Ataşehir escort Ankara escort
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/21 Ocak 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
 Tarih: 21-01-2024 18:23:59
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/21 Ocak 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 21 Ocak 2024 tarihli raporu şöyle:

SICAK GÜNDEM

İktidar, sağlık sistemini rant kapısına dönüştürdü. OECD’nin ‘Türkiye’de Sağlık-2023’ raporuna yansıyan vahim tablo, şehir hastaneleri ile ticarileştirilen sağlık sisteminin dibe vurduğunu gösteriyor!

Her ile üniversite açmakla övünen iktidar, milyonlarca diplomalı işsiz üreten bir sistem yarattı. Büyük şehirlerdeki üniversitelerde öğrenim gören 1 milyon 957 bin genç, okulu bırakarak üniversiteden ayrıldı!

İÇ POLİTİKA

İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinde AK Parti dönemine ilişkin milyarlarca liralık yolsuzluk dosyaları işleme dahi alınmazken, muhalefet belediyelerine siyasi algı operasyonları düzenleniyor!

Turistik uzay seyahati için 55 milyon dolara bilet satın alan iktidar, yüzde 5 ek zammı müjde olarak sunduğu milyonlarca emekliden fedakârlık istiyor!

EKONOMİ

2023 Aralık ayı ve yıllık bütçe gerçekleşmeleri, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık ve yıllık bütçe açığı rekorunu kırdı. 2024 bütçesinin iflası bugünden ilan ediliyor!

Bu yıl yüzde 230 artış hedeflenen KDV geliri başta olmak üzere, seçim sonrası dolaylı vergilerde yüklü artışlar yapılacağı, israf ve bütçe açıklarının halka ödetileceği anlaşılıyor.

Merkez Bankası’nın Ocak ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçları; döviz, enflasyon başta olmak üzere Orta Vadeli Program hedeflerinin gerçekçi ve güvenilir bulunmadığını, ekonomide düzelme beklentisinin azaldığını gösterdi!

TARIM

Ulusal Süt Konseyi çiğ süt fiyatını tekrar artırdı. Litresi 13,5 TL’ye yükseltilen çiğ süt tavsiye fiyatının ardından, süt ürünleri fiyatları da zamlanacak!

DIŞ POLİTİKA

İran’ın Erbil’e, İdlib’e ve Pakistan’a gerçekleştirdiği balistik füze saldırıları bölgesel gerilimi yükseltti.

İktidar, ABD ile F-16 pazarlığında İsveç’in NATO üyeliğine onay verdikten sonra yeni bir ‘aldatıldık’ kaosu yaşanmasından endişeli. İstediğini alan ABD yönetimi, F-16 sürecini zamana yayabilir!

Sağlık sistemini iktidar müteahhitlerinin rant kapısına dönüştüren modelin çöküş sürecine girdiği, 2025 yılına verilen endoskopi randevusu ve dolup taşan yoğun bakımlarla açığa çıkıyor. OECD’nin ‘Türkiye’de Sağlık-2023’ raporuna yansıyan vahim tablo, şehir hastaneleri ile ticarileştirilen sağlık sisteminin dibe vurduğunu gösteriyor!

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi (CYO) Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, Şehir Hastaneleri için Körfez ülkelerinden bir yatırımcı ile müzakerelerin sürdüğünü, bunu diğer Kamu-Özel İş Birliği (KÖİ) projelerinin izleyebileceğini açıkladı. Körfez ülkeleriyle yapılan imtiyaz anlaşmalarıyla KÖİ modelli Şehir Hastaneleri, köprü ve tüneller, havaalanları, limanlar vb. hazine kefaletli, döviz garantili 25-45 yıllık sözleşmelerle Arap sermayesine satılacak. Şehir Hastaneleri ve diğer KÖİ projelerine yönelik pazarlık açıklamaları, döviz bulmak için elde ne var ne yoksa satılacağının işareti. Ülkenin en köklü hastaneleri kapatılıp, sağlık üzerinden rant ve hasta ticareti modeliyle iktidar müteahhitlerine inşa ettirilen Şehir Hastanelerine 2024 bütçesinde ayrılan ‘kira ve hizmet alımı’ ödemesi 83,7 milyar TL. Her yıl katlanan bu ödemeler, imzalanan garanti sözleşmeleriyle milletin sağlığı yıllarca bir avuç müteahhit için rant-kâr-kazanç kapısı olmaya devam edecek. Şimdi bu pastaya petrol zengini Körfez ülkeleri de ortak ediliyor. İktidar İngiltere’nin 1992’de KÖİ yöntemiyle başlattığı Şehir Hastaneleri modelini kopyaladı. Ancak İngiltere’de Şehir Hastanelerini inşa edip işleten Carillion şirketi yüz milyonlarca sterlinlik kira, hizmet ve garanti sözleşmelerine rağmen 2018’de battı. İngiliz Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) yıllardır kaosta.    

Türkiye’deki Şehir Hastanesi modeli de çöküş sinyali vermeye başladı. Dibe vuruşun röntgenini Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) çekti. OECD’nin ‘Bir Bakışta Türkiye’de Sağlık/ Health at a-Glance Türkiye-2023’ raporuna göre Türkiye’de tedavi edilebilir ölümlerin sayısı her 100 bin kişide 107 iken OECD ortalaması 79. Türkiye’de her 100 bin kişide 28 kişi yaşayabileceği halde sağlık hizmetine ya da gerekli ilaca ve tedaviye erişemediği için ölüyor. Hava kirliliğinden ölümlerde OECD ortalaması her 100 bin kişide yüzde 28,9 iken Türkiye yüzde 49,9 ile birinci. Acil servislere 2023’te 150 milyon 523 bin kişinin gittiği Türkiye’de acil sağlık hizmetine başvuru oranı yüzde 177 iken, OECD ortalaması sadece %27! Sadece bu gösterge bile Şehir Hastaneleriyle ticarileştirilen ‘sağlık sisteminin sağlıksız hale geldiğini’ gösteriyor.  

Rapora göre Türkiye’de kişi başına sağlık harcaması 1827 dolar. OECD ortalaması ise 4986 dolar ile bunun 3 katı. OECD ülkeleri milli gelirinin (GSYİH) ortalama yüzde 9,2’sini sağlığa harcarken, Türkiye’de bu oran yüzde 4,3. Türkiye’de bin kişiye 2,2 doktor, 2,8 hemşire düşerken, OECD üyesi ülkelerde bin kişiye 3,7 doktor, 9,2 hemşire düşüyor. O ülkelerde kimse doktor, hemşire dövmekle övünmüyor.  

Kapatılan onlarca ko klü  hastane, lağ vedilen askeri hastaneler yerine AVM mantığ ıyla inşa edilen Şehir Hastaneleri sonrası Tü rkiye’de bin kişiye dü şen hastane yatağ ı sayısı 3 olürken, OECD ortalaması 4,3. Ulüsal sağ lık sistemi ço kü ş sü recinde. Şimdi de iktidar hastane mü şterisine do nü ştü rdü ğ ü  vatandaşın ve milletin sağlığını zengin Körfez ülkelerine, imtiyazlı Arap sermayesi ve fonlarına pazarlıyor!

Barınma, beslenme, kira başta olmak üzere en temel ve güncel ihtiyaçlarını karşılayamayan, eğitimini sürdürme olanağı kalmayan yaklaşık 2 milyon üniversitelinin okulu bırakması, üniversite gençliğinin sürüklendiği çaresizliğin somut kanıtıdır. Her ile üniversite açmakla övünen iktidar, milyonlarca diplomalı işsiz üreten bir sistem yarattı!

Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) hazırladığı Gösterge Değerleri Raporu’na göre 20182022 yıllarını kapsayan beş yılda ağırlıkla İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Eskişehir vb. büyük şehirlerdeki üniversitelerde öğrenim gören 1 milyon 957 bin genç okulu bırakarak, üniversiteden ayrıldı. Yurt ve bursların yetersizliği, özellikle büyük şehirlerde giderek ağırlaşan barınma ve kira sorunu, devlet üniversitelerinde bile kafeteryalardaki yemek ücretlerine yüzde 150-200’e varan oranlarda zam yapılmasına tepki gösteren, protesto eden öğrencileri ‘terörist’ olarak damgalayan iktidarın eğitim, ekonomi ve gençlik politikaları, üniversiteli gençlerin hayatını ve geleceğini karartıyor.

YÖK raporuna göre 2015 yılında üniversiteyi bırakan öğrenci sayısı sadece 98 bin iken, 2017’de 150 bin oldu. Üniversiteyi bırakanların sayısında 2018’den itibaren artışın hızlanması ve yıllık 300 binin üzerine çıkması dikkat çekiyor. 2019 yılında üniversiteyi terk eden gençlerin sayısı 538 bin ile yarım milyonu aştı. 2022’de sadece bir yılda 390 bin genç öğrenim gördüğü üniversiteden ayrıldı. Son beş yılda üniversiteyi bırakan milyonlarca gencin terk ettiği okullar arasında, üniversite sınavında pek çok gencin ilk tercihleri arasında yer alan köklü devlet üniversitelerinin en başlarda yer alması ayrıca dikkat çekici.  

  • Bü eğ ilim, bü yü k şehirlerdeki yaşam koşüllarının ağ ırlaşması ve pek çok ğencin ve ailesinin maddi imka nlarının yetersiz kalmasının ü niversiteden kopüşla neticelendiğ ini ğo steriyor.

YÖK verileriyle 2022-2023 Eğitim-Öğretim yılında 6 milyon 950 bin genç üniversitelerde kayıtlı. Açık Öğretim Fakültesi (AÖF) ile bu sayı 8 milyonu buluyor. İktidar eğitim-öğretimistihdam-akademik kalite ve nitelik, sosyal yaşam beklentileri, kültürel talepler vb. kriterlere bakmaksızın sadece üniversitelerdeki öğrenci sayısının pek çok AB ülkesinin nüfusundan fazla olmasıyla övünüyor.  

  • Her ile ü niversite ve milyonlarca o ğ renci stratejisinin ardındaki ğerçek, ğenç işsizliğ in ğizlenmesi, diplomalı işsizlerin ü zerinin o rtü lmesi!

Rapora göre 2015-2022 arası 2,3 milyon genç yüksek öğrenimi bırakırken bunun yaklaşık 2 milyonu son beş yılda okulu terk etmiş. Zorlu bir sınav süreciyle üniversiteye girebilen milyonlarca gencin neden üniversiteyi bıraktığını YÖK sorgulamamış.  

Okülü bırakan ğençler ağ ırlıkla devlet ü niversitelerinde o ğ renim ğo renlerden olüşüyor. Boğ aziçi ü niversitesine kayyüm rekto r atanmasında oldüğ ü ğibi, devlet ü niversitelerinde akademik kadrolardaki partizanlık ve siyasi kayırmacılık, adrese teslim akademisyen atamaları, çoğ ü devlet ü niversitesinin ve rekto rden dekana, bo lü m başkanına, o ğ retim ğo revlisine ve idari personele kadar adeta aile ü niversitesine do nü şmesinin bü kopüşlarda etkili olması ihtimali o ne çıkıyor.  

İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinde AK Parti dönemine ilişkin milyarlarca liralık yolsuzluk, usulsüzlük dosyaları İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri Teftiş Kurulu’na iletildiği halde 5 yıldır hiçbir işlem yapılmadı. Şimdi seçime gidilirken, CHP’li belediyelere polis baskınlarıyla algı operasyonu senaryoları devreye koyuluyor!

2019 yerel seçimlerinde 11 Büyükşehir Belediyesini kaybeden AK Parti, o dönemdeki algı, yalan, karalama kampanyasının 2024 versiyonunu uygulamaya koydu. İktidarın izni ve onayıyla İmralı’nın mektubunu akademisyene getirten, İstanbul seçimi tekrarlandığında Osman Öcalan’ı TRT ekranlarına çıkartan iktidar, belediyeler muhalefete geçerse teröristlerin işe alınacağı yalanına sarılmıştı. Yönetim değişikliği ardından İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri (İBB-ABB) teftiş kurullarının yaptığı incelemelerde AKP dönemine ilişkin yüz milyarlarca liralık yolsuzluk, usulsüzlük, kamu zararı, ihale yolsuzluğu, imar yolsuzluğu vb. saptandı. ABB ve İBB’deki yaklaşık 100 yolsuzluk dosyasına İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından ‘incelenip yargıya iletilmek üzere’ el konuldu. 2019’dan bu yana bu dosyalar İçişleri Bakanlığında bekliyor.  

Mülkiye Müfettişleri hiçbir yolsuzluk dosyasını işleme koymadığı gibi, ABB ve İBB’nin Cumhuriyet Savcılıklarına yaptığı suç duyuruların için de işlem yapılmadı. AKP dönemi başkanları ve yöneticileri ifadeye bile çağrılmadı. Önceki İçişleri Bakanının sümen altı ettiği yolsuzluk dosyalarının akıbeti, seçim sonrası İçişleri Bakanı değiştiği halde beş yıldır değişmedi. 2019’un tespitleriyle yüz milyarlarca liralık, bugünkü değerle muhtemelen trilyonlara ulaşan bu yolsuzluklar örtülmeye, milletin parasını yolsuzluğa akıtanlar hesap vermemeye devam ediyor. Cumhurbaşkanının istifa ettirdiği eski AKP’li başkanlar yaptırımla karşılaşmadıkları gibi, çocukları milletvekili ya da belediye başkan adayı yapıldı.

Yolsuzlukları, rüşveti, usulsüzlükleri böylesine sıradanlaştırıp içselleştiren, üzerini örterek adeta rutin parti siyaseti haline getiren iktidar, şimdi yeniden seçime gidilirken CHP’li ve diğer muhalefete mensup belediyelere polis operasyonları, şafak baskınlarıyla yolsuzlukrüşvet algısı yaratmaya, seçmenin algısını ve iradesini etkilemeye çabalıyor. Kurgulanmış senaryolarla, muhalefet belediyeleri ve yaptıkları hizmetler karalanmaya çalışılıyor. İçişleri Bakanı değişikliğinden sonra göreve atanan yeni bakan, yıllardır İstanbul’a ve Türkiye’ye çöreklenen organize suç örgütlerini, Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan kartel liderlerini, çeteleri, tefeci organizasyonlarını, insan ve uyuşturucu kaçakçılarını, kara para aklayan örgütlenmeleri peş peşe yakalamaya başladı. İçişleri Bakanlığının her gün yayınladığı operasyon videoları ülkenin adeta bir suç ve suçlular cennetine dönüştüğünü ve yıllardır buna bilerek göz yumulduğunu gösteriyor.  

Her ğü n milyarlarca liralık ya da dolar veya eürolük süç ğelirlerini, yasa dışı olüşümları, üsülsü zlü kleri ortaya çıkartmakla o vü nen İ çişleri Bakanı, kendisine bağ lı Mü lkiye mü fettişlerinin masalarında, çekmecelerinde beş yıldır bekleyen yolsüzlük, rü şvet, vürğün, rant, dosyalarının işleme konülması talimatını veremiyor. Haksızlıkları-yolsüzlükları ortaya çıkartmak yerine, emrindeki polis ğü cü yle mühalefet belediyelerine siyasi alğı operasyonlarına ğirişiyor.

Turistik uzay seyahati için 55 milyon dolara (1 milyar 650 milyon TL) bilet satın alan iktidar, yüzde 5 ek zammı müjde olarak sunduğu milyonlarca emekliden fedakârlık istiyor. ABD’li uzay turu şirketine ödenen biletin bedeli milletin cebinden çıkarken, Hindistan 73 milyon dolara kendi uzay aracıyla Ay’a indi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2023’te Türkiye’nin kendi ürettiği roketle ‘Ay’a sert iniş’ yapacağını, 2028’de geliştirilecek yeni uzay aracı ile yumuşak iniş yapılacağını 2021’de ilan etmişti. Türkiye Uzay Ajansı’nın (TUA) üç yıl önce düzenlediği toplantıda dile getirilen Milli Uzay Misyonu da tıpkı diğer 2023 hedefleri gibi gerçekleşmedi. Bunun yerine Teksas’ta kurulu, uzaya turistik seyahatler düzenleyen Axiom Space şirketinden 55 milyon dolara uzay seyahati bileti alındı. Gerçekte iktidarın planı 2023 Nisan ayındaki Axiom Space 2 uzay seyahatine bilet alıp, 14 Mayıs seçimleri öncesinde bunu seçim kampanyasında propaganda için kullanmaktı. Ancak o uçuştaki 4 biletten 2’sini Suudi Arabistan satın alınca Türkiye’nin yolcusuna bilet kalmadı. Uzay yolculuğu bu yılki Axiom Space 3 misyonuna kaldı. Geçen yıl Suudi Arabistan’ın 110 milyon dolar ödeyerek aldığı biletlerle uzay seyahatine gönderdiği iki kişiden biri kadın Suudi vatandaşı Rayyanah Barnawi idi. Diğer yolcular ise Kanadalı ve İsrailli iş insanı ve yatırım bankacısı idi. Şimdi Türkiye’den Albay Alper Gezeravcı’nın yer aldığı 4 kişilik seyahatte de diğer 3 yolcu İtalyan Marcus Wandt, İsveçli Walter Villadei ve seyahati düzenleyen Axiom Space'in profesyonel astronotu ABD’li Michael Lopez-Alegria. Tıpkı kişi başı 250 bin dolarlık biletle ve özel Titan denizaltısıyla seyahat düzenleyen ABD’li OceanGate Expeditions şirketi gibi uzaya seyahat düzenleyen Axiom Space de bir ticari şirket. Bu seyahatlerden milyonlarca dolar kazanıyor. Şimdiden Axiom Space 4 uzay seyahatinin biletleri pazarlanıyor. Türkiye’nin uzaya çıkması,

Ay’a inmesi, Mars’a gitmesi öyle bir teknolojiyi geliştirmesi hepimizi gururlandırır. Ancak ABD’li ticari bir şirkete ait uzay turuna yolcu gönderip milyonlarca dolar ödemek, ülkeye getirisi olmayan, 10 günlük siyasi şov ve macera amaçlı propagandadır. Türk astronot Gezeravcı ile seyahat eden diğer üç yolcunun hiçbirisinin ülkesinde bu uzay turu böylesine propagandaya dönüştürülmedi. Teksaslı şirket para kazanırken iktidar övünüyor. Benzer bir programı 2019’dan bu yana uygulayan Hindistan Uzay Araştırma Kurumu (ISRO), kendi geliştirdiği uzay aracını geçen yıl temmuzda aya indirdi. ISRO’nun başarılı Ay’a seyahat sonrası yaptığı açıklamaya göre Chandrayaan-3 Misyonu olarak uzaya araç gönderip Ay’a indirmenin maliyeti 6 milyar rupi (73 milyon dolar) oldu. Bir tarafta 73 milyon dolara kendi uzay aracını imal edip fırlatan Hindistan, diğer yanda 55 milyon dolara sadece bilet alıp, ABD’nin aracı ve olanaklarıyla turistik uzay turuna yolcu göndermekle övünen iktidar.

Cümhürbaşkanı Erdoğ an, ‘2023’te Ay’a ğidip sert iniş yapamasak da Amerikalılardan 55 milyon dolara bilet alıp bir yolcü ğo nderdik’ dercesine bü seyahati Milli Uzay Proğramının bü yü k başarısı olarak sünüyor. Aylardır oyaladığ ı milyonlarca emekliye ise ‘bü tçede para yok’ ğerekçesiyle yü zde 5’lik ek zamla yetinin diyor. Cümhürbaşkanının serğilediğ i bü yaklaşım, siyasi şov üğ rüna harcanan milyonlarca dolarla propağanda yaparken, açlığa mahkum ettikleri emeklileri yok saymak, görmezlikten gelmektir!

2023 Aralık ayı ve yıllık bütçe gerçekleşmeleri, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık ve yıllık bütçe açığı rekorunu kırdı. Bir aydaki 623 milyar TL sermaye transferinin nereye yapıldığı bilinmiyor. Bu tabloyla mali disiplin ve şeffaflıktan söz edilemeyeceği gibi 2024 bütçesinin iflası bugünden ilan ediliyor.

Cumhuriyetin 100’üncü yılında aylık ve yıllık bazda tüm zamanların bütçe açığı rekoru kırıldı. Sadece aralık ayında 1 trilyon 393 milyar TL olan bütçe harcamalarıyla ortaya çıkan bütçe giderinin büyüklüğü, kasım ayındaki 671 milyar TL tutarındaki harcamaların iki katından fazla. 2023 ocak ayında ise aylık bütçe harcamasının 381 milyar TL olduğu anımsandığında, aralıktaki harcamalar, yılbaşına kıyasla dört misli katlanmış.  

Resmi rakamlara göre aralıkta bir aylık bütçe açığı 842,5 milyar TL olurken, bu olağanüstü aylık açık 2023’ün yıllık bütçe açığını 1 trilyon 375 milyar TL’ye yükseltti. Bu tutar 142,6 milyar TL’lik 2022 bütçe açığının 9 katı! Oysa 2023 yılsonu açık hedefi 659,4 milyar TL idi. Geçen temmuzda çıkartılan 1,2 trilyonluk ek bütçede de açık hedefi değişmeksizin 659,4 milyar TL olarak yer aldı. Temmuzda KDV-ÖTV, Kurumlar Vergisinde ek artışa, iki kez alınan MTV’ye, yüzde 85 artan vergi tahsilatına rağmen bütçe açığı, öngörülenin 2 katı! 1,4 trilyona yaklaşan 2023 bütçe açığının Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranı yüzde 5,4. Bu da bir rekor ve 2001 krizinden bu yana 22 yılın en ağır bütçe iflası.  

Hazine ve Maliye Bakanı, deprem harcamaları çıkarılınca Bütçe Açığı/GSYH oranının yüzde 1,7’ye düştüğünü, AB’nin Maastrich Mali Kriterlerinin de altına inerek AB ile uyum sağlandığını savunuyor. Hukuk, adalet, temel hak ve özgürlükler vb. kriterlerde AB ile mesafe her gün açılırken, iktidarın rekor bütçe açığıyla AB’ye uyumu savunması, tam bir çaresizlik ve çelişki. Üstelik depreme ne kadar harcandığı açıklanmıyor.  

Dikkat çekici olan, yılsonunda 801 milyar TL’ye ulaşan sermaye transferlerinin tek başına 623 milyarının aralık ayında harcanmış olması. Bütçe açığının ikiye katlanmasına neden olan, yasa uyarınca ‘karşılıksız’ yapılan ve ‘sınıflandırmaya girmeyen diğer kurum, işletme ve hane halkına yapılan sermaye transferlerinin’ hangi kurumlara, kişilere yapıldığının ayrıntısı ve tutarları ortada yok.  

Ancak tam aksine sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetleri kapsamındaki harcamalarda gerçekleşen artış dikkat çekiyor. Bu kapsamda 11 aylık toplamı 111 milyar TL olan ‘sınıflandırmaya girmeyen sosyal güvenlik ve sosyal yardım harcamaları’ aralıkta birden 762,5 milyar TL’ye yükselmiş. Bu noktada iktidar, milletin vergileriyle bütçeye toplanan paralardan bir ayda yüz milyarlarca liralık sosyal yardımı nereye, kimlere yaptığını millete açıklamak zorunda.

Başlanğıçta o nğo rü lenin 2 katına çıkarak 1,4 trilyona varan 2023 bü tçe açığ ı, 2024 bü tçesinde 2,6 trilyon TL olarak hedeflendi. Her yıl ek bü tçeyi alışkanlık haline ğetiren iktidarın 2024 bü tçesinin 2023’ü  aratacağ ı anlaşılıyor. Bütçe ödeneklerinin kısa sürede aşılacağı yü zde 36 enflasyon da dahil hiçbir hedefin tütmayacağ ı, 2024 bütçesinin iflasıyla yeniden ek bütçe çıkartılacağı bugünden görünüyor!

Bu yıl yüzde 230 artış hedeflenen KDV geliri başta olmak üzere, seçim sonrası dolaylı vergilerde yüklü artışlar yapılacağı, israf ve bütçe açıklarının halka ödetileceği anlaşılıyor. 2023’te yüzde 85 artan vergi gelirlerinin yüzde 53’ü KDV-ÖTV vb. dolaylı vergilerden elde edildi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Valilere lüks ve yabancı marka makam araçlarının satılarak yerine TOGG alınması, kırtasiye, tanıtım, ağırlama giderlerinin kısılması, tasarruf tedbirlerine uyulması çağrısı yaparken, ‘harcadığınız para, babanızın parası değil’ uyarısında bulundu. Bakan Şimşek görevi devralırken de ‘Rasyonel zemine dönmek dışında seçenek kalmadığını, temel ilkelerinin şeffaflık, tutarlılık, öngörülebilirlik ve uluslararası normlara uygunluk olacağını’ söylemişti. Göreve gelir gelmez kamuda israfa karşı ‘Tasarruf Genelgesi’ yayınlayan Şimşek’in bu yaklaşımının Beştepe Sarayı ve atadığı valiler, kamu yöneticileri tarafından ciddiye alınmadığı rakamlara yansıyor. Öyle ki 6 ay önce Bakan Şimşek ile eş zamanlı göreve getirilen Merkez Bankası (MB) Başkanı hakkında Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) iletilen şikayetlerde banka personeli ve sosyal tesislerin MB başkanının ailesinin kullanımına tahsis edildiği, bedelinin banka kaynaklarından karşılandığı yer alıyor.  

Geçen yıl haziranda yayınlanan ve kırtasiye, taşıt alımı-kiralama, taşınmaz alımı-kiralama, tanıtım-temsil ve ağırlama, iletişim-haberleşme vb. harcamalarda tasarruf talimatı içeren genelgeye kimsenin uymadığı anlaşılıyor. Haziranda genelge yayınlandığında 6 aylık tutarı 346 milyon TL olan haberleşme giderleri temmuz-aralık döneminde 5 misli artarak 2 milyar TL’ye, 37 milyon TL olan temsil-ağırlama harcamaları ise 17 kat artışla 670 milyon liraya ulaşmış. Kırtasiye giderleri 235 milyon TL’den 1,6 milyar TL’ye yükselerek 7 kat artmış. Bakan Şimşek valilere makam araçlarını satıp TOGG almalarını isterken tasarruf genelgesine rağmen taşıt kiralama gideri 213 milyondan 372 milyon TL’ye, taşınmaz kiralama giderleri yüzde 1,5 milyar TL’den 6 milyara çıkmış.  

Kamuda sözde tasarruf kağıt üzerinde kalırken artarak devam eden israfın faturası ise ek vergiler ve vergi artışlarıyla millete ödetiliyor. Nitekim 2024 bütçesinde de özellikle dolaylı vergilerde öngörülen yüksek oranlı artışlar, yapılacak yeni vergi artışlarının işareti. 2024’te vergi tahsilatının yüzde 85 artarak 8,3 trilyon TL’ye yükselmesi hedefleniyor. Buna karşılık dahilde alınan KDV’nin yüzde 230 artışla 505 milyardan 1,6 trilyon TL’ye ulaşmasının öngörülmesi, pek çok mal ve hizmetin KDV’sinde seçim sonrası yüklü zamların habercisi. Petrol ve doğalgazdan kesilen ÖTV’de ise yüzde 163 artışla 455 milyar TL gelir bekleniyor.

Deprem verğisi olarak üyğülamaya konülan O zel İ letişim Verğisi’nde (O İ V) bü yıl 2023’e ğo re yü zde 125 ğelir artışı hedefleniyor. Alkol, tü tü n mamülleri, dayanıklı tü ketim mallarından alınan O TV’de de ciddi ğelir artışları o nğo rü lmesi bü mallarda yeni zam ve verği artışlarının sinyalini veriyor. Gelir ve kürümlar verğisi ğelirlerinde artış hedefi yü zde 73 ve yü zde 67. İ ktidar, dar ve sabit ğelirli ğeniş kesimlerin temel tü ketim ve harcamalarından daha yü ksek oranda KDV-O TV-O İ V alarak, kamünün israfını ve bü tçedeki rekor açıkları karşılamayı planlıyor!

Merkez Bankası’nın (MB) ocak ayı Piyasa Katılımcıları Anketi (PİKA) sonuçları döviz, enflasyon başta olmak üzere Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerinin gerçekçi ve güvenilir bulunmadığını, iktidarın iddialarının aksine ekonomide düzelme beklentisinin azaldığını gösterdi!

Türkiye ekonomisinin ‘üç açık’ (cari açık, bütçe açığı, dış ticaret açığı) krizine doğru hızla ilerlediği açıklanan resmi verilerde belirgin hale gelirken, piyasa profesyonellerinin önümüzdeki döneme yönelik beklentileri de hızla kötümserleşiyor. 2024 yılı için ilan edilen yüzde 3 büyüme ve yüzde 36 enflasyon hedefinin tutmayacağı konusunda oluşan karamsarlık, bütçe açığı ve dış ticaret açığında da derinleşerek sürüyor. 2023 Konut Satış İstatistikleri geçen yıl konut piyasasının yüzde 17,4 gerilediğini, yabancıların konut talebinin düştüğünü, yerli konut alıcılarının yurt dışından konut almayı tercih ettiğini gösteriyor. MB’nin açıkladığı konut fiyat endeksinde yıllık artışın yüzde 80’i aşması, inşaat metrekare birim maliyetinin 30 bin TL’nin üzerine çıkması, konut piyasasının uzun süre toparlanmasının güç olduğunu gösteriyor. Pek çok alanda iktidarın iddialarının ve açıklanan hedeflerin aksi yöndeki negatif beklentiler öne çıkıyor. 2024 yılının daha ilk ayında yılsonuna ve gelecek yıla dönük beklentilerde oluşan karamsarlık MB’nin PİKA anketi ocak ayı sonuçlarında daha da belirgin şekilde kendisini gösteriyor. Önde gelen şirket ve holding CEO’ları, akademisyenler, banka-finans sektörü temsilcileri ve piyasa profesyonellerinin katıldığı ankette son birkaç haftadan bu yana 30 TL’nin üzerinde çıkan dolar kurunun yılsonunda 40 TL düzeyine ulaşacağı görüşü ağırlıkta.  

Aralık ayı anketinde yüzde 4,86 olan ocak ayı TÜFE enflasyon artışı beklentisi, ocak anketinde yüzde 5,41’e yükseldi. Ocakta aylık enflasyon artışının yüzde 8-9 düzeyini bulması yüksek ihtimal olarak görülürken, aylık bazda çift haneli bir enflasyon artışının ocakta gerçekleşmesi de beklentiler dahilinde. PİKA anketinde yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 42,04’e yükseldi. Bu yükseliş gerek OVP’de gerekse MB tarafından açıklanan enflasyon hedefinde yüzde 36 olarak ilan edilen 2024 sonu rakamının inandırıcı bulunmadığını gösteriyor. Muhtemelen MB tarafından açıklanacak 2024’ün ilk enflasyon raporunda da yılsonu beklentisi yüzde 36’nın üzerinde bir rakama revize edilecek. PİKA katılımcılarının yılsonu dolar/TL kuru beklentisi ise bir önceki aya kıyasla 39,45 TL’den 40,63 TL’ye yükseldi. Yılsonu cari işlemler açığı beklentisi de 34,3 milyar dolardan 34,4 milyar dolara çıktı. İhracattaki yavaşlama ve duraklama belirtilerinin artması, taze kaynak girişinin gerçekleşmemesi cari açık beklentisinin yükselmesini beraberinde getirebilir.

Para Politikası Kürülü (PPK) toplantıları o ncesinde yapılan çeşitli anketlerde, ocaktaki PPK toplantısından sonra 31 Mart seçimine kadar faiz artışlarına ara verilmesi, nisanda ise yü klü  bir faiz artışı yapılması yayğın ğo rü ş olarak ortaya çıkıyor. Seçim sonrası Cümhürbaşkanının talimatıyla hemen faiz indirimlerine başlanması ihtimalinin zayıf oldüğ ü so ylenebilir. Ancak siyasi ısrarla faiz indirimi yo nü nde bir adım atılırsa, ekonomik toparlanmanın değ il 2026, 2036’ya kadar rafa kalkacağ ını büğü nden o nğo rebiliriz.

Ulusal Süt Konseyi (USK) çiğ süt fiyatını tekrar artırdı. Litresi 13,5 TL’ye yükseltilen çiğ süt tavsiye fiyatının ardından, halen olağanüstü düzeydeki süt ürünleri fiyatları da zamlanacak. USK’da süt endüstrisi patronları ve iktidar ağırlıklı üye ve yönetim yapısı, üretici ve tüketiciyi değil kendi kârını ve çıkarını önceliyor!

Beş ayda çiğ süt tavsiye fiyatını iki kez yaptığı zamla toplam yüzde 58 artıran USK’nın kararı sonrası, süt ürünlerinin fiyatlarında da yeni artışlar söz konusu olacak. Halen marketlerde sütün litresi 35-40 TL, yoğurdun kilosu 50-60, peynir 190-300, tereyağı 320-550 TL düzeyinde fiyatlarla satılıyor. Mevcut fiyatlar bile toplumun en geniş kesimleri için erişilmez düzeyde. Çiğ sütteki zam sonrası bu fiyatlar daha da ulaşılamaz, süt ürünleri dar ve sabit gelirli aileler, milyonlarca çocuk için tüketilemez hale gelecek.

Besiciler ve süt üreticileri de uzun süre çiğ süt fiyatlarını artırmayan USK tarafından mağdur edildi. Büyük bölümü birkaç inek ya da koyundan elde ettiği sütten kazandığı gelirle geçimini sağlayan küçük aile işletmeleri süt ineklerini, koyunlarını kesmek zorunda kaldı. TÜİK verilerine göre Türkiye’de toplanan çiğ sütün yüzde 50’sinden fazlasını küçük aile besicileri sağlıyor. Süt üreticisi küçük aile işletmeleri için nakit girişle çarkın döndürülmesi hayati önemde. Aksi durumda sattığı süt maliyetlerinin bedelini karşılamadığı takdirde hayvanını kesmek zorunda kalıyor. Kasımdan bu yana 2,5 ayda süt yemi beş kez zamlandı. Sadece son bir ayda yem fiyatı yüzde 18, asgari ücret 6 ay arayla iki kez yaklaşık yüzde 50 arttı. TÜİK’in resmi TÜFE enflasyonu yüzde 64, Tarım-ÜFE enflasyonu ise yüzde 78. Buna karşın USK’nin uzun süre artırmadığı çiğ süt fiyatına son yaptığı iki zam toplamı yüzde 58. Bu oran TÜFE’nin 6, Tarım-ÜFE’nin 20 puan altında. Et ve sebze-meyvede olduğu gibi sütte de üreticiyi göz ardı eden iktidarın politikaları süt ve süt ürünlerinde ağır krize zemin hazırladı. Süt Endüstrisi Kurumu’nun (SEK) özelleştirilmesiyle piyasayı denetleyen, fiyatları regüle eden kamu, süt ve süt ürünleri piyasasından çekildi.

2006’da çıkarılan Tarım Yasası’yla 2009’da kurulan USK, 15 yıldır süt üreticisinin sorunlarına çözüm üretmedi. Bunda, iktidarın USK’da bilinçli şekilde üretici ve tüketicileri geriye iten, ağırlığın süt endüstrisinin önde gelen dev şirketleriyle, iktidarın atadığı kamu görevlilerinde olmasını sağlayan yapılanma modeli en önemli etken.  

✓ Asğari U cret Tespit Komisyonü’nda kamü ve işveren temsilcilerinin so z sahibi olması ğibi, USK’de de sü t endü strisi ve iktidar temsilcileri kararlarda belirleyici konümda. 

Alınan kararlar sü t ü reticisi kü çü k aile işletmelerini ve tü keticiyi değ il sü t sanayicilerinin ka rlarını maksimize etmeye, çıkarlarını korümaya yo nelik. USK’da bü yapı sü rdü kçe sü t ü reticisi mağ dür olmaya, sü t hayvanlarını kesmeye, tü ketici fahiş fiyatla ü rü n satın almaya mahküm. Sekto rü  elinde tütan, çiğ  sü t fiyatını belirleyen USK çatısındaki dev şirketler ise ka rlarını katlamaya devam edecek. Ette oldüğ ü ğibi sü tte de yerli ü retici ineğ ini kesip piyasadan çekilmeye mecbür kalınca sü t ve sü t ü rü nleri piyasası da ithal sü te ve sü t ü rü nlerine teslim olacak.

İran’ın Erbil’e, İdlib’e ve Pakistan’a gerçekleştirdiği balistik füze saldırıları bölgesel gerilimi yükseltti. Pakistan İran’a füze saldırısıyla yanıt verirken, İran ise İsrail, Mossad ve ABD ile iş birliği yapan terör örgütlerini hedeflediğini açıkladı. İran’ın bu saldırıları ABD ve İsrail’e füzelerinin menzilini gösterme amaçlı göz dağı ve Kuzey Irak’taki güç mücadelesinde Türkiye’ye dolaylı bir mesaj olarak görülebilir!

İran, doğrudan İsrail ve ABD’yi hedef almaksızın Kuzey Irak, Suriye ve Pakistan’a füze saldırıları düzenledi. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin (KIBKY) Erbil kentine düzenlenen füze saldırısında Barzani aşiretinin önde gelen üyelerinden petrol zengini dolar milyarderi iş insanı Peşrev Dizayi’nin konutu hedef alındı. İran, Dizayi’nin ABD ve İsrail ile yakın ilişkileri yanında, Erbil’deki konutunun İsrail dış İstihbarat örgütü Mossad’ın casusluk üssü olduğu için hedef alındığını savundu. Kuzey Irak’ta Mossad’ın eğittiği ajan ve teröristlerin İran’da terör eylemleri gerçekleştirdiğini öne sürerek Barzani yönetimini uyardı. Barzani yönetimi saldırıya sert tepki göstererek Tahran temsilcisi geri çekerken, Bağdat yönetimi İran’ı Birleşmiş Milletlere (BM) şikayet etti. Irak’ın Tahran Büyükelçisini geri çekti. İran, Erbil ile eş zamanlı olarak Suriye’nin Kuzeyinde cihatçıların kontrolündeki İdlib’e de füze saldırısında bulundu. İdlib’teki hedefin IŞİD ve diğer cihatçı örgütlerin karargahı olduğu açıklandı.  

İran, Erbil ve İdlib’in ardından bin kilometrelik sınırı bulunan Pakistan’da Ceyş ül Adl örgütüne füze saldırısı gerçekleştirdi. Şii Tahran yönetimine karşı İranlı Sünnilerin haklarını savunduğunu öne süren örgüt, İran’da terör eylemleri düzenliyor. Saldırıya füzeyle yanıt veren Pakistan, İran’ın dost ve kardeş ülke olduğunu ancak topraklarını savunacaklarını açıkladı. İran, IŞİD, Ceyş ül Adl gibi örgütleri ABD ve İsrail’in desteklediğini, Mossad’ın eğittiğini savunuyor. İran, Erbil’de evini vurarak öldürdüğü Peşrev Dizayi’nin Mossad’a yakınlık yanında Kuzey Irak petrolünü İsrail’e taşıyan kilit isim olduğunu öne sürüyor.

Kuzey Irak’ta Türkiye ile İran arasında güç ve nüfuz mücadelesi yanında, Bağdat üzerinde de İran’ın baskısı ve ağırlığı söz konusu. Türkiye Barzanilerle, İran ise Süleymaniye’de Talabanilerle yakın. Kuzey Irak Barzani-Talabani aşiretleri ve Erbil-Süleymaniye arasında bölünmüş durumda. Türkiye ise PKK’ya destek verdiği gerekçesiyle Talabanilerle mesafeli.

İran, 2022 Mart’ında da Kuzey Irak doğalgazını boru hattıyla Türkiye üzerinden ihraç etmeyi öngören, Türkiye ile geniş çaplı doğalgaz ticareti yapan Kuzey Iraklı Kar Group’un sahibi, Barzani aşiretine mensup Baz Kerim Barzanji’nin villasını balistik füzeyle vurmuştu.  

İ srail-Gazze savaşında Hamas’a destek safındaki Tü rkiye ve İ ran, Küzey İrak ve Küzey Süriye’de ise karşıt konümda. İ ran, Esad’ın, Tü rkiye mühaliflerin yanında. İ ran’ın vürdüğ ü İ dlib Tü rkiye’nin ve TSK’nın ğü venlik ğü vencesinde. Dolayısıyla İ ran’ın 1200 km. menzilli fü zelerle ğerçekleştirdiğ i saldırılar, savaşın yayılmasından yana olmadığ ı, ABD ve İ srail’i doğ rüdan hedef alarak ü stü ne çekmek istemediğ i, ancak balistik ğü cü nü  ve istediğ i hedefi vürma kapasitesini serğileyerek, ABD-İ srail ve tü m bo lğe ü lkelerine ğo zdağ ı mesajı şeklinde değ erlendirilebilir.           

İktidar, ABD ile F-16 pazarlığında İsveç’in NATO üyeliğine onay verdikten sonra yeni bir ‘aldatıldık’ kaosu yaşanmasından endişeli. Biden yönetimi Türkiye’ye F-16 satışını destekleme tavrının sürdüğünü açıklasa da Kongre’de bu satışı onaylatmayı garanti etmiyor. İstediğini alan ABD yönetimi, F-16 sürecini zamana yayabilir!

TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi gereken İsveç onayının zamanlamasının, iktidarın içinde bulunduğu endişeli sürece göre belirleneceği anlaşılıyor. İktidar ABD ile yürüttüğü pazarlıkta F-16 satışı için kesin güvence ve garanti beklentisinde. Ancak Biden yönetimi şu ana kadar bu konuda sadece ‘F-16 satışını desteklediğini’ belirten açıklamalarla yetindi. Geçen hafta da Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Koordinatörü John Kirby bir kez daha Türkiye’ye F-16 satışına desteğin sürdüğü açıklamasını yaptı.

Anlaşılan iktidar yakın zamanda İsveç’in NATO üyeliğini TBMM’den geçirmeyi planlıyor ve bunun öncesinde ABD’den kamuoyuna karşı en azından desteğin yinelenmesini istiyor. Ancak ABD yönetimi topu Kongre’ye atıyor. Kongrede Türkiye’ye F-16 satışına karşı çıkan oldukça güçlü bir lobi var. Biden yönetimi İsveç’e onay verilirse Türkiye karşıtı bu lobinin yumuşayacağını öne sürerek iktidarı ikna etme peşinde.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Türkiye’den Yunanistan’a geçtikten sonra yaptığı açıklamada Yunanistan’a F-35 yeni nesil savaş uçağı satışının tamamlanma aşamasında olduğunu dile getirdi. ABD’nin Yunanistan’dan Kongre’deki Rum-Yunan lobisinin Türkiye’ye F-16 satışına karşı çıkmaması için destek istediği anlaşılıyor. Türkiye’ye F-16 satışıyla ilgili Kongre süreci uzun. İsveç’in NATO üyeliğine onay anlaşması ise artık TBMM Genel Kurulunda. Biden yönetimi iktidara ‘siz İsveç’e onayı verin biz Kongre’de F-16 için çaba gösteririz’ dışında bir söz vermediği için Cumhurbaşkanı ellerinin boşta kalma ihtimali yüksek olan böyle bir siyasi riski alıp almama, İsveç onayını rölantide tutma konusunda çelişkiler yaşıyor. ABD yönetimi F-16 satışında kesin adımı atmadan iktidarın TBMM’den İsveç’e onayı geçirmesi aynı zamanda açığa düşme ihtimalini de ciddi şekilde içinde barındırıyor.

Siyasi-diplomatik ve stratejik yanlışlarla F-35 projesinden dışlanan, 1,5 milyar dolar ödemesi yapılmış ilk 5 F-35’i alamadığı gibi parayı da geri alamayan iktidar, 2019’da 3 milyar dolar ödeyip ambara koyduğu S-400’lerin ise ambalajını bile açamadı.

Şimdi F-35’lerin iki gömlek altı F-16’lar için ABD ile İsveç pazarlığı yapılırken, onay verildiği takdirde F-16’ları satın alabilmenin garantisi de yok. Bir yandan da Almanya ile Eurofighter, Fransa ile Rafale savaş uçağı pazarlıkları yine siyasi engellere takılıyor. Yunanistan ve Ermenistan ile ilişkileri normalleştirip ABD Kongresi’nde lobileri ikna etme çabasına karşılık İsrail ile gerginlik sonrası Yahudi lobisini ikna etmek güç görünüyor.  

Bü kritik aşamada Tü rkiye’nin Washinğton’da bü yü kelçisi yok. Bü yü kelçi Mürat Mercan iki hafta o nce yaş haddinden emekli olarak veda mesajıyla ğo revden ayrıldı. Tü rkiye’nin şü anda ABD Başkentinde akredite bü yü kelçisi bülünmüyor. Hızlı karar alma ve istikrar vaadiyle geçilen tek adam yönetimi bu kritik süreçte haftalardır büyükelçi ataması bile yapamıyor ve zafiyet sergiliyor.

Etiketler
  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER SİYASET Haberleri
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI