Yıl 1980 ve Eylül ayının 12'si, çöktün üzerimize zifiri karanlık gece gibi, hâlâ aydınlık günleri görmedik.Yönetime el koyarak, üç beş faşist general ve şürekasının yaptığı darbenin, üzerinden tam 43 yıl geçti. Geldikleri günden itibaren karanlık ve zulüm başladı. 49 gencecik insan dar ağaçlarında asıldı. 650 bin kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde ise işkence sonucu 171 kişi olmak üzere 300 kişi öldürüldü, 1.683.000 kişi ise fişlendi.
O gün bugün zulüm devam ediyor. Yırtamadık karanlıkları. Hesap soramadık faşist generallere. 12 Eylül'ün ürünü anayasanın ana ruhu devam ediyor. Demokrasi yok, özgürlükler kelepçeli, örgütlenme hakkı kağıt üzerinde, grev hakkı, direnme hakkı yok, yasalardaki toplu gösteri ve tepki hakkı polisin gazlarıyla boğulmuş durumda, ekonomi dibe vurmuş, yoksulluk çığ gibi büyüyor, işsizlik tarihimizin zirvesinde, talimatlı cezalarla binlerce siyasi tutuklu içerde, Sivas katili, çete elemanları bir bir serbest bırakılıyor.
Bu tablo, Dünya'nın hangi ülkesinde olsaydı, muhalefet iktidar olurdu. Biz bir ileri iki geri mehter marşı oynuyoruz. Sosyal Demokrat'ı, Sosyalist'i, Liberal'i hâlâ hırslarına yenik. Olmuyor Erkekler, Kadınlar, Gençler, Siyasi Partiler...hayat böyle yürümemeli. Silkinip kendimize dönmeliyiz.
Bir seçim geçirdik, evlere şenlik. Yenilenler pehlivan gibi maşallah, yenilgiye doymuyor. Diğerleri "sen git ben geleyim" diyor. Sanki yenilgiden payı yokmuş gibi....kongre yapıyoruz, ilçe başkanları, yöneticiler, il delegeleri seçiyoruz ki, onlarda il başkanları, kurultay delegelerini seçsin diye. Birileri "bekleyin, daha işaret vermedim" diyor.
İlçe başkanlarının tümüne haddimi aşmadan çağrı yapmak istiyorum: Bir adım öne çıkmalısınız ve sorumluluğu üstlenmelisiniz. Birileri, hepimiz adına örgütlerimizi yapılandırmamalı. 12 Eylül'den hesap sormak istiyorsak önce kendimizden başlayıp demokrasiyi, ilkeli duruşu, görev ve sorumlulukları her yerde yaygınlaştırmalıyız.