Beyoğlu Belediyesi ve Türkiye Avrupa Vakfı işbirliğinde düzenlenen “Beyoğlu Miras Günleri & UNESCO Vizyon Buluşması” Bilim Beyoğlu’nda gerçekleştirildi. Kültürel mirasın korunması, geliştirilmesi ve uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi amacıyla düzenlenen program, akademisyenler, uzmanlar ve paydaş kurum temsilcilerini bir araya getirdi. Beyoğlu Belediyesi Başkan Vekili Sefer Karaahmetoğlu'nun da katıldığı program “Beyoğlu Kültürel Mirası ve Uluslararası İşbirlikleri” paneliyle başladı. Moderatörlüğünü Türkiye Avrupa Vakfı Genel Sekreteri Emre Gür’ün yaptığı panelde, UNESCO perspektifi çerçevesinde Beyoğlu’nun kültürel miras potansiyeli ve uluslararası alandaki konumu ele alındı. 2026’nın teması ise “Risk Altındaki Miras: Israr Et. Canlandır. Yeniden Hayal Et.” olarak belirlendi.
“O DÖNEMDE BEYOĞLU’NUN DA LİSTEYE GİRME İHTİMALİ YÜKSEKTİ”
Yüksek Mimar Korhan Gümüş panelde yaptığı konuşmasında Türkiye’nin 1972 Dünya Miras Sözleşmesi’ni 1982’de imzalayan ilk ülkelerden birisi olduğunu belirterek, “1985’te İstanbul’un Tarihi Alanları listeye alınırken, danışma organı ICOMOS’un Beyoğlu’nu da önerdiğini biliyoruz. Eğer o dönemde gerekli farkındalık oluşturulabilseydi, Beyoğlu’nun da listeye girme ihtimali oldukça yüksekti. Bugün geçici listede 80’in üzerinde aday varken Beyoğlu’nun yer almaması ciddi bir eksikliktir. Beyoğlu’nun üstün evrensel değeri yalnızca mimari mirasında değil; farklılıkları bir araya getiren, kompartımanlı yapıları aşan, çoğulcu ve eşitlikçi bir modernite pratiğinde yatmaktadır. Burada faaliyet gösteren yabancı kültür enstitüleri ve araştırma merkezleri, 19. yüzyıldan bugüne kendilerini yenileyerek varlıklarını sürdürmektedir. Bu, Beyoğlu’nun yaşayan bir kültürel platform olduğunu gösterir.” dedi.
“MİRASI KİMLİKSEL DAR KALIPLARIN ÖTESİNDE, ORTAK BİR KAMUSAL DEĞER OLARAK ELE ALMALIYIZ”
Vakıflar Meclisi 1. ve 2. dönem temsilcisi, Kültürel Mirası Koruma Derneği Kurucu Üyesi ve RumVader Kurucu Başkanı Laki Vingas da Beyoğlu’nun Avrupa’da en çok bilinen ilçelerden olduğunu dile getirerek, “Beyoğlu, 19. yüzyıldan itibaren İstanbul’un en kozmopolit ve Avrupa’da en çok bilinen ilçesidir. Ancak Beyoğlu yalnızca İstiklal Caddesi’nden ibaret değildir. Ara sokaklara girdikçe mimari, sosyal ve kültürel katmanların zenginliği ortaya çıkar. Son yıllarda yerel yönetimlerin miras konusunda bilinçlendiğini görüyoruz. Binalar yenileniyor, farklı işlevlerle değerlendiriliyor. Ancak nüfus hareketliliği, kimlik değişimi ve demografik dönüşüm kaçınılmaz bir gerçek. Yeni gelenlerin kent hakkı vardır; fakat yerelde yaşayan kadim toplulukların da haklarının korunması gerekir. Bu dengeyi kurmak zorundayız. UNESCO, ICOMOS ve EuropaNostra gibi uluslararası kurumlar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmalı; mirası kimliksel dar kalıpların ötesinde, ortak bir kamusal değer olarak ele almalıyız.” ifadelerini kullandı.
“UNESCO BİR AMAÇ DEĞİL, BİR ARAÇTIR”
Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Risklere Hazırlık Bilimsel Komitesi Başkanı Prof. Dr. Zeynep Gül Ünal ise Dünya Miras Listesi’ne girebilmek için kriterleri sağlamanın yeterli olmayacağının belirterek, “Bütünlük, özgünlük ve etkin koruma koşullarının sağlanması gerekir. Ayrıca alanı yönetebilme kapasitesi ve riskleri yönetebilme yetkinliği belirleyicidir. UNESCO sürecinde başarılı dosyalar; çok kalabalık ve karmaşık olanlar değil, değeri net tanımlayan, yaşayan mirası merkeze alan ve mekân-insan ilişkisini açık biçimde ortaya koyan dosyalardır. UNESCO bir amaç değil, bir araçtır. Önemli olan Beyoğlu’nun üstün evrensel değerini doğru tanımlamak, riskleri gerçekçi biçimde analiz etmek ve katılımcı bir alan yönetimi modeli geliştirmektir.” şeklinde konuştu.
Program kapsamında daha sonra; UNESCO Yolunda Beyoğlu ve Stratejik Adımlar, Somut Olmayan Kültürel Miras ve Beyoğlu Miras Günleri 3. Dönem İşbirlikleri başlıklı atölye çalışmaları gerçekleştirildi.