İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından CHP İstanbul İl Başkanlığı seçimlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ilk duruşma bugün görüldü.
Dava kapsamında CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Beykoz Belediyesi Bağımsız Meclis Üyesi Uğur Gökdemir, Pendik İlçe Başkanı Niyazi Güneri ve Beykoz Belediyesi Özel Kalem Müdürü Veli Gümüş de dahil olmak üzere 10 isim hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ve siyasi talebi var.
Güney ve Akpolat’ın yanı sıra Özgür Çelik de Silivri Marmara Cezaevi Yerleşkesi'nde görülen duruşmada hazır bulundu. Özgür Çelik duruşma salonu önünde alkışlarla karşılandı.
Halk TV muhabiri Gamze Altunay, duruşmayı yerinde takip etti.
Silivri önünde soruşturma ve duruşmanın detaylarını aktaran Altunay, şunları söyledi:
"2023'te CHP'nin İstanbul 38. Olağan Kongresi'ne ilişkin aslında bu davalar ve yargılama süreçleri başlamıştı. Ancak bu bir ceza davası. 72. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülüyor. Oylara hile karıştırdıkları iddiasıyla suçlanıyorlar. Bu iddiayla 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor ve buradaki duruşma için 3-4 günlük bir süre verildi
İnanılmaz bir kalabalık olduğunu söyleyelim bugün adliyede çünkü aynı zamanda baro davası da burada görülüyor. Ancak CHP'nin il kongresine ilişkin o davanın görüldüğü 2 no'lu duruşma salonunda bir kalabalık mevcut. Şu dakikalarda duruşmanın başladığını, İnan Güney ve Rıza Akpolat’ın alkışlarla ve sloganlarla duruşma salonuna girdiğini, Özgür Çelik'le aynı alanda oturduklarını ve savunma yapmak için beklediklerini söyleyebiliriz."
Duruşmada söz alan Çağlar Çağlayan, iddianameyi okuyunca beraat unsurlarının bulunduğunu belirterek, tutuklu isimler hakkında "derhal beraat" talep etti.
Çağlayan'ın talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi.
Duruşmanın Silivri'de görülmesine de tepki gösteren Çağlayan, “Burası bir adliye ya da duruşma salonu değil, adliyede olmayan duruşmaların adliye salonlarına geri dönmesi gerekmektedir. Duruşma uygun olmayan yerde yapılmaktadır” dedi.
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, mahkemede verdiği duruşamada şunları söyledi:
"Bu süreçlerin yargılanması demek, Türkiye demokrasisinin yargılanması demektir. Altını çizmek istiyorum: Kongreler ve kurultaylar partimizde yaşanır ve kongre ve kurultaylar kongre salonlarında kalır sayın hakim bey. Orada kazanan ve kaybeden aday el ele tutuşur; kazanan ve kaybeden aday salonu selamlar ve aynı yol arkadaşlığıyla, aynı yoldaşlıkla partimiz için, ülkemiz için çalışmaya, el ele mücadele etmeye devam ederiz. Parti büyüklerimizden aldığımız gelenek bizler için budur.
Ben de İstanbul il kongresi sürecinde Büyükşehir Belediyesi meclis üyesiydim. Parti tüzüğümüz gereği meclis üyeleri kurultay delegesi ya da il delegesi olamamaktadır. Dolayısıyla o süreçte benim de il kongresinde ve kurultayda oy hakkım yoktu. Ancak buradan büyük bir gururla ifade etmek isterim ki iki tane kıymetli adayımız arasında İstanbul il kongresinde değerli yol arkadaşım Özgür Çelik’i destekledim, kurultayda Özgür Özel’i destekledim tüm yüreğimle.
Parti içinde değişim dediğimiz için yargılanmak kabul edilebilir değildir diye düşünüyorum ve bu kongrede, bahse konu İstanbul il kongremizde yargılama gerektirecek bir durum olduğuna inanmıyorum. Yoktur sayın hakim bey.
Hilenin varlığı ispatlanmamıştır. O ses kaydında benim olduğum ispat edilememiştir. Gerçek bir suç unsurunun varlığı ispat edilememiştir. Varlığı belli olmayan bir şeyin yokluğunu ispat etmemizi istiyorsunuz; ben de bunu anlatmaya çalışacağım sayın hakim.
İnan Güney ismi yok. Tüm bu yokluklara rağmen ben bu dosyada nasıl varım, anlamış değilim. Savcı Sayan hakkında suç duyurusunda bulunduk. Şahsımla ilgili tüm suçlamaları reddediyorum. Açılan davaya konu bir suçun olmadığını ifade etmek istiyorum."
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ise savunmasında tüm suçlamaları reddederek şunları söyledi:
"44 yaşıma kadar hiç mahkeme yüzü görmedim, hiç yargılamaya çıkmadım. İl başkanı seçildikten sonra ikinci kez hakim karşısındayım. İl başkanı seçildikten sonra tamamı siyasi olmak üzere üç ayrı davadan 22 buçuk yıl hapis cezası ile yargılanıyorum şu anda. İstanbul İl Başkanı seçildiğim gün, bir gün zaten yolumun mahkeme koridorlarına, buralara düşeceğini biliyordum. Zira CHP’li olmanın, kongre kazanmanın, bir de seçim kazanmanın, başarılı olmanın suç olduğu günlerden geçiyoruz. Belediye başkanlarımızın seçim kazandığı yerlerde halka etkili hizmet etmesinin suç olduğu günlerden geçiyoruz.
Burada olan veya olmayan arkadaşlarımızla birlikte görev süremiz boyunca İstanbul’u 1 milyon oy farkıyla yeniden kazandık ve İstanbul’da 14 olan belediye sayısını 26’ya çıkarttık. İl başkanlığımız döneminde, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’le Türkiye’nin birinci partisi olduk. Ben ve arkadaşlarım, partimizi iktidara taşıyacak bir sürecin İstanbul’daki neferleriyiz. İşte tam olarak burada olmamızın sebebi budur.
"BU YARGI DÜZENİ, TÜRKİYE’NİN BİRİNCİ PARTİSİ OLDUĞUNDA CHP’YE KARŞI DEVREYE SOKULDU"
Neden buradayız? Çünkü bugün devletin kurumlarını ve kurallarını yok sayan, YSK kararlarını yok sayan, İstanbul’a özel olarak başlamış ama Türkiye’de uygulanmaya çalışılan bir yargı düzeni ile karşı karşıyayız. Onuruyla mesleğini icra eden yargı mensuplarını tenzih ederek söylüyorum: Bu yargı düzeni, Türkiye’nin birinci partisi olduğunda Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı devreye sokuldu.
Belediye başkanlarımız ilk önce haksız, hukuksuz yere tutuklandılar. Sonra ilk duruşması görülenler tahliye edildi, çıktılar. Bir sene cezaevinde kaldı ilk tutuklanan Ahmet Özer; duruşma başladı, tahliye edildi, çıktı. Halen İstanbul’da çok sayıda belediye başkanımız tutuklu. Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nu tutuklayarak bu yargı düzeni siyaseti dizayn etmek istiyor.
Tekrar ediyorum: Onuruyla mesleğini icra eden yargı mensuplarını tenzih ederek söylüyorum. Yani birilerinden talimat alan bu yargı düzeni, belediye operasyonları ile iktidar yürüyüşümüzü durduramayacağını anlayınca partinin kurumsal kimliğine yöneldi. İlk kongreye davalar, CHP kurultayına davalar… İşte bu dava bu kolektif sürecin bir parçasıdır. Biz bunun için buradayız sayın hakim.
Bu İstanbul’a özgü yargı düzeni sadece Cumhuriyet Halk Partilileri mi hedef aldı? Hayır. Son bir yıldır 300’den fazla öğrenci tutuklandı, sonra hepsi tahliye oldu. Siyasi parti genel başkanı tutuklandı. Sanatçılara soruşturma açıldı, menajerleri tutuklandı. Niye konuşmasınlar? İş dünyasına, sendikalara soruşturmalar açıldı. Bir yandan emek dünyası, bir yandan iş dünyası sessizliğe bürünsün diye gazeteciler tutuklandı. Hâlen tutuklu gazeteciler var. Televizyonlara kayyum atandı, muhalif televizyonlara kayyum atandı. Niye? Cumhuriyet Halk Partisi’nin mitingleri yayınlanmasın diye. Sosyal medyada karartmalar uygulandı. Her gün bir siyasinin sosyal medya hesabına erişim engeli getiriliyor.
Yani tam olarak bu yargı düzeni, toplumsal muhalefeti susturma ve sindirme aracı olarak kullanılıyor. Tabii bu yargı düzeninin muhalefeti susturmak, sindirmek dışında çok daha büyük bir amacı var. O da şu: Yargıyı araçsallaştırarak siyaseti dizayn etmek.
CHP’li belediye başkanlarını tutuklayarak vatandaşla hizmet yoluyla bağ kurmalarını engellemek. Çünkü CHP Türkiye’de çok sayıda belediye kazandı. Eyvah, şimdi hizmet yoluyla vatandaşla bağ kuracak ve genel seçimde iktidar olacak. CHP’nin cumhurbaşkanı adayını tutuklayıp en güçlü rakibi oyunun dışına itmek. Toplumun gerçek sorunlarının üzerini örtmek. Tarihte ilk defa açlık sınırının altında asgari ücret belirlendi. Cumhuriyet tarihinde ilk defa 18 yaşında bir çocuk bunu dile getirdi diye cezaevine girdi, daha dün tahliye oldu.
"'BUNLARI SÖYLERSEN ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞURSUN' GİBİ CÜMLELERLE İDDİANAMELER HAZIRLANIYOR"
Şimdi bir de CHP’yi kapatarak sandığı sembolik hale getirmek için 'CHP kapatılmalıdır' diyorlar. Son dönemde yazılan iddianameler bu amacın en somut göstergesidir. Ne var mesela belediye iddianamelerinde? Somut deliller yok. Ne var? Gizli tanık ifadeleri.
Birazdan canlı tanık olduğum birisini anlatacağım: Özgürlükleriyle, çocuklarıyla, mal varlıklarıyla tehdit edilen itirafçılar, iftiracılar… Vatandaşı al cezaevine koy, ona bazı cümleler kurdur; 'bunları söylersen özgürlüğüne kavuşursun' gibi cümlelerle iddianameler hazırlanıyor.
İddianameler ne diyor, neyi suç sayıyor? Beşiktaş Belediyesi’nin aşevine yapılan yardımları suç sayıyor. Okuduk, kreş bağışlarını suç sayıyor. CHP’de kurultay kazanmayı suç sayıyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayına bir pankart asılmış: 'Özgür gelecek' Kurultay esnasında Genel Başkan Sayın Özgür Özel’in fotoğrafının üstünde yazıyor. Yani biz seçime giriyoruz, tabii ki iddia koyacağız; taraftarları da iddia koyacak, kendisi de iddia koyacak, 'ben kazanıyorum' diyecek. İddianameye konuldu bu pankart. 'Seçim sonucunu önceden biliyorlardı' diye iddianamenin konusu oldu bu pankart.
"CUMHURBAŞKANI ADAYI OLMAYI SUÇ SAYAN İDDİANAMELERLE KARŞI KARŞIYAYIZ"
Özgür Özel’in fotoğrafının olduğu pankart, Ekrem İmamoğlu’nun seçim kazanmasını iddianame açık açık yazmış. Beylikdüzü’nde seçim kazanmış, İBB’de üç kere seçim kazanmış, şimdiden cumhurbaşkanı olmak istiyor diyor, aday olmak istiyor diyor. Cumhurbaşkanı adayı olmayı suç sayan iddianamelerle karşı karşıyayız. İddianameler hedefliyor, açık açık yazmışlar; iddianamenin içinde yazıyor.
İlçesinde 39 ilçe başkanının 25’inin onayıyla ben aday oldum. Bölgelerinde yaptıkları toplantılarla arkadaşlar… Burada şu anda o dönemin il, ilçe başkanları… İstanbul kongresinde ben 342 oy aldım, rakibim Cemal Canpolat da 310 oy aldı. 32 oy farkla seçimi kazandım, partinin il başkanı seçildim. Bir gün sonra Sayın Cemal Canpolat beni aradı, 'Kardeş, hayırlı uğurlu olsun, Allah utandırmasın, başarılar diliyorum' dedi, tebrik etti.
Bildiğiniz üzere siyasi partilerin il, ilçe kongreleri ve kurultayları hakim denetiminde yapılır. Her seçim kurulunun başında bir hakim vardır. Bu kongreler hakim denetiminde yapılır. Bu seçimlerde yetkili merci ilçe seçim kurulları ve seçim kurulu hakimleridir.
Kongrenin yapıldığı günden itibaren iki gün içerisinde seçim kuruluna bir itiraz yok. Yasal süre iki gündür. İki gün içerisinde kongreye bir itiraz yok. Aynı şekilde, daha sonra en üst yetkili mahkeme olan ve kararlarını Anayasa Mahkemesi’ne bile götüremediğiniz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bile götüremediğiniz Yüksek Seçim Kurulu’na da herhangi bir itiraz yok, bir başvuru yok.
İtiraz olmayınca seçim kurulundan mazbatamızı aldık, göreve başladık. Devam eden süreçte YSK’ya da hiçbir başvuru olmadı.
Peki ne zaman ilk dava açıldı İstanbul kongresine sayın hakim? Birinci dava 19 Mart 2025 tarihinde İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde. Bu tarihe birazdan geleceğim. İkinci dava 25 Mart 2025 tarihinde İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde. Bu iki mahkeme dedi ki: “Benim burada yetkim yok, partinin tüzel kişiliği Ankara’da.” Yetkisizlik nedeniyle Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderdi. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi bu davaları esastan reddetti.
Yetmedi; 8 Temmuz 2025 tarihinde 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne bir dava daha açtılar, mahkeme yine ret kararı verdi. 8 Ağustos 2025’te İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açtılar, tedbir yine reddedildi. Dördüncü kez tedbir reddedildi.
Mahkeme mahkeme dolaştılar sayın hakim. Aradılar, aradılar, mumla bir tane mahkeme buldular: İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi. Ne yaptı İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi? İl kongresine tedbir kararı, il başkanlığına kayyum kararı.
Sonra ne yaptılar? 5 bin polisle İstanbul il binasını bastılar sayın hakim. 5 bin polisle İstanbul binamıza geldiler. Kadınları yerlerde sürüklediler, insanların suratına, milletvekillerinin suratına biber gazı sıktılar, copla vurdular insanlara. 20’den fazla insan yaralandı, 10 kişi gözaltına alındı. Borsada bir gün içerisindeki değer kaybı %6. Merkez Bankası’ndan satılan dolar 10 milyar dolar. Rezil.
Bu davalar sadece CHP’lileri mi etkiliyor? Hayır. Bu milletin parası, Merkez Bankası’ndan satılan rezervler, borsadaki değer kaybı bu milletin ekmeğini küçültmez mi? Sadece CHP’ye mi yapılıyor bu işler?
Bugün de bir ceza davasıyla sayın hakim karşınızdayız. Peki tüm bunlar ne zaman yaşandı? Asıl önemli, kritik nokta bu. İstanbul kongresine açılan ilk dava 19 Mart 2025 tarihinde. Ekrem İmamoğlu’nun diploması iptal edildikten bir gün sonra, gözaltına alındığı gün. Benim il başkanı seçilmemden de tam bir buçuk yıl sonra. Görev sürem bitmesine altı ay kala.
Biz şu anda 38. İstanbul Kongresi’nin bir ceza davasıyla karşınızdayız. O kongre ortadan kalktı çünkü üstüne bir olağanüstü kongre yapıldı. Yetmedi, bir de olağan kongre yapıldı. 39. Olağan Kongre’yi de yaptık ve bugün ceza davasıyla karşınızdayız.
Bir tarih daha var: 19 Mart 2025. İlk davanın açıldığı tarih. Ne zaman? İmamoğlu’nun gözaltına alındığı gün. CHP’nin cumhurbaşkanı adayını belirlemek için ön seçim sandığını milletin önüne koyduğu günden de beş gün önce.
Aslında sadece bu tarihler bile bu davanın amacının ne olduğunu çok açık ve net olarak ortaya koyuyor. Neden? Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi 31 Mart yerel seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi oldu. Şimdi de cumhurbaşkanı adayını belirliyor ve iktidara yürüyor. O zaman CHP’yi durdurmak gerekir. İşte bütün amaç bu. Bu davaların, bu duruşmaların bütün amacı Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşünü durdurmak.
Peki bu soruşturmanın iddianamesi ne zaman yazıldı sayın hakim? 29 Ağustos 2025 tarihinde. İddianamenin içinde ne var? İşte dinlettiniz, okudunuz: Bir kayıt. Belediye operasyonlarında tutuklanmış birisinin, tutuklu bulunduğu cezaevinde verdiği ifadeler. Bir de bu davadan az önce, avukatların anlattığı gibi çıkar çatışması olan, husumet besleyenlerin verdiği ifadeler. Ne zaman? 30 Haziran 2025, 3 Temmuz 2025.
O kadar önemli bir tarih ki sayın hakim. 19 Mart darbesinden 3-4 ay önce. Bizim İstanbul’un dört bir yanında özgürlük ve demokrasi mücadelemizin en çetin, en hararetli döneminde. Tabii bu dönemde CHP kurultayına da benzer davalar açıldı.
Yani bu tartışmalar; hem il kongresiyle ilgili, hem CHP kurultayıyla ilgili kayyum tartışmaları… Bu tartışmalar, yani 'nasıl yaparız da CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’i, parti yöneticilerini sustururuz' mücadelesi… Mücadelenin bu kadar çetin geçtiği bir dönemde, nasıl yaparız da mücadelenin en çetin geçtiği yer olan İstanbul’da, bu İstanbul’daki il başkanını, CHP’lileri sustururuz? Burada olmamızın sebebi tam olarak budur sayın hakim.
"SES KAYDIYLA NE İLGİM NE DE BİLGİM VAR!"
O ses kaydıyla ilgili ne bir bilgim var ne ilgim var çok net. 3 kişinin iftiraları üzerine iddianame hazırlanmış. O isimlerden Veli Gümüş ve Müslüm Aytaç rakibim Cemal Canpolat’ın listesinde yönetici adayı.
Kaybedenlerin ifadesiyle böyle davalar açılırsa, kayyum atanırsa il binasına 5 bin polisle girilirse ülkemizde yapılan tüm seçimleri tartışmalı hale getirilmez mi?
Kaybettin, 'git bana menfaat teklif ettileré böyle dava açılır mı?
Ben 342 oyla seçilmiştim, olağanüstü kongrede delegelerin tamamı bana oy verdi. Böyle bir şey olsa gidip tamamı bana oy verirler miydi?
Ben bu kongreyi 32 oy farkıyla kazandım. Ve gururla söylüyorum kongrelerdeki en yüksek oy farkıydı.
Elimizde ysk kararıyla verilmiş 3 tane mazbata var ortada bir kayyum garabeti var.
Yarışa girmiş kaybetmiş kişilerin ifadeleriyle yapılan bu yargılama sonraki parti ya da dernek seçimlerini de kaosa sürükler.
Veli Gümüş ile Ekim’de 342 saniye konuşmuşum. Kendisiyle Ekim’de yaptığım görüşmeyi Ağustos’ta yapılmış gibi gösteriyor. Ben 600 delegenin hepsini tek tek aradım. Ben bu standart kalıbın dışında hiçbir şey konuşmadım. Bu ifade de ifadelerinin gerçeği yansıtmadığının en somut örneğidir.
Veli Gümüş’ün ifadeleri gerçeği yansıtmamaktadır.
Kaldı ki 650 delegenin oy kullandığı kongrede kim kime daire verir? Akla da mantığa da aykırı. İddianamedeki 3’üncü iddialar bir sosyal medya trolüne ait.
Bu iddiaların yalanlardan ibaret olduğunu savcılık makamı görebilirdi.
Devletin dini adalettir diyorsak bunlara dikkat edilmesi gerekir.
Biz bugün mahkemenizden adalet istiyoruz. Amaç bize siyaset yasağı getirmek, CHP’yi kendi içinde tartışmalı göstermek ve iktidar yürüyüşünü engellemek. Mahkemenizin buna geçit vermemesi gerekmektedir."
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, İnan Güney ve Özgür Çelik gibi suçlamaları reddederek şunları söyledi:
"İçeride 1 yılı dolduracağım. CHP'de Gençlik Kolları İlçe yöneticiliği yaptım. Çocuk yaşlardan itibaren siyasetin içindeyim. Adaletin yara almamasını savunuyoruz.
Tutuklandığım gün itibarıyla ne sosyal medya paylaşımı yaptım ne demeç verdim.
Hakkımda olur olmaz iftiralar atıldı, gizlilik kararı olan dosyalar hakkında yazılar yazıldı, masumiyet karinesi ayaklar altına alındı. Aile fertlerimiz gözaltına alındı.
İtirafçı olduğum da söylendi. Nasıl ki itirafçı olduğumuz yalanı iddianame ortaya çıkınca çürüdüyse, tüm iddialar da tek tek çürüyecek yargılamayla.
"HERHALDE TEK SUÇUM ÖZGÜR ÇELİK’LE YAKIN ARKADAŞ OLMAK"
Ses kaydında adımız yok. İddianameyi okudum suçlama bulamadım.
Avukatlarıma bana isnat edilen suç ne dedim, avukatlarım da suç bulamadı. Suçum herhalde Özgür Çelik’le yakın arkadaş olmak. İddianameye göre benim suçum kongrede Özgür Çelik’i desteklemiş olmamdır.
CHP’de delegenin özgür iradesini sakata uğratmaya kimsenin gücü yetmez, kimse de müsaade etmez. Ortada bir delil de yoktur.
Bu nedenlerden dolayı üzerime atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum, içerden çıkmak için konuşanların iftiralarıdır."
İtirafçı olduğu iddia edilen tutuklu Beykoz Belediyesi Özel Kalem Müdürü Veli Gümüş, verdiği savunmada iddiaları reddetmese de, "Ne yüzümü yere eğdirecek, ne bana güvenenlerin güvenini kıracak, ne de birilerinin hakkına girecek bir söz söyledim ya da bir eylemde bulundum" dedi.
Kendisiyle ilgili herhangi bir somut delil olmamasına rağmen 300 günü aşkın süredir tutuklu olduğunu belirten Gümüş, "Benim beyanlarım, defaatle ifade ettiğim üzere samimi olup bütünüyle bu gidişe yönelik tepkilerden ibarettir. Ne yaptıysam, ne söylediysem; hepsi Atatürk’ün partisinde insanların duygularının artık daha fazla heba edilmemesi adına taşıdığım bir vefa borcunun gereğidir" diye konuştu.
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın soruşturmayla ilgileri olmadığını belirten Gümüş, "İl başkanı oyların tamamını alarak seçilen Sayın Özgür Çelik’in şahsıma özgürlük temennisi için bulunduğu için kendisine teşekkür ediyorum. İnan Güney ve Rıza Akpolat Başkanların da özgürlüklerine ve ailelerine kavuşmalarını diliyorum" dedi.
Mahkeme, duruşmaya katılmayan 4 tutuksuz kişinin bir sonraki celsede dinlenmesine karar vererek davayı 9 Haziran 2026'ya erteledi.
Duruşma sonrası açıklama yapan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, adalet taleplerinin sadece kendileri için değil, bu ülkede yaşayan 86 milyon yurttaş için olduğunu vurguladı. Adaletin olmadığı yerde demokrasinin, demokrasinin olmadığı yerde ekonomik refahın ve toplumsal huzurun olmayacağını ifade eden Çelik, tutuklu belediye başkanları için de adalet talebini yineledi.
Çelik, duruşmaların TRT’den canlı yayınlanmasını istediklerini tekrar etti, iddianamesi yazılmayan tüm belediyelere ilişkin iddianamelerin bir an önce hazırlanmasını talep ettiklerini söyledi.