"DEMOKRASİ SU İSE LAİKLİK TESTİSİDİR"
ERDAL İNÖNÜ
Batı Avrupa ülkelerinin yaşam kalitesi, teknolojisi, ekonomisi, sağlık hizmetleri, bilimsel eğitimi Dünya'nın en gelişmiş ülkeleri seviyesinde ise bunun temel nedenlerinden biri, laikliği demokrasiyle bütünleştirmeleridir. İnsanlığın örnek aldığı bu seviye kolayca elde edilmemişti.
Bu ülkelerde de yüz yıllar önce kiliseler her şeyi belirliyordu.Kiliselere verilen yetki ile insanlık yargılanıyordu. Kopernig, Galileo'nun bilimsel çalışmaları kilise tarafından engellenmiş, Giardano Bruno diri diri yakılmıştır. Aynı zaman dilimlerinde tam tersi İslam alemi 16'ıncı yüzyıla kadar bilime daha açık olmuş. Cabir bin Hayyân, Farabi, İbn-i Sina, İbn Rüşd, Cabir bin Eflah, Ali Kuşçu, Akşemseddin, Piri Reis bu dönemlerin yetiştirdiği bilim insanları olarak tarihe geçmiştir. Sonraki yıllarda İslam ülkeleride bilime kapılarını kapatınca bilimsel ve teknolojik gelişmeler İslam coğrafyasında akamete uğramıştır.
1450'lerden itibaren matbaanın icadı ve Rönensas, Reformla birlikte Hırıstiyan alemi bilime, icatlara kapılarını açıp, özellikle 1789 Fransız devrimiyle birlikte laiklik devletlerin olmazsa olmazı olunca, gelişmişlik hızı katlanarak artmıştır. İslam aleminin lokomotifi olan Osmanlı ise 15'nci yüzyıldan 18'inci yüz yılın başına kadar irticayı seçince kapalı devre içinde, bilimsellikten uzak bir rejim ile yönetilmiştir
Mustafa Kemal Atatürk'ün; "her faydalı ve yeni şeye karşı çıkmak irticadır" sözü durumu, süreci açıkca tarif etmektedir. Bu irtica anlayışı yerine, Atatürk; 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmasıyla, 29 Ekim 1923’de cumhuriyeti ilan etmesiyle, aydınlanma devrimleriyle bilimden, laikliklikten yana tercihini yaptı. 3 Mart 1924'de Halifelik ile Şeriye ve Evkâf Vekaletin kaldırmasıyla ve Tevhid-i tedrisat (eğitimin birleştirilmesi) eğitimle, 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırmasıyla Türkiye devrimi tarihte yerini aldı.
Laik Cumhuriyetimizin üzerinden 100 yıl geçecek. Daha ileriye gitmemiz gerekirken dinin hayatın her alanına girdiği dönemi yaşıyoruz. Kadın haklarının geri gittiğine şahit oluyoruz. Tarikatların milyonlara hükmettiğine ve bunu iktidarın teşvikiyle elde ettiğine tanık oluyoruz. Diyanetin bir koordinasyon merkezi yerine tek bir mezhebin hüküm sürdüğü devasa bir devlet kurumuna dönüştüğune şahit oluyoruz.
Milli Eğitim Bakanı "keşke şeriatı bilmeyi çok istemesinden ve karma eğitim yerine kız erkek ayrımı yapacaklarından" söz ediyor. "Cennetteki hurilerle erkeklerin ödüllendirileceği, 9 -13 yaşında çocukların evlendirilmesi caizdir" laflarıyla adeta söz konusu sapıklıklar normalleştiriliyor. Kadın cinayetleri bu iktidar döneminde pik yapıyor. Boğaziçi, ODTÜ gibi Dünya çapındaki üniversitelerin kalitesi yerle bir ediliyor, sonra da çağdaşlıktan bahsediliyor. "Hadi canım sende". Bırakın çağdaşlığı, bizi Ortadoğu bataklığına gömüyorsunuz.
Gelecek günlerimiz umut vermiyor. TBMM 1 Ekim'de açılır açılmaz bizi tuzaklar bekliyor. Türban'ın yasallaşmasından tutun, okullarda, otobüslerde karma sistemin kaldırılmasına kadar; Cuma günlerinin tatil edilmesinden tutun imam hatiplerin daha da çoğaltılmasına kadar. O nedenle önümüzdeki yerel seçimler çok önemli.
Başta İstanbul olmak üzere belediye başkanlıkları kaybedilirse laiklikten eser kalmayacak. O nedenle CHP sadece içe dönük enerji harcamaktan vazgeçmeli.
İstanbul olmak üzere 11 Büyükşehire, daha hangi iller katılır ona bakmalı. İstanbul Büyükşehir Beledeye Başkanımız 2024'de sorumluluğunu devam ettirerek, topluma moral vermeli. Genel Başkanlık sorunumuz müzakere yoluyla ve genel mutabakat yoluyla çözülmeli. Eğer kucaklayıcı olursak, yoldaşça hareket edersek, g e r e k t i ğ i n d e sorumluluk alırsak, g e r e k t i ğ i n d e bir adım geri çekilirsek, kazanan biz oluruz. Çünkü: AKP kendisinin yarattığı bu tahribat altında kalkamaz. Yeterki biz hata yapmayalım!