İnan Güney'den Babalar Günü'nde Silivri Cezaevi'nden Duygusal Mektup: "Elbet Bugünler Geçer Babam"

Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Babalar Günü dolayısıyla babasına hitaben kaleme aldığı mektupta çocukluk anılarından cezaevi günlerine uzanan duygusal ifadeler kullandı. Güney, "Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba" sözleriyle yaşadığı özlemi dile getirdi.
 Tarih: 21-06-2026 15:39:19
İnan Güney'den Babalar Günü'nde Silivri Cezaevi'nden Duygusal Mektup:

Babasının yaşam mücadelesini anlattı

Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Babalar Günü nedeniyle kamuoyuyla paylaştığı mektubunda babasının zorlu yaşam öyküsünü anlattı.

Mektubunda babasının 14 yaşında köyünden ayrılarak İstanbul'a geldiğini aktaran Güney, onun bulaşıkçılık, taksicilik ve belediye işçiliği yaparak ailesini geçindirdiğini ifade etti.

Deniz Gezmiş anısını paylaştı

İnan Güney, babasının askerlik döneminde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yargılandığı davada görev yapan mahkeme hakiminin şoförlüğünü yaptığını anlattığını belirtti.

Babasının, Deniz Gezmiş'in ailesiyle yaşadığı anıyı aktaran Güney, mektubunda şu ifadelere yer verdi:

BABAMA... “14 yaşında düştüm yola, gurbete, köyde anne yok, baba yok ne yapacaktım? Köyden Zara'ya yürüdük" der, anlatırdı babam. "Kulaksız Çöpçüler Koğuşu’nun orada 20 kişi bir evde kalırdık. Gündüzcüler kalkar, gececiler yatardı ama yataklar hiç boş kalmazdı. Araba falan nerede, koşarak giderdik işe… Sonra, Maksim'de bulaşıkçılık yaptım, taksicilik yaptım, sonra askere gittim" derdi. Askerlik anıları hem babam için hem Türkiye siyasi tarihi için bir tanıklıktı. Şöyle anlatırdı: “Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i idam eden mahkeme hakiminin şoförüydüm. Komutanı bırakır kapı arasından dinlerdim duruşmaları. Gelir giderken Deniz'i izlerdim. Koç yiğitti, boylu posluydu, aslan gibiydi. Annesiyle babası gelir tel örgülerin orada otururdu, izler üzülürdüm. Bir gün yanlarına gittim gizlice, ellerini öptüm, ‘Ben hakimin şoförüyüm’ dedim. Ana, 'Hakim ne diyor evladım bizim çocuklar için?' diye sordu. Ben de, ‘Bir şey der mi bana anacığım’ dedim ve boynum bükük ayrıldım yanlarından’ der, titreyen sesiyle anlatırdı o günleri. Askerden gelip, Beyoğlu Belediyesi'nde şoför olarak işe girmiş babam. Çöp kamyonu kullanır, sokak sokak gezermiş Beyoğlu'nda. Her gün gittiği sokaklardan birinde çöpünü aldıkları evlerden birinde bir kız görmüş, sevmiş ve böyle evlenmişler annemle... Üç kardeştik, çocuktuk, babamız evde olmazdı çoğunlukla, sabah 5'te kalkar belediye işine gider, öğleden sonra 3’te taksiye çıkar, gece 12’de eve gelir yatardı. Yatmadan teybe bir kaset koyar; ya Papur, ya Aşık Gülabi dinler, öyle yatardı. Belki de tek keyfiydi o. Sadece Pazar günleri görürdük babamı. Öyle yoğun çalıştı yıllarca, ekmek aslanın ağzında derdi. 
Ablam, abim, ben okuyalım diye her fedakarlığı yapardı, yemez yedirir, giymez giydirir derler ya, o fedakarlıkla, 'Yeter ki okusun çocuklar' derdi. Belki de yaşamadığı çocukluğunu, görmediği mevkileri, çalışarak geçen gençliğinin, yitip giden yıllarının, ezilmişliğinin bedeli olarak çocukları, bizler, güzel yerlerde olalım, okuyalım istiyordu. Babam;  artık büyüdük, evlendik, gelinlerin, damadın oldu, 7 torunun oldu. Oğlun, o çöp kamyonunun direksiyonunda ter döktüğün, sokaklarını arşınladığın, Beyoğlu'na başkan oldu sayende. Her işçiye baktığımda sen aklıma geldin, seni gördüm gözlerinde, evlidirler, evlerinde onlar da evlat sahibidirler, belki de geleceğin başkanlarını yetiştiriyorlar diye düşünür, sana duyduğum saygıyı, sevgiyi gösterirdim tüm işçi kardeşlerime. Senden öğrendim ben, “Emek en yüce değerdir” demeyi. Başkan oldum, çok çalıştım baba, şimdi yolum düştü mahpusa. Cezaevine girdiğimde dimdik ayaktaydın, arabanı kullanır, Örnektepe’ye kahveye giderdin. Ama ilk açık görüşümde tekerlekli sandalyeyle getirdiler ya seni, o an dünya başıma yıkıldı. Sen bizim dağımızdın, kaç yaşında olursak olalım, mevkimiz ne olursa olsun gölgene sığındığımız çınardın. O an sen beni mahpus, ben seni hasta görünce ağladık, sarıldık ya gitmiyor aklımdan. Erkekler ağlamaz derler, oysa bal gibi ağlarmış işte... Bu Babalar Günü kapını çalamayacağım, elini öpüp sarılamayacağım ama biliyorum ki yol arkadaşlarım, dostlarım, eşim ve kızlarım çalacak kapını, onlarca İnan Güney öpecek elini. Üzülme dayan babam, elbet bu günler geçecek ve ben kapını çalıp elini öpeceğim, gölgene sığınacak, sarılacağım ve 
mutluluk gözyaşları dökeceğiz. O güne kadar, özgür günlerde kucaklaşana kadar kal sağlıcakla babam. Hani bir türkü dinlerdin ya hep; "Ben yanarım yavrum sana, yavrum yanar yavrusuna" derdi; biliyorum sen bana, ben yavrularıma yanarım hücrede.
 Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba… 
Ne sana ne bana kutlu olmayacak ama kutlayacağımız, güleceğimiz, sarılacağımız daha nice Babalar Günü’ne olan inancım tam. Ellerinden öpüyorum, elbet bugünler geçer, zulüm son bulur, yeter ki sen sağlıklı ol, var ol babam. Sağlıcakla kal…

Oğlun İnan Güney
Silivri Zindanı

Resim

 

 

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER Bülten Haberleri Haberleri
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI