüksek aylık tutar. KKM’nin bütçeye yedi aydaki yükü 59,5 milyar TL oldu.  

  • Geçen yılın tamamında bü tçeden KKM’ye yapılan o demelerin tütarı 92,5 milyar TL idi.

Buradaki önemli ayrıntı, torba yasayla 15 Temmuz’dan itibaren bütçedeki KKM ödemelerinin MB’ye devredilmesi. Temmuzdaki 34,5 milyar TL KKM ödemesi sadece ayın ilk yarısına ait. MB’ye devredilmese ve ayın ikinci yarısında da tutar aynı kalsa bile KKM’ye temmuzda 69 milyar TL ödenecek ve 48,6 milyar TL aylık bütçe fazlası söz konusu olmayacaktı.  

  • Bü tablo yılsonünda toplam KKM yü kü nü n, 550-600 milyar liraya ülaşacag ını go steriyor.
  • Ağustos itibarıyla 3,3 trilyon TL’ye ulaşan KKM mevduatına, Merkez Bankası’nın gizlediği ödemeler hariç, 2022-2023 temmuz arası sadece bütçeden yapılan ödemelerin 1 yıllık toplamı 120,1 milyar TL. 2021 Aralık ayından bu yana ise bütçeden KKM için 152 milyar TL ödendi.
    • Ü retime, yatırıma gitmeyen, bir avüç hesap sahibine vergisiz o denen bü para; ‘bü tçede kaynak yok’ diye 16 milyon emekliden esirgenen maaş zamlarının, milyonlarca çiftçi-ü retici, 1,5 milyon kü çü k esnaf, yü zbinlerce KOBİ ’ye destek için bü tçeden ayrılan tütarların ü zerinde!

Bütçeden yapılan KKM ödemelerini görmek artık mümkün olmayacak. MB’nin hazine ve kendisi için yaptığı KKM ödemelerinin tamamı kamuoyundan ve TBMM’den gizlenip karartılacak.  

  • Bü tçedeki KKM yü kü 15 Temmüz’dan sonra MB’ye yıkıldıg ı için ag üstostan itibaren bü tçe açıg ı daha dü şü k go sterilecek. 

Merkez Bankası, hazinenin KKM o demelerini ü stlenerek, MB yasasının yasaklamasına rag men dolaylı ve o rtü lü  şekilde bü tçeye kaynak aktarıp, hazineyi finanse edecek. Torba yasayla ü zerine bindirilen bü ekstra milyarları o deyebilmek için karşılıksız para basacak. Büyük ihtimalle bilançosunda ‘zarar’ yazacağı için hazineye kâr aktaramayacak!

İktidar enflasyon ve hayat pahalılığının halkı bunalttığını itiraf etmesine karşılık bu noktaya gelinmesinde kendi sorumluluğunu görmezden gelip, küresel kriz ve küresel gıda fiyat artışı bahanesine sarılıyor. Aksine dünyada gıda fiyatları ve enflasyon düşerken, TÜİK’in Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi verileri de iktidarı yalanlıyor!

Semt ve mahalle pazarlarında sebze-meyve tezgahları, marketlerde manav reyonları hızla boşalırken yaz ortasında pek çok mevsim sebzesi, yeşillik açısından da kıtlık, erişilememe ve fahiş fiyatlar söz konusu. Maydanozun demetinin 9-10 TL, kıvırcığın 25, marulun fiyatının 35 liraya yükseldiği, kavun ve karpuzun ‘dilim’ olarak 35-40 TL’den satıldığı bir ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel gıda fiyatları ve krizin Türkiye’ye yansıdığını öne sürüp bahaneler üretiyor.

Küresel gıda fiyatları buğday haricinde aylardır hızla düşerken, Türkiye gıda enflasyonunda dünyadaki ilk beş ülke arasında. TÜİK’in resmi verisiyle bile temmuzda aylık enflasyon yüzde 9 olurken, gıdadaki yıllık enflasyon yüzde 67 düzeyinde.   

Ülkemizin en önemli ayçiçeği üretim bölgesi Trakya’da ayçiçekleri kuraklıktan ötürü tarlalarda kavruldu. Bu yüzden ayçiçeği ve ayçiçek yağı rekoltesinde sert düşüşler yaşanması söz konusu. Kuraklığın ötesinde iki ayda yüzde 100 zam yapılan mazot fiyatları, olağanüstü yükselen nakliye fiyatları üreticiyi bağını, bahçesini süremez, yetiştirdiği ürünü toplayıp pazara, tezgaha taşıyamaz, hale gönderemez konuma getirdi. Pek çok üründeki yokluk, kısıtlılık ve yüksek fiyatların temelinde bu yatıyor.   

TÜİK’in açıkladığı temmuz ayı Tarım-ÜFE verileri, iktidarın küresel kriz iddiasının gerçek olmadığını, enflasyon ve hayat pahalılığının yükselen fiyatların ve üretim düşüşlerinin tamamıyla iktidarın ekonomi politikalarından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası’nın uyguladığı para ve kur politikaları, yapılan vergi artışları ve zamların Tarımsal Üretim Girdi Fiyatları Enflasyonunun (Tarım-GFE) yanı sıra TarımÜFE’yi de hızla yukarı çektiğini gösteriyor. Tarım-ÜFE temmuzda aylık yüzde 8,03, yıllık yüzde 62,48 ve 12 aylık ortalamalara göre de yüzde 102,10 arttı. Tarım-ÜFE’nin yeniden yükselişe geçmesi ve aylık artışın yüzde 8’e ulaşması pazar ve marketlerdeki sebze-meyve ve gıda fiyatlarındaki yükselişin hızlanacağının işareti. Nitekim Tarım-ÜFE’de ürün grupları içerisinde bitkisel ürünlerdeki aylık enflasyon artışının yüzde 16,63 olması önümüzdeki aylarda yaşanacak gıda fiyatları patlamasının ilk sinyali. Ürün gruplarında yıllık enflasyon endeksi artışının temmuz ayında sebze-kavun-karpuzda yüzde 108,9, kök ve yumru bitkiler ile kümes hayvanları ve yumurtada yüzde 90,79 olması tarımsal ve hayvansal ürünlerde fiyat artışlarının, enflasyonun kontrolden çıkabileceğinin işaretleri.  

Cümhürbaşkanı Erdog an ve yo netiminin ekonominin her alanında yaptıg ı yanlışların ü zerini o rtme çabasına girişip, Tü rkiye’deki enflasyonün kü resel fiyat artışları ve krizin yansımasıyla yü kseldig ini iddia etmesi, halkın hayat pahalılıg ından bünaldıg ının farkında oldüklarını so ylemesi tü mü yle anlamsız, kendi sorumluluklarını gizleme amaçlı içi boş söylemlerdir.

ABD ve AB’de Rusya-Ukrayna savaşından dolayı ortaya çıkan ağır parasal ve askeri maliyetler, kamuoyunda hükümetlere karşı tepkileri büyütürken, Ukrayna’nın Rusya’nın ele geçirdiği toprakları Rusya’ya bırakması, karşılığında NATO üyeliğine alınması tartışılmaya başlandı. Ukrayna’nın tepki gösterdiği ve kabul etmeyeceğini ilan ettiği ‘ver kurtul’ formülünün açığa çıkması NATO’da rahatsızlık yarattı!

22 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşında ABD’nin şu ana kadar Ukrayna’ya yaptığı yardımlar 113 milyar dolara ulaşırken, ABD son olarak Danimarka ve Hollanda hava kuvvetleri filosundan Ukrayna’ya F-16 savaş uçağı verilmesini de onayladı. ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Polonya’nın Ukrayna’ya milyarlarca dolarlık askeri malzeme, silah, mühimmat, tank, zırhlı araç, füze sistemleri vb. desteğine rağmen istenen başarı elde edilemediği gibi Ukrayna’ya sağlanan desteğin ortaya çıkarttığı ağır ekonomik maliyetler ABD ve AB ülkelerinde kamuoyu tepkisine yol açarak hükümetleri zorlamaya başladı.  

Peş peşe açılan davalar ve seçime müdahale iddialarıyla yargılanan eski Başkan Trump

2024’te yeniden aday olmayı hedeflerken, seçilirse Ukrayna’ya desteği derhal keseceğini, ‘savaşı bir günde bitireceğini’ vaat ediyor. Biden’ın rakiplerinden Kennedy de ‘ABD’li vergi mükelleflerinin milyarlarca dolarının’ Ukrayna için kullanılmasına karşı olduğunu söylüyor. Avrupa ülkelerinde de Ukrayna’ya verilen siyasi-mali-askeri desteğin hükümetleri ‘yormaya başladığı’ medyada sıkça dile getiriliyor. Özellikle Rusya’ya yaptırımlar, doğalgazın kesilmesi, enerji faturaları Avrupa kamuoyunda hoşnutsuzluğu büyütüyor.

Geçen hafta Norveç’te düzenlenen bir NATO konferansında Genel Sekreter Jens Stoltenberg’in başdanışmanı ve özel kalem müdürü Stian Jenssen’in savaşı sona erdirmek için tartışılan çözüm seçeneklerinden birisinin; ‘Ukrayna’nın şu ana kadar kaybettiği, Rusya tarafından ele geçirilen Doğu Ukrayna’daki topraklarından vazgeçmesi, karşılığında NATO üyeliğine alınması’ olduğunu açıkladı. Ukrayna’nın ‘Kırım da dahil tüm topraklarını Rusya’dan geri alana kadar savaşa devam edeceğini’ ilan etmesi üzerine NATO bunun sadece Jenssen’in düşüncesi olduğunu duyurdu. Ancak böyle bir görüşün NATO’nun üst düzey bir ismi tarafından dile getirilmesi bile Ukrayna’nın Rusya’ya toprak vermesinin seçeneklerden birisi olarak masada yer aldığını, batılı ülkelerin gerek kamuoyu tepkisi gerekse askeri ve mali yükten yorulduğunu, savaşın sona erdirilmesi için Ukrayna’yı tavize zorlayacak alternatiflerin NATO içinde konuşulduğunu gösteriyor. Tüm mali ve askeri desteğe rağmen Ukrayna ordusunun başarılı olamaması, ABD-AB kamuoyu ve medyasında ‘Ukrayna’ya daha ne kadar süre para akıtılmaya devam edecek?’ sorusunun yüksek sesle tartışılmasına yol açtı. Bu arada Çin, İran ve son olarak Suudi Arabistan’ın savaşı sona erdirmek için arabuluculuk girişimleri sonuçsuz kaldı.

Yakın do nemde barış zor go rü nü rken gelecek yıl kasımda ABD Başkanlık seçimi var. Saha ve savaş şartlarında bir deg işiklik olmazsa 2024 17 Mart’ta Pütin, 31 Mart’ta da Zelenskiy başkanlık seçimine gidecek. Batı, Zelenskiy yerine Ükrayna’ya yeni bir başkan adayı arayabilir. Dolayısıyla 2024’te üç ülkedeki bu seçimler sonuçlanmadan Karadeniz’e barışın gelmesi kanımca zayıf bir ihtimal.

Suriye ile normalleşme girişimleri çıkmaza girmiş görünüyor. İktidar Suriye’de ABD ile yakınlaşırken, Arap medyası Türkiye destekli ÖSO’nun Suriye’de İran’a karşı kullanılacağını öne sürüyor. Şam yönetimi, 20 Suriye askerinin öldürüldüğü IŞİD saldırısından ABD, İsrail ve ‘işgalci’ diye nitelendirdiği Türkiye’yi sorumlu tuttu!

Suriye’nin kuzeyinde, Suriye ordusu ve Şii İranlı milislerin kontrolündeki Deyr ez Zor kentinde geçen hafta gerçekleştirilen saldırıda 20 Suriye askeri öldürüldü. Saldırıyı uzun bir aradan sonra sesini duyuran IŞİD üstlendi. Şam yönetimi saldırının gerisinde ABD’nin yer aldığını, IŞİD’in ABD tarafından bölgedeki siyasi ve askeri amaçlarını gerçekleştirmek için kullanılan bir örgüt olduğunu öne sürdü. Şam yönetimi açıklamasında İsrail ve Türkiye’yi ABD’ye destek vermekle suçladı. İsrail, ABD ve Türkiye’yi ‘işgalci’ olarak nitelendirdi.

Etiketler

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER SİYASET Haberleri
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI