Ataşehir escort Ankara escort
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 4 Şubat 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
 Tarih: 04-02-2024 13:46:53   Güncelleme: 04-02-2024 13:49:53
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 4 Şubat 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 4 Şubat 2024 tarihli raporu şöyle:

SICAK GÜNDEM

  1. Rasyonel politikalara geçiş ve uluslararası para piyasalarından kaynak umuduyla Merkez Bankası’nın (MB) başına getirilen Gaye Erkan, 8 ayda görevden ayrıldı. Yerine ‘partiden ve aileden’ atama yapıldı.
  2. Türkiye, 2023 Uluslararası Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 14 sıra birden gerileyerek, 180 ülke arasında 115’inciliğe düştü. Yolsuzluk artışında en büyük etken yargının zayıflaması.

İÇ POLİTİKA

  1. 2024 Yerel Seçim Beyannamesini açıklayan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, çılgın projelerden vazgeçti, ‘Gerçek Belediyecilik Yemini’ ilan etti.
  2. Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi kararı, anayasanın askıya alınması anlamına geliyor!

EKONOMİ

  1. 2023 Gelir Dağılımı Araştırması; nüfusun en yüksek ve en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grupları arasındaki uçurumun 8,5 kata çıktığını gösterdi. Yüzde 5’lik gruplar itibarıyla oluşan gelir uçurumu ise 26 kata yükseldi.
  2. Kur Korumalı Mevduatın (KKM) maliyetini azaltmak ve TL’ye geçişi özendirmek için atılan adımlara rağmen KKM’den çözülen mevduat yeniden dövize yönelince, Merkez Bankası zorunlu karşılıklarda değişikliğe gitmek zorunda kaldı.
  3. TÜİK’in 2023 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri ülkedeki fakirliği gözler önüne serdi. İktidar, farklı söylemlerle gerçekleri gizliyor!

TARIM

  1. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2024-2028 Stratejik Planı, tarım ve hayvancılığa destek yerine ithalatı önceleyen politikaların önümüzdeki beş yıl devam edeceğini gösteriyor.

DIŞ POLİTİKA

  1. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Şubat’ta Rusya Devlet Başkanı ve 14 Şubat’ta Mısır’da Devlet Başkanı Sisi ile bir araya gelecek. İktidar 12 yıldan bu yana tüm siyasi ve diplomatik bağları kopardığı Mısır ziyaretinden Gazze ve Doğu Akdeniz’de siyasi kazanç bekliyor.
  2. İsveç’in NATO üyeliğine onay sonrası, Biden yönetiminin Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satışı için Kongre’ye gönderdiği karar yazısında sessizlik süresi 10 Şubat’ta dolacak. Bu tarihe kadar Kongre’de itiraz olmazsa 23 milyar dolarlık satış kesinleşecek.

 

Rasyonel politikalara geçiş ve uluslararası para piyasalarından dış kaynak temin etmesi umuduyla Merkez Bankası’nın (MB) başına getirilen Gaye Erkan, 8 ayda görevden ayrıldı. Tek adam yönetiminde MB Başkanlığı sıradanlaştı. Atanan yeni başkan yine ABD’den ve aileden!

14 Mayıs seçimleri sonrasında, faiz indirimi ve nas politikasının mutemedi Merkez Bankası (MB) Başkanı Prof. Şahap Kavcıoğlu görevden alınıp, yerine ABD finans ve bankacılık piyasalarında ‘müthiş Türk kızı’ lakabıyla tanınan Hafize Gaye Erkan getirildi. Maliye ve Hazine Bakanı Şimşek’in görevi devralırken ifade ettiği ‘rasyonel politikalara geçiş’ çerçevesinde 6 yıl sonra ilk kez davet edilen IMF’nin önerileri doğrultusunda Orta Vadeli Program (OVP) hazırlandı. KDV, ÖTV, MTV, Kurumlar vergisi artırıldı. Araç sahiplerinden ‘duble MTV’ tahsil edildi. Buna rağmen 1,3 trilyon TL ile Cumhuriyet tarihinin bütçe açığı rekoru kırıldı. Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın nas ısrarı terk edildi. Faiz artışı başlatıldı. Sekiz ayda politika faizi yüzde 8,5’tan yüzde 45’e yükseltildi. Dış kaynak, sıcak para, kredi için iki kez Körfez ülkeleri olmak üzere, Londra, New York vb. finans merkezlerine turlar düzenlendi. Beklenen dış kaynak gelmedi. TL değer kaybetmeye, döviz ve enflasyon yükselmeye devam etti. Tek haneli enflasyon hedefi 2026’ya ertelendi. Küresel finans kurumları öncelikle Şimşek-Erkan ikilisinin görevde kalıp-kalamayacağından, rasyonel politikaların Cumhurbaşkanı kararıyla bir gecede tersyüz edilip-edilmeyeceğine güvenmedikleri için beklemeyi tercih ettiler. Nitekim MB Başkanı Gaye Erkan 8 ay dayanabildi. Bakan Şimşek, sosyal medya mesajıyla küresel piyasaları Gaye Erkan’ın ‘şahsi meseleler yüzünden’ gittiğine, rasyonel politikaların süreceğine, donanımlı yeni bir MB Başkanı atanacağına ikna çabasında. Ancak şimdi de Şimşek’in seçim sonrası gidipgitmeyeceği merak ediliyor!  MB Başkanı Erkan’ın istifasına giden yıpratılma süreci iktidar medyasına verdiği mülakat yanında, MB makamını ‘maaile’ kullandığı iddiasıyla CİMER’e yapılan şikayetlerle başlatıldı. İstifanın ardındaki gerçek, ekonomi yönetiminin kendi içindeki güç ve koltuk mücadelesi. Nitekim 2019-2024 arasında, ‘söz dinlemiyor, faiz artırıyor’ denilerek görevden alınan Murat Çetinkaya ile başlayan süreçte, 5 yılda 5’inci MB Başkanı atandı. Yasaya göre 5 yıllığına atanan ancak ortalama 8 ay-1,5 yıl arasında değişen MB Başkanlarının sonuncusu Gaye Erkan oldu. Tek adam yönetiminde kamusalkurumsal-bürokratik süreçlerle ilgili devlet ilkeleri ve gelenekleri ifade eden kavramların kaosa dönüştüğünü gösteren sürece bakıldığında; MB Başkanı Gaye Erkan istifa mı etti? Cumhurbaşkanı tarafından görevden mi alındı? MB Başkanlığına atanan Yaşar Fatih Karahan’ın CV’si de tıpkı Erkan gibi oldukça dolu. ABD eğitimli. New York eyalet merkez bankası ve küresel e-ticaret şirketi Amazon’da baş ekonomist. Farklı ABD üniversitelerinde yarı zamanlı öğretim üyesi. En büyük özelliği ise AKP Kurucusu ve eski AKP Milletvekili olan Murat Mercan’ın yeğeni.  

Merkez Bankası yö netimi, kasası, rezervleri, Cumhurbaşkanının sö zu nden çıkmayacak, hem partiden hem de aileden yakın bir isme emanet edildi. Sön töplantıda seçime kadar faiz artışına ara verildiğ i için en az 3 ay, faiz konusunda Erdoğan ile karşı karşıya gelmeyecek.  

Türkiye, 2023 Uluslararası Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 14 sıra birden geriledi. Sıralamada 180 ülke arasında 115’inciliğe düştü. Özellikle 2018’de Tek Adam yönetimine geçiş sonrası ‘kamu harcamalarında yolsuzluk’ kriteri kapsamında negatif puanı arttığı için endekste daha hızlı düşüş yaşıyor!

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi’nde sürekli gerileyen

Türkiye, 2023’te en fazla puan kaybeden 12 ülke arasında yer aldı. Dünya sıralamasında 180 ülke arasında, 115’inciliğe indi. 2022’de yolsuzluk algı puanı 100 üzerinden 36 olan

Türkiye, 2023’te 2 puan kaybederek 34 puana, sıralamada ise 14 sıra aşağı düştü. Ülkeler, 1995’ten bu yana her yıl açıklanan endekste, dünya ve coğrafi bölgeler itibarıyla kamu sektöründeki yolsuzluk algısına göre puanlanıyor. Sıfır (en yüksek yolsuzluk algısı) ile 100 puan (en düşük yolsuzluk algısı) arasındaki ülke puanları sıfıra yaklaştıkça yolsuzluğun yaygınlaştığı, 100’e yaklaştıkça kamusal yolsuzluk, rüşvet ve kara paranın azaldığı anlaşılıyor. Türkiye’nin, son yıllarda yolsuzluk artışı nedeniyle endekste yaşadığı gerilemenin dikkat çektiği vurgulanan raporda, özellikle 2018 sonrasında puan kaybının hızlandığı, 2023’te 2 puan daha kaybederek alt sıralara indiği dile getirildi. 2018 seçimleriyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CHS) geçiş sonrası kamu varlıkları, bütçe kaynakları, kamu bankaları, Hazine, Merkez Bankası vb. tüm kurumlar bir kişinin inisiyatifine bağlandı.

2023 endeksinde yolsuzluk algısı kötüleşen 12 ülke arasında Türkiye’nin yanı sıra El Salvador, Honduras, Liberya, Myanmar, Nikaragua, Sri Lanka, Venezuela, Arjantin yer alırken Avusturya, Polonya ve Birleşik Krallık da sıralamaya girdi. Ancak bu üç Avrupa ülkesinin endeks puanı ve sıralamadaki yerleri Türkiye’nin çok üzerinde.

2018’den bu yana yolsuzlukla mücadeleye öncelik vererek puan ve sıralamada yukarıya çıkan 9 ülke ise Angola, Ermenistan, Dominik Cumhuriyeti, Kuveyt, Maldivler, Moldovya, Nepal, Özbekistan ve Vietnam. Bu ülkeler hem dünya sıralamasında hem de endeks puanında Türkiye’nin üstüne çıkmayı başardılar.  

Raporda, yargı ve adalet sisteminin siyasi etkilerle zayıflamasının yolsuzluğun yayılmasında en önemli unsur olduğu ifade ediliyor. Türkiye’nin de yer aldığı Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde yargı sistemi ve yasaları uygulayan kamu kurumlarının siyasi otorite karşısında bağımsızlığını yitirmesi, denge ve denetleme sisteminin siyasi müdahalelerle işlememesi, hukuk devletinin zayıflaması ve özel çıkarların kamu yararının önüne geçmesiyle yolsuzlukların arttığı vurgulanıyor.  

İ ktidar, servet affı yasalarıyla kara parayı yasallaştırıp, kanun körumasına aldı. Ku resel kara para trafiğ i Tu rkiye’ye yö neldi. Şeffaf ölmayan davet usulu  kamu ihaleleri yanında, kamu bankalarının kredileri ve bu tçenin kaynakları keyfi şekilde harcanıyör. İ ktidarın dö rt bir yanı yölsuzluk ağ larıyla sarılmış bir u lkeye dö nu ştu rdu ğ u  Türkiye, uluslararası yolsuzluk endeksinde dibe vurup, yüz kızartıcı sıralarda yer alıyor!

2024 Yerel Seçim Beyannamesini açıklayan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Gerçek Belediyecilik Yemini’ ilan etti. AKP’li Başkanlar ‘Anayasa ve yasaya bağlılık, kamu kaynaklarını harcarken dürüstlük’ yemini edecek. Anayasaya ve hukuka bağlılık başta olmak üzere defalarca çiğnenen Cumhurbaşkanlığı yemini gibi, Belediyecilik Yemini de 22 yıldır yapılanların tam tersini içeriyor!

31 Mart Yerel Seçimleri yaklaşırken, belediye başkan adaylarını ilan eden AKP Genel

Başkanı ve Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, partisinin Yerel Yönetimler Seçim Beyannamesini açıkladı. 1994’ten bu yana başta İstanbul, Ankara, Bursa vb. büyükşehirleri 25 yıl yöneten, aynı şekilde pek çok il ve ilçe belediyesini neredeyse yaklaşık 30 yıldır yönetiminde bulunduran AKP’nin vaatlerine bakıldığında sorulacak tek soru, ‘çeyrek asırdır yüzlerce belediyeyi yönettiğiniz halde bu söylediklerinizin hiç birisini bugüne kadar neden yapmadınız?’ olmalı. Asıl çarpıcı olan, CB Erdoğan 22 yıldır tam tersini yaptığı bu vaatlerin inandırıcılıktan uzak olduğunu biliyor olmalı ki, Seçim Beyannamesi’nin ilk sayfasına ‘Gerçek Belediyecilik Yemini’ diye bir metin koymuş. Bugüne kadar söylediklerinin tam tersini yapma, milleti aldatma, devlete ait tüm varlıkları kendileri ve çevrelerindekilere akıtma zihniyeti bir yemine dönüşmüş!  

AKP Beyannamesinde yer alan Gerçek Belediyecilik Yemini’nin ilk üç satırı ‘Doğruluk ve dürüstlükten ayrılmayacağıma, hemşerilerimiz arasında hiçbir ayrım yapmayacağıma, Anayasa ve yasalardan ayrılmayacağıma’ diye başlıyor. Ardından; ‘Kamu kaynaklarını namusum ve şerefim bilerek amacı dışında harcanmasına göz yummayacağıma…Herkesin eşit olduğu gerçeğinden hareketle adaletten şaşmayacağıma’ şeklinde devam ediyor. Sonunda, ‘Milletim, hemşerilerim ve tarih önünde namusum, şerefim ve kutsal kitabımız üzerine yemin ederim’ cümlesiyle bitiyor. Bu yemindeki her satırın tam tersini yaptıklarının son örneği, daha yemini açıkladıkları gün anayasa ve yasayı yok sayarak Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi. AİHM, AYM kararlarını tanımadığını bizzat ilan eden Cumhurbaşkanı, Belediye Başkanlarına ‘anayasa ve yasalardan ayrılmama, adaletten şaşmama’ yemini ettiriyor.  

Beyannamede artık çılgın projeler de yok. Anlaşılan Kanal İstanbul rafa kalktı. Bunun yerine, toplu taşıma, beslenme, kira, sosyal konut desteği vb. vaatler öne çıkıyor.  Cumhurbaşkanı ve 22 yıldır başında olduğu AKP iktidarı, nihayet kendileri yüzünden milletin tek derdinin geçim, hayat pahalılığı olduğunu görmüş ve seçim beyannamesinde de itiraf ediyor. Kimseyi inandıramayacaklarını görünce, vaatlerin başına ‘Belediyecilik Yeminini’ koyuyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) dö neminde İ BB ve ABB kaynaklarının usulsu zce harcanmasına ilişkin yu z milyarlarca liralık yölsuzluk dösyası beş yıldır İ çişleri Bakanlığ ı raflarında. Gerek iktidarın ğerekse AKP’li belediyelerin kamu kaynaklarını nasıl ve kimlere akıttığ ı, tarikat, cemaat, iktidar vakıfları ve iktidar mu teahhitlerinin nasıl ihya edildiğ i örtada. Sayıştay raporlarında kamuda ve AKP’li belediyelerdeki yolsuzluklardan geçilmiyor!

Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi kararı, anayasanın askıya alınması anlamına geliyor. Yargıtay’ın TBMM’ye gönderdiği adeta talimat niteliğindeki yazının Genel Kurul’da okutulması, kendisini anayasa hükümleriyle bağlı saymayan bir idarenin ülkeyi yönettiğini gösteriyor!

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tutuklu Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında iki kez verdiği ihlal kararını uygulamayan İstanbul 13. Ceza Mahkemesi ve mahkemenin AYM kararını gönderdiği Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin ‘anayasaya uymama’ kararının TBMM Genel Kurulunda okutulmasıyla mevcut anayasanın fiilen askıya alındığı bir durum ortaya çıkmıştır. Bu siyasi tablonun demokratik siyasete ve toplumsal yaşama yansıması ise kendisini anayasa hükümleriyle bağlı saymayan, işine gelmediğinde anayasayı çiğnemek ya da anayasaya uymamak yetkisini kendinde göre bir idarenin ülkeyi yönettiğidir.  

Yürürlükteki anayasamıza göre verdikleri kararlar ve hükümler kesin ve itiraza, temyize kapalı iki kurum mevcut. Bu kurumlardan birisi Yüksek Seçim Kurulu (YSK) olarak anayasada yer almaktadır. YSK’nın verdiği kararlar kesindir. İtiraz ya da temyiz veya karara uyulmaması söz konusu değildir. Kararları kesin ve temyizi söz konusu olmayan YSK, 14 Mayıs 2023 milletvekili seçiminde, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmayan Can Atalay’ın aday olabileceğine ve seçilirse vekil olabileceğine karar verdi. Aynı şekilde verdiği kararlar kesin ve yasama, yürütme, yargı organları da dahil gerçek ve tüzel herkes için uyulması zorunlu olan diğer kurum ise Anayasa Mahkemesi’dir. (AYM) AYM, YSK’nın aday olup seçilebileceğine karar verdiği Can Atalay’ın derhal serbest bırakılarak TBMM’deki görevine başlatılması kararını verdi.

Ancak hükümleri kesin ve itiraza kapalı her iki kurum yok sayılarak, Yargıtay’daki bir daireden YSK ve AYM’nin kesin hükümlerine karşı karar çıkartıldı. İki yüksek yargı kurumunun anayasal tüzel kişiliğine karşı bir Yargıtay dairesinden çıkartılan kararla, anayasa yok sayıldı. Hatta ‘ihtilaf halinde Yargıtay kararı esastır’ anlamına gelen bir de anayasa kuralı ihdas edildi. Oysa yürürlükteki anayasanın 158. maddesi ‘Diğer mahkemelerle Anayasa Mahkemesi arasındaki ihtilaf ve görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esastır’ diyor. İktidar ortakları ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi iş birliğiyle süreç hukuki zeminden kopartılıp siyasi zemine çekildi. Yargıtay’ın benzer durumlarda daha önce verdiği kararlar, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’n içtihatları siyasi hedefler doğrultusunda yok sayıldı.   

  • Gelinen aşamada artık temel sörun Can Atalay davası ya da vekilliğ in du şu ru lmesi ölmaktan çıktı.

Yarğıtay’ın AYM’ye karşı tavrı, TBMM Başkanının anayasaya aykırı Yarğıtay kararını ökutması, iktidarın anayasayı rafa kaldırıp kuralsız yö netime ğeçiş hedefi için siyasi testtir. Töplumun anayasa ve hukuk devletine sahip çıkma ihtimalini ö lçme amaçlı nabız tutma planıdır. Anayasayı, hukuk devletini, özgürlükleri, demokrasiyi savunmak, en temel ve hayati yurttaşlık ğö revi ve sörumluluğ u haline ğelmiştir.

2023 Gelir Dağılımı Araştırması; nüfusun en yüksek ve en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grupları arasındaki uçurumun 8,5 kata çıktığını gösterdi. Yüzde 5’lik gruplar itibarıyla oluşan gelir uçurumu ise 26 kata yükseldi. TÜİK’in bile gizleyemediği bu tablo, ülkenin yüzde 80’inin ‘sefalet’, yüzde 20’sinin ‘sefahat’ kampına ayrıştırıldığını, sosyal omurgayı ayakta tutan orta direğin yok edildiğini gösteriyor!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2023 Gelir Dağılımı Araştırması, iktidarın 21 yıldır bilinçli bir tercihle uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalarla bir avuç iktidar zengini yaratılırken, toplumun yüzde 80’inin sefalete sürüklendiğini ortaya koydu. TÜİK’in araştırmasında en yüksek gelirli yüzde 20’lik nüfusun (17 milyon kişi) toplam gelirden aldığı pay geçen yıl 1,8 puan artarak yüzde 49,8’e yükselirken, en düşük gelirli yüzde 20’nin payı 0,1 puan düşerek yüzde 5,9’a geriledi. Diğer deyişle 17 milyon kişi ülkenin toplam gelirinin yaklaşık yüzde 50’sini alırken, 85 milyonluk nüfusun yüzde 80’ini oluşturan 68 milyon kişi kalan yüzde 50’yi paylaşıyor. Nüfus ve gelir grupları daraldıkça gelir dağılımında uçurum ve eşitsizlik daha da büyüyor. TÜİK’in yüzde 10’luk gruplar itibarıyla hesapladığı dağılıma bakıldığında en alttaki yüzde 10’un payı yüzde 2,3’e inerken en üstteki yüzde 10’luk (8,5 milyon kişi) grubun payı yüzde 35’e ulaşıyor. Yüzde 5’lik gruplar açısından yapılan hesapta ise en alttaki yüzde 5’lik grubun toplam gelirden aldığı pay yüzde 0,9! En üstteki yüzde 5’in (4 milyon 250 bin kişi) payı ise yüzde 24,7 ile toplam gelirin dörtte biri düzeyinde. 2013-2023 arası 10 yılda en üst ve en alt yüzde 20’nin toplam gelirden aldığı paydaki uçurum 7,7 kattan 8,4 kata, yüzde 10’luk en üst-en alt gruplar arasındaki fark 13,6 kattan 15 kata, yüzde 5’lik gruptaki en alt-en üst uçurumu 22,8 kattan 26,6 kata yükseldi.  

  • İ ktidarın ekönömide çizdiğ i sanal pembe tablöda, ‘öteller, restöranlar dölu, ötömöbil satışı patladı vb.’ alğısını öluşturanlar işte bu en yu ksek ğeliri paylaşan ilk yu zde 20,10 ve 5’lik ğruplarda yer alan, 85 milyönluk Tu rkiye’de, Yunanistan, Höllanda, Danimarka nu fusu kadar 8-10 milyön kişi!

Gelir dağılımını ölçen, sıfıra yaklaştıkça adil dağılımı, 1’e yaklaştıkça eşitsizliğin arttığını gösteren Gini katsayısı 2023’te önceki yıla göre 0,018 puan artarak 0,433 oldu. Bu rakam 2006’dan bu yana en yüksek gelir adaletsizliğini işaret ediyor. TÜİK’e göre sosyal yardımlar hariç tutulduğunda Gini katsayısı 0,520’ye çıkıyor. TÜİK, 6 Şubat 2023 deprem felaketi nedeniyle, Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye vb. illerin yer aldığı (TR63) bölgesinde Gelir Dağılımı Araştırması yapılamadığını İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) çerçevesinde verilerin 25 bölgeyi kapsadığını açıkladı.  

  • 11 deprem ilinde veriler töplanabilseydi muhtemelen ğelir dağ ılımı adaletsizliğ indeki uçurum, daha da ağ ırlaşacaktı.

Sön 10 yılda daha da derinleşen ğelir dağ ılımı adaletsizliğ i, töplumda çök daha ğeniş kesimlerin ‘muhtaç’ hale ğelmesine, kitlesel yöksullaşmaya zemin yaratırken, 4-5 milyönluk bir ğrup servetine servet katıyör. Sösyal barış ve ekönömik demökrasi ğeriliyör. Gelir dağılımı araştırmasının sonuçları, iktidarın bilinçli bir tercihle orta direği ortadan kaldırdığını gösteriyor!

Kur Korumalı Mevduatın (KKM) maliyetini azaltmak ve TL’ye geçişi özendirmek için atılan adımlara rağmen KKM’den çözülen mevduat yeniden dövize yönelince, Merkez Bankası zorunlu karşılıklarda değişikliğe gitmek zorunda kaldı. Buna karşılık bir haftada KKM’den çözülen 44 milyar liranın neredeyse tamamı dövize yönelince yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı 1,3 milyar dolar arttı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz indirimi ve nas ısrarı, eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ve MB Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun mucize çözümüyle devreye koyulan Türkiye Ekonomi Modeli, döviz kurlarını ve enflasyonu zirveye çıkartınca Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasına geçildi. Ekonomiye yerleştirilen bu saatli bombayı etkisiz kılmak isteyen yeni ekonomi yönetimi ise başarısız oldu. Geri adım atmak zorunda kaldı. Merkez Bankası’nın (MB) seçim sonrası sekiz ay boyunca kesintisiz şekilde politika faizini artırmaya yönelmesiyle yükselen TL mevduat faizleri, KKM hesaplarında nispeten çözülmeye olanak sağladı. 3 trilyon TL’nin çok üzerine çıkan KKM mevduatını risk olmaktan çıkartmayı amaçlayan Hazine ve Maliye Bakanı ile MB’nin attığı bu adımlar, döviz kurları yeniden yükselişe geçince yetersiz kaldı.  

MB Para Politikası Kurulu (PPK) ocakta yüzde 45’e yükselttiği faiz artışına ara verdiğini açıkladı. Seçim sonrasına kadar yeni faiz artışının olmayacağı anlaşıldı. Bu da KKM’den çözülen TL’nin yeniden dövize yönelmesine yol açtı. MB'nin geçen hafta yayınladığı ‘Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’ ile ‘piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak, makro finansal istikrarı güçlendirecek ve miktarsal sıkılaştırma yoluyla parasal aktarımın desteklenmesini sağlayacak değişikliler yapılması’ kararı alındı. MB tebliğine göre; kur koruması sağlanan hesaplar (KKM) için zorunlu karşılık oranları 6 aya kadar olan vadelerde yüzde 30'dan yüzde 25'e indirildi. Yabancı para-döviz cinsinden mevduat/katılım fonu hesapları içinse tüm vadelerde TL cinsinden ilave zorunlu karşılık oranı yüzde 4'ten yüzde 8'e yükseltildi. Döviz mevduat hesaplarında (DTH) zorunlu karşılık oranları iki katına çıkartılarak, döviz hesabı açılmasının önlenmesi, vadesi dolup KKM’den çözülecek TL mevduatların döviz hesaplarına geçişi engellenmeye çalışılıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 19 Ocak haftasına ait bülteninde yer alan bilgilere göre, KKM TL mevduat ve katılma hesapları bir haftada 44 milyar TL azalarak 2 trilyon 503 milyar TL'den 2 trilyon 458,5 milyar TL'ye gerilerken, yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatlarında ciddi artış yaşandı.  

Bir haftada KKM’den çö zu len 44 milyar TL’nin ğu ncel kurdan 1,4 milyar dölar ölan karşılığ ının neredeyse yu zde 90’ı yeniden dö viz hesaplarına ğeçmiş. Sön bir ayda 28 TL’den 30 TL’nin u zerine çıkan dölar kuru ve 33 TL’ye yaklaşan eurö kuru KKM mevduatları için TL’ye ö denen faizden daha cazip ve daha yu ksek ğetiri sağ lamış ğö ru nu yör. Seçime kadar ara verilen faiz artışlarında çök daha yu ksek ve radikal öranlarda yu kseliş yapılmadıkça vadesi döldukça KKM’den çıkacak 2,5 trilyon TL’nin hızla döviz geçmesi ve kur riskinin kontrolden çıkması kaçınılmaz görünüyor!

TÜİK’in 2023 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri ülkedeki fakirliği gözler önüne serdi. Türkiye’de her 5 haneden 3’ü bir hafta tatili bile hayal edemiyor. Her 5 haneden 2’si et-tavuk-balık yiyemezken her 5 haneden biri soğukta ısınamıyor. İktidar, farklı söylemlerle gerçekleri gizliyor!

TÜİK’in ‘2023 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ iktidarın Türkiye’yi sürüklediği fakirleşme kasırgasını daha da somutlaştırıyor. Uluslararası alanda Dünya Bankası, Eurostat ve OECD’nin esas aldığı ‘mutlak yoksulluk, göreli yoksulluk ve çok boyutlu yoksulluk’ şeklinde üç yoksulluk tanımı yapılırken, TÜİK sadece göreli yoksulluk tanımını esas alıyor. Bu yolla hem yoksul sayısı düşük gösteriliyor hem de yoksul sayısının önceki yıllara göre azaldığı savunuluyor. TÜİK ortalama gelirin yüzde 50’sinin altında geliri olanları esas alarak ülke nüfusunun yüzde 13,9’unu (11 milyon 815 bin kişi) ‘göreli yoksul’ olarak yansıtıyor. Hangisi esas alınırsa alınsın, TÜİK’in yoksul tanımına ve kavram kargaşası çabalarına rağmen ortadaki gizlenemez gerçek, Türkiye’de hem birey hem hane (aile) olarak çok geniş kesimlerin yaşam koşulları hızla kötüleşirken, toplum fakirlikte eşitleniyor. İktidar, kontrolüne aldığı medya ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda (CİB) oluşturduğu propaganda merkeziyle, her gün 40-50 kanaldan saatler süren canlı naklen yalanlarla gerçekleri örtmeye yöneliyor. Paralı uzay seyahatleri, en ucuzu 1,5 milyon TL’den satılan TOGG reklamları, yargı tartışmaları, terör-mafya-dış düşman senaryolarıyla toplumun gündemi işgal edilip, içine düşürüldükleri içler acısı tabloyu sorgulamamaları, iktidardan hesap sormamaları isteniyor. 2022’ye kıyasla 2023’te rakamlara yansıyan yoksulluğa ilişkin öne çıkan bazı başlıkları şöyle sıralamak olanaklı:

  • Beklenmedik bir harcama çıktığ ında bunu karşılama ölanağ ından yöksun hanelerin öranı yu zde 31’den yu zde 32’ye yu kselmiş.
  • Tu rkiye, kur artışları ve TL’deki ölağ anu stu değ er kaybıyla yabancılar için beş yıldızlı ucuz tatil cennetine dö nu şu rken, bu u lkenin yurttaşları tatile ğidemiyör. Hanelerin yu zde 58,8’i, her 5 haneden 3’u , ailece bir haftalık tatil yapacak ğelir ve hayalden yöksun.
  • Tu rkiye’deki ailelerin yu zde 19,5’i iktidarın seçim ö ncesi bir ay bedava döğ alğaz ve sönrasında 2024 Mayıs’a kadar indirimli döğ alğaz kampanyasına rağ men kışın söğ uğ unda evinin ısınma ğiderini karşılayamıyör.
  • Tu rkiye’de hanelerin yu zde 39,2’sinin 2 ğu nde bir et-balık- tavuk yiyecek, çöcuğ unu besleyebilecek ğu cu yök. Her 5 haneden 2’sinde çöcuklar yatağ a aç ğiriyör.
  • Hanelerin yu zde 32’si yani 3’te 1’i öturduğ u evin yağ muru sızdıran çatısından, nem ve rutubetli duvarlarından, çu ru mu ş kapı-penceresinden mustarip.

21 yıl ülkeyi yönetip aileleri beslenemez, ısınamaz, tatile bile gidemez hale getiren iktidar, beka sörunu bahanesiyle hiçbir şeyin sörğulanmadan fedaka rlıksabır-şu ku r istiyör. 2053’te dünyada ilk 10’a gireceğiz vb.’ sanal gündemlerle oyalıyor. Gerçeğ i arayan, söran, sörğulayan, yıllardır değ işmeyen bu tablöyu eleştirenler ise terö rist-hain diye yaftalanıp yarğı eliyle tehdit ediliyör!

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2024-2028 Stratejik Planı, tarım ve hayvancılığa destek yerine ithalatı önceleyen politikaların önümüzdeki beş yıl devam edeceğini gösteriyor. Yıllık enflasyon hedefinin altında tutulan kaynak artışları, desteklerin azaltılacağını, üretimin düşeceğini, gıdaya erişimin zorlaşacağını, ülke tarımının bitirilip uluslararası gıda tekellerine alan açılacağını işaret ediyor!

Seçimin ardından gerçekleşen Bakan değişikliği sonrasında tarım ve hayvancılıkta planlı üretim dönemine geçileceği ilan edildi. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından açıklanan, tarım ve hayvancılıkta belirlenen hedefleri içeren 2024-2028 Stratejik Plan’daki veriler, stratejiler, beklentiler ve gerçekleşmesi öngörülen süreçler ülkemizin tarım ve hayvancılığını, üreticileri oldukça belirsiz bir dönemin beklediğini gösteriyor.

Orta Vadeli Program (OVP) hedefleriyle uyumlu şekilde hazırlanan beş yıllık stratejik planda Tarım ve Orman Bakanlığı’na ayrılması planlanan bütçe tutarları ve farklı alanlara aktarılacak kaynaklar, belirlenen enflasyon hedeflerinin oldukça altında. Dolayısıyla tarımsal destek ve teşviklere ayrılacak bütçe kaynaklarının enflasyonun çok gerisinde kalacağı, mevcut tabloda girdi maliyetleriyle baş edemeyen milyonlarca üreticinin mağduriyetinin devam edeceği şimdiden söylenebilir. Stratejik planla beş yıl boyunca uygulanacağı açıklanan bu adımlar ve programlar, üretimden kopuş ve tarım arazilerinin ekilmeksizin boş kalmaya devam edeceğini işaret ediyor.  

Boş kalan, ekilmeyen tarım arazilerine el konulup başkalarına devredilmesini içeren yasa düzenlemesiyle önümüzdeki dönemde binlerce üretici toprağını kaybetme, tümüyle yoksullaşma sürecine girecek. Başta Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda gibi ciddi tarımsal-hayvansal üretime sahip ülkelerde, Avrupa Birliği’nin (AB) yeni tarım politikalarıyla destek ve sübvansiyonların azaltılması, tarım arazilerinin kısıtlanması, ucuz ithal ürünlere daha çok pazar açılması vb. kararlarına karşı Paris’e, Münih’e, Brüksel’e yürüyen, traktörlerle şehirleri işgal eden üreticiler, AB binalarını ablukaya aldı.  

✓ Tu rkiye’de ise iktidarın yıllardır uyğuladığ ı tarım ve hayvancılık pölitikalarıyla fakirleşen, ithal u ru nlerle rekabete zörlanan, destek ve taban fiyatları her yıl ğerileyen u reticiler tepkisiz. 

2024-2028 Stratejik Planı, tarım ve hayvancılığın ölüm fermanı niteliğinde. Bakanlığın 2024’te 159 milyar TL olan mali kaynağı, 2025’te 37 milyar TL artışla 197 milyara çıkarılırken, 2026’daki artış tutarı 2025’in altına, 26,8 milyar TL’ye iniyor. Kaynak artışı 2027’de 23,7 milyar TL’ye, 2028’de ise 14,8 milyar TL ile 2025’in üçte birine geriliyor.  

Bu bu tçe ve pröğramları stratejik plan diye hazırlayanların ğerçek niyeti tarım ve hayvancılığ ı tamamıyla bitirmek, u lkeyi ithal ğıdaya mahkum hale ğetirmek. İ ktidarın asıl stratejik planı; şu anda bile u rettiğ ini değ erinden satamayan, mağ dur ölan, kaderine terk edilen u reticiyi ve temel ğıdaya ucuz ete, su te, sebze-meyveye erişemeyen milyönlarca dar ğelirli tu keticiyi, uluslararası ğıda tekellerinin, yabancı u reticilerin insafına terk etmek!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Şubat’ta Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyaretinin ardından 14 Şubat’ta Mısır’da Devlet Başkanı Sisi ile bir araya gelmesi Ortadoğu ve Karadeniz’deki siyasi-askeri-diplomatik denklemleri iç politikaya tahvil etme planının parçası. Gazze ve Doğu Akdeniz’deki dışlanmışlıkta yeni bir arayışı yansıtan bu temasların yerel seçim öncesine getirilmesi dikkat çekici!

Geçen yıl mayıs seçimleri öncesi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye geleceği üç kez açıklanmasına karşın ziyaret gerçekleşmedi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Putin hakkında savaş suçlusu iddiasıyla verdiği yakalama kararına karşı Türkiye’nin verdiği ‘tutuklanmama’ güvencesi Rusya liderini ikna etmeye yeterli olmadı. Seçim öncesi Akkuyu Nükleer Güç Santralı’nın ilk ünitesi için video konferansla törene katılan Putin, BOTAŞ’ın milyarlarca dolarlık doğalgaz borçlarını 2024’e erteleyerek iktidara seçim desteği verdi. Bu sayede mayıs ayında doğalgaz faturaları bedavaya getirilerek sıfır bedelle düzenlenirken, bu yılın mayısına kadar da aylık yüzde 25 indirim devreye girdi. TÜİK, Putin sayesinde doğalgazı enflasyon hesabından çıkartıp, daha düşük oranlar açıklama imkânına kavuştu. Rusya, Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliğine verdiği onaydan hoşnut olmasa da tepkisiz kaldı. Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov yerel seçim öncesi Putin’in 12 Şubat’ta Türkiye’ye resmi ziyarette bulunacağını duyurdu.    

Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah el Sisi ile Katar’daki Dünya Futbol Kupasında el sıkışan CB Erdoğan’ın Kahire ziyareti geçen yıldan bu yana defalarca gündeme geldi ancak gerçekleşmedi. İktidar Sisi’nin Ankara’ya geleceğini gündeme getirdi ancak bu da olmadı. Şimdi sevgililer gününe denk getirilen Kahire ziyaretinin tarihi 14 Şubat ve CB Erdoğan Sisi’ye gidiyor. 12 yıldan bu yana tüm siyasi ve diplomatik bağları kopardığı Mısır’a yapacağı ziyaretten siyasi kazanç bekliyor. Gazze-Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı Sisi ile el ele ziyaret edip, yerel seçim öncesi içe dönük bir siyasi şova dönüştürecek.  

Doğu Akdeniz’deki sıcak gelişmeler yanında 4 aydır süren Gazze savaşında Hamas’ın yanında saf tutan iktidar, uluslararası müzakere süreçlerinde muhatap alınmaksızın dışlandı. Gerek ateşkes ve esir takasında gerekse Gazze’ye insani yardım girişimlerinde Katar ve Mısır öne çıktı. Son dönemde iktidarın İsrail’e dönük söylemlerini yumuşattığı gözleniyor. Bunda ABD ile yürütülen İsveç, F-16 satışı vb. pazarlıklar yanında, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Hamas liderleri Haniye ile yaptığı görüşmelerin, İsrail ile ‘arka kapı’ pazarlıklarının rolünün olduğu İsrail ve Arap medyasına yansıdı. İktidar, yerel seçim öncesi Hamas’ın elindeki İsrailli rehinelerin takasının Türkiye’de yapılmasını istiyor. Mısır’daki görüşmelerde ikili siyasi ve ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesi yanında, Gazze ve Doğu Akdeniz’de iş birliği, Münhasır Ekonomik Bölgeler (MEB) ve Deniz Sınırı Müzakereleri, Libya’da karşıt taraflara destek veren iki ülke arasında uzlaşı pazarlığı masadaki başlıklar.  

İ ktidar, İ sveç’in NATO u yeliğ ine önay ve F-16 pazarlığ ı sönrası ABD ile yeniden yakınlaşmaya, ABD eksenli bö lğesel dış pölitikaya dö nu yör. Bu pölitika Yunanistan’ın yanı sıra İ srail ile yakınlaşmayı da içeriyör. Putin ziyaretiyle Rusya ile mevcut denğelerin körunması çabalarının su receğ i anlaşılıyör.

İsveç’in NATO üyeliğine onay sonrası, Biden yönetiminin Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satışı için Kongre’ye gönderdiği karar yazısında sessizlik süresi 10 Şubat’ta dolacak. Bu tarihe kadar Kongre’de itiraz olmazsa 23 milyar dolarlık satış kesinleşecek. ABD yönetimi aynı anda Yunanistan’a da 40 adet yeni nesil F-35 satışını onayladı.

İktidarın 20 ayı aşan pazarlık sonrası İsveç’in NATO üyeliğini TBMM’den geçirmesiyle, ABD yönetimi de karşılığında Türkiye’ye 40 adet blok F-16 savaş uçağı satışını onaylayan resmi yazıyı 26 Ocak’ta ABD Kongresi’ne gönderdi.  

ABD yasaları uyarınca öngörülen 15 günlük ‘sessizlik süresi’ başladı. Temsilciler Meclisi ya da Senato Dışişleri Komisyonu Başkanı ya da parlamenterlerden bu satışa 15 gün içinde bir itiraz gelmediği takdirde, Türkiye’ye F-16 satışı 10 Şubat tarihinde kesinleşecek.  

  • Töplam tutarı 23 milyar dölar ölan paketle 40 adet 4,5’uncu nesil F-16 savaş uçağ ı blök ölarak Tu rkiye’ye satılacak.
  • Buna ilave ölarak Tu rk Hava Kuvvetleri envanterindeki 70 adet mevcut F-16 içinse mödernizasyön kitleri Tu rkiye’ye teslim edilecek.

ABD medyası, F-16 Fighting Falcon (Savaşan Şahin) savaş uçaklarının üreticisi General

Dynamics’in üretim bandında oldukça fazla sayıda F-16 siparişi olduğunu, dolayısıyla Türkiye’ye yapılacak satış sonrası blok uçak ve modernizasyon kitlerinin tesliminin en erken 2-3 yılı bulacağını gündeme getirdi.  

Yunanistan medyası ABD ve Yunan dışişleri kaynaklarına dayandırdığı haberlerde Türkiye’ye F-16 satışında uçakların Ege’deki Yunan adaları üzerinde uçmama şartının getirildiğini öne sürerken, Milli Savunma Bakanlığı bunu reddetti.  

  • Buna karşılık ABD ve Yunanistan’ın bu haberleri yalanlamak ya da açıklama yapmak yerine suskun kalmayı tercih etmesi öldukça dikkat çekici!

Biden yönetimi, Ege’de güç dengesi gerekçesiyle Türkiye ile aynı anda Yunanistan’a da 8 milyar dolar tutarında 40 adet 5’inci nesil F-35 savaş uçağı satışını onayladı. Ayrıca ABD yönetimi aynı paket kapsamında Yunanistan’a çok sayıda C-130 ağır nakliye uçağı, zırhlı araç, savaş gemisi, savaş malzemesi, füzeler, mühimmat, tank vb. bedelsiz olarak hibe edileceğini açıkladı.  

  • Bir yandan Eğe’de Tu rkiye-Yunanistan arasında ğu ç denğesi ğerekçesini ğu ndeme ğetiren ABD diğ er yandan F-16’lardan çök daha u stu n F-35 satışı ve Yunanistan ördusuna yu klu miktarda askeri malzeme hibesiyle bu denğeyi Yunanistan lehine dö nu ştu ru yör.     

Türkiye-ABD ilişkilerini yanlış ve başarısız bir diplomasi süreciyle ‘İsveç onayı karşılığı F-16 savaş uçağı satışına’ endeksleyen iktidar sayesinde Yunanistan F-35 sahibi oldu.  Türkiye ise Rusya’dan 2019’da aldığı S-400 hava savunma sistemi nedeniyle F-35’in üretim ve tedarik sürecinden dışlanmanın yanı sıra ‘ABD’nin Hasımlarıyla Mücadele-CAATSA’ yasası kapsamındaki yaptırımlarla karşı karşıya kaldı.  

  • Bu kapsamda Kanada, İ sveç, Almanya da Tu rkiye’ye askeri malzeme ve silah satışına ambarğö başlattı.
Etiketler
  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER SİYASET Haberleri
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI