Ataşehir escort Ankara escort
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 30 Haziran 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
 Tarih: 30-06-2024 13:20:36
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 30 Haziran 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 30 Haziran 2024 tarihli raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

30 HAZİRAN 2024

SICAK GÜNDEM

  1. Türkiye’yi gri listeden çıkartmakla övünen iktidar, şimdi yolsuzluk ve rüşvetle mücadeleden kaçıyor! Türkiye, Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu tarafından yayınlanan raporda ‘rüşvet cenneti’ olarak nitelendirildi!
  2. Motorlu kuryelerden, kira geliriyle yaşamını idame ettiren ev sahiplerinden, borsada işlem yapanlardan vergi almaya hazırlanan iktidar, yurt dışına servet transferlerinden vergi almaya yanaşmıyor. 18 yıldır vergi cennetlerinin listesini yayınlamıyor!

İÇ POLİTİKA

  1. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘AB’ye tam üyeliğin stratejik hedef’ olduğunu dile getirdi. AB’nin Türkiye raporlarındaki uyum taleplerini ‘çöp’ diye nitelendiren iktidarın şimdi söylem değiştirmesi, siyasi samimiyet ve iyi niyetten uzak bir tavırdır!
  2. 2024 Küresel Uyuşturucu Raporu’nda, Türkiye’nin gerek uyuşturucu kullanımı gerekse üretim satış ve dağıtım trafiğindeki rolüne dikkat çekiliyor. Türkiye, sentetik uyuşturucuların ticaretinde önemli bir kavşak noktası ve aktör olarak tanımlanıyor!

EKONOMİ

  1. Mayıs ayı itibarıyla kapanan şirket sayısı yüzde 50, karşılıksız çek sayısı yüzde 86, karşılıksız çek tutarı yüzde 261, protestolu senet tutarı yüzde 181 arttı. Ekonomik deprem yaklaşırken ödeme krizi derinleşiyor!
  2. Mayıs 2024 Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ile ilgili rakamlar, faize yapılan ödemelerin stratejik alanlara yönelik harcamalardan kat kat daha fazla olduğunu gösteriyor!
  3. Temel sektörlerdeki güven endekslerinde gözlenen hızlı düşüşün yanı sıra imalat sanayinin kapasite kullanımı mart ayından bu yana kesintisiz şekilde azalıyor!

TARIM

  1. TÜİK’in rakamları, üreticiye verilen taban fiyatların enflasyonun çok altında kaldığını, milyonlarca üreticinin mağdur edildiğini doğruluyor!

DIŞ POLİTİKA

  1. AB ülkelerinde dondurulan Rus varlıklarından sağlanan gelirlerden Ukrayna’ya askeri yardım onaylandı. G7 liderleri Ukrayna’ya kredi verilmesini kararlaştırdı. Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı vesayet savaşı sürdürme planı somutlaştı!
  2. Suriye’de sorunlara taraf olmanın 13 yıllık bedelinin ağırlığı karşısında bu bataklıktan kurtulmaya niyetlenen iktidarın aynı anda İsrail’in Lübnan’a müdahale olasılığına karşı ‘Lübnan’ın arkasındayız’ açıklaması dış politikada yinelenen yanlışların ifadesidir!

 

  1. Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bünyesindeki Rüşvetle Mücadele Grubu’nun (WGB) raporunda Türkiye’nin rüşvetle mücadele konusundaki tavsiye ve kriterlere uymadığı, taahhütleri yerine getirmediği vurgulandı. Türkiye’yi gri listeden çıkartmakla övünen iktidar şimdi yolsuzluk ve rüşvetle mücadeleden kaçıyor!

Türkiye, OECD çatısı altında kara para ve suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadele görevini yürüten Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından 2021 yılında alındığı gri listeden geçen hafta çıkarıldı. FATF Genel Kurulu öncesinde kara para ve suç gelirlerinin aklanmasında önemli araçlardan birisi olan Kripto Varlıklar Yasası’nı TBMM’den geçirip gece yarısı resmi gazeteye yetiştiren iktidar, FATF’ın uyarı ve taleplerini ‘kâğıt üzerinde’ de olsa karşıladı. Varlık Barışı yasalarıyla defalarca kayıt dışı, kaynağı belirsiz yurt içi ve yurt dışı servetlerin aklanmasına olanak sağlayan iktidar, vatandaşlık satışıyla da küresel suç organizasyonu liderlerinin Türkiye’yi mesken tutmasına, suç şebekelerinin ülkede üslenmelerine zemin yarattı. FATF bunlarla mücadele için gerekli önlemlerin alınması, siyasi nüfuz kullanımının engellenmesi, hukuki düzenleme yapılması konusunda defalarca yaptığı uyarılar dikkate alınmayınca Türkiye’yi gri listeye aldı. Üç yıldır FATF’a verilen taahhütleri yerine getirmeyi ağırdan alan iktidar, dış kaynak, kredi, yatırım çekemez hale gelip, kredi risk puanı (CDS) tavan yapınca bir şeyler yapmak zorunda kaldı.

FATF’ın gri listesinden çıkıldığı gün, yine OECD bünyesindeki Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu (Working Group on Bribery-WGB) tarafından yayınlanan raporda, Türkiye adeta bir rüşvet cenneti olarak nitelendirildi. 2016’dan bu yana WGB tarafından ‘yakın izlemeye’ alınmasına rağmen rüşvet tablosunun daha da kötüleştiği vurgulandı. Türkiye’nin 1997’de imzalayıp Mart 2000’de yürürlüğe koyduğu Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi’ne rağmen bugüne kadar 27 tavsiye ve uyarıdan sadece üçünü uyguladığı, ciddi ölçüde eksikliklerin olduğu ve sözleşmede yer alan temel yükümlülüklerle taahhütlere uyulmadığı belirtiliyor. Yılda 4 kez Paris’te yapılan WGB toplantılarında 21 kritik tavsiye ile ilgili hiçbir adım atmadığı vurgulanan Türkiye’nin 2018 ve 2022 yıllarında yabancı kaynaklara dayalı kara para aklama açısından ulusal risk değerlendirmesine alındığı dile getiriliyor.

Medyanın yüzde 90’ının iktidar kontrolünde olması nedeniyle rüşvet-yolsuzluk haberlerinin sansürlenip engellendiği, erişim yasağı getirildiği, medyadaki rüşvet ve yolsuzluk iddialarının soruşturulmadığı, savcılıkların yabancı rüşvet iddialarını görev alanında saymadığı vurgulanıyor. Sıkça değiştirilen Kamu İhale Kanunu’nun (KİK) zimmete para geçirme, rüşvet ve yolsuzluk açısından müsait olduğu, Türkiye’nin OECD sözleşmesini imzalamasına rağmen, kamu ihalesi verilen şirketlerden ‘rüşvet ve her türlü yolsuzlukla mücadele edeceğine dair taahhüt’ alınmadığı ifade ediliyor.

İktidar, Türkiye’yi kara para ve suç örgütlerinin ikametgahına çeviren başkasıymış gibi gri listeden çıkışı başarı diye sunuyor. Kaldı ki önceki AKP-Erdoğan hükümetlerinde Maliye Bakanı ve Ekonomiden Sorumlu Başbakan yardımcılığı görevlerini yürüten Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kayıt dışı servetlerin aklanmasına olanak sağlayan servet affı-varlık barışı yasalarının mimarıydı!

  1. Motorlu kuryelerden, kira geliriyle yaşamını idame ettiren ev sahiplerinden, borsada işlem yapanlardan vergi almaya hazırlanan iktidar, yurt dışına servet transferlerinden vergi almaya yanaşmıyor. İlgili yasa 2006’dan beri yürürlükte olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 yıldır vergi cennetlerinin listesini yayınlamıyor!

TBMM’yi temmuzda da çalıştırıp 9. Yargı Paketi, Vergi Düzenlemelerine ilişkin torba yasa, Öğretmenlik Meslek Kanunu değişikliği ve Milli Eğitim Akademisi vb. yasaları çıkartmayı hedefleyen iktidar, vergi düzenlemelerine ilişkin tartışmalar ve tepkiler yükseldikçe geri adım atmak zorunda kalıyor.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın hazırladığı taslağa ilişkin yansıyan bilgilere bakılırsa yurt dışına seyahat çıkış harcında ciddi bir artış yapılması hedefleniyor. Diğer yandan ekonomik kriz ve zorlukların dayatmasıyla Avrupa’da motosiklet ve motorlu kurye sayısında birinciliğe yükselen Türkiye’de motorlu kuryelerin kayıt altına alınması, gelir vergisi mükellefi yapılması planlanıyor. Sadece bu yılın ilk 6 ayında 25 motorlu kuryenin trafikte yaşamını yitirdiği anımsandığında milyonlarca üniversite diplomalı genç işsiz için motorlu kurye veya kargo işi yapmak zorunlu bir iş seçeneğine dönüştü. Vergilendirilmemiş milyarlık kazançlarıyla sefa içinde yaşayanlara dokunmak yerine gerektiğinde psikopat müşteriler karşısında hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan genç motorlu kuryelerin vergi kaynağı olarak görülmesi, iktidarın gerçekte kimden yana olduğunun somut göstergesidir.

Kamu Özel İş Birliği (KÖİ) projeleriyle devletten aldıkları köprü, tünel, havaalanı, otoyol, şehir hastanesi işletme gelirlerine, döviz garantili milyar dolarlık ödemelere rağmen yıllık beyannamelerini ‘Matrahsız’ verip, maliyeye yalan beyanda bulunarak ‘tek kuruş kazanç’ göstermeyen iktidar müteahhitlerine dokunmak yerine tek evinin kira geliriyle yaşamını idame ettiren ev sahibinden aylık yüzde 20 kira vergisi almak hangi siyasi ve ekonomik aklın ürünüdür? Böyle bir verginin otomatik sonucu tüm kiraların anında yüzde 20 artırılmasıdır. Ev sahipleri bu vergi yükünü doğrudan kiracıya yansıtacaktır. Bunun ötesinde vergi dairelerine verilen talimatla yeni düzenlemede vergi uzlaşma mekanizmasının kaldırılacağı duyurularak, uzlaşma dosyalarının işlemden kaldırılması isteniyor. Muhasebeci ve Mali Müşavirlerden gelen tepkiler, çağrılar, iş dünyasından yapılan açıklamalar üzerine önce uzlaşma mekanizmasının yeniden süreceği dile getirildi. Büyük servetlerin, uluslararası vergi cennetlerine yapılan milyarlarca dolarlık para ve sermaye transferlerinden doğrudan yüzde 30 vergi alınmasını öngören yasa 2006’dan bu yana yürürlükte olmasına rağmen Cumhurbaşkanı yetkisini kullanmadığı için uygulanmıyor.  Oysa onlarca vergi yasasında değişiklik yapılarak sağlanması öngörülen 500 milyar liralık ek vergi gelirinin kat kat üzerinde bir vergi gelirini her yıl düzenli şekilde sağlamak olanaklı.

İktidar; vergi adaletini sağlamak, kamu gelirlerini artırmak, tasarruf ve bütçe açıklarını kapatmak, borç ve yüksek faiz ödemelerini azaltmakta samimiyse, 18 yıldır beklettiği vergi cennetleri listesini yayınlayıp buralardaki milyarlarca dolarlık serveti yüzde 30 vergilendirerek tüm söylediklerini gerçekleştirebilir.

  1. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, yıllar sonra Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini yeniden gündeme getirip ‘AB’ye tam üyeliğin stratejik hedef’ olduğunu dile getirdi. AB’nin Türkiye raporlarındaki uyum taleplerini ‘çöp’ diye nitelendiren iktidarın şimdi söylem değiştirmesi, siyasi samimiyet ve iyi niyetten uzak bir tavırdır!

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta ülkemizi ziyaret eden Estonya Cumhurbaşkanı Alar Karis ile düzenlediği ortak basın toplantısında Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini iktidarın en önemli stratejik hedefi olarak nitelendirdi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kısa sürede AB kriterlerini yerine getirip AB’ye tam üye olan Baltık Cumhuriyetleri (Estonya, Letonya, Litvanya) arasında yer alan Estonya’dan Türkiye’nin AB üyeliğine destek isteyen Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan; ‘Avrupa Birliği’nin de Türkiye'ye benzer bir perspektiften yaklaşmasının müşterek menfaatimize olduğu aşikar. Estonya'nın da bu anlayış temelinde Türkiye'ye olan desteğinin artarak devam edeceğine inanıyorum’ dedi. Kısa süre önce de AKP Genel Başkan Yardımcısı Efkan Ala, gerekirse AB’nin Kopenhag Demokratik Kriterlerini ‘Ankara Kriterleri’ olarak değerlendirip, AB müktesebatına uyum çerçevesinde yoğun reform paketlerini yürürlüğe koyacaklarını ifade ederek 2028 seçimine kadar olan dönemi Türkiye’nin AB üyeliği yolunda adımların atılacağı ‘Altın Yıllar’ olarak nitelendirmişti. İktidarın sergilediği icraatlarla, özellikle 2016’dan bu yana dozu artırılan, 2018’de tek adam yönetimine geçişle her alana yaygınlaştırılan baskıcı-otokrat yönetim zihniyeti, anayasa, yasa, hukuk ve kural tanımazlık, bu niyetin ne kadar samimi, gerçekçi ve şeffaf olduğunun sorgulanmasını gerektiriyor.

31 Mart yerel seçimleri sonrasında gündeme gelen siyasi normalleşme çabaları ve toplumsal kamplaşmaların giderilmesi girişimlerini iki görüşmede ters yüz eden CB Erdoğan, yine toplumsal gerilimlerin tüm bedelini muhalefete yükleyip, 22 yıllık iktidar sorumluluğundan sıyrılmaya yöneldi. Toplumda huzur, barış ve yumuşama gibi bir arayışının olmadığı, baskı, tehdit, korku atmosferinden beslenen siyasi anlayışı sürdüreceği açıkça görünüyor. Hukuk devletine saygı yönünde siyasi irade göstermeyen CB Erdoğan’ın demokratikleşme kriterlerini, temel hak ve özgürlüklerin, düşünce ve ifade özgürlüğünün anayasal teminat altında olduğunu içselleştirmesini ummak gerçekçi bir yaklaşım olmaz.

Geçen hafta Polis Akademisi mezuniyet törenindeki şu sözleri, AB’ye tam üyelik hakkındaki ifadesinin ne kadar samimi olduğuna yönelik şüphe ve tereddütleri teyit etmektedir: ‘Geçmişte ülkemiz kendini hukukun üstünde gören bürokratik vesayetten çok çekmiştir. Devlet güvenliği öne sürülerek hukukun üstünlüğü çiğnenmiş, anayasa askıya alınmış, milletimizin özgürlük alanları daraltılmıştır. Biz bu dönemi Türkiye'nin kayıp yılları olarak değerlendiriyoruz’.

Adeta 22 yıllık kendi iktidarını tanımlayan bu cümleleri, üstüne alınmaksızın söyleyebilen, başka bir Türkiye tarif eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB’ye üyelik konusunda inandırıcı olabilir mi? Gerçekten AKP-Erdoğan iktidarı Türkiye’nin kayıp yıllarıdır!

  1. 2024 Küresel Uyuşturucu Raporu’nda, Türkiye’nin gerek uyuşturucu kullanımı gerekse üretim satış ve dağıtım trafiğindeki rolüne dikkat çekiliyor. Türkiye, captagon ve metamfetamin tarzı sentetik uyuşturucuların ticaretinde önemli bir kavşak noktası ve aktör olarak tanımlanıyor!

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Dairesi’nin (UNODC) yayınladığı 2024 Küresel Uyuşturucu Raporu, Türkiye açısından oldukça ciddi tespitlere yer veriyor. Küresel düzeyde en popüler ve en fazla tüketilen uyuşturucunun esrar olduğu vurgulanan raporda dünyada 228 milyon kişinin esrar, 60 milyon kişinin opioid, 30 milyon kişinin amfetamin, 23 milyon kişinin kokain ve 20 milyon kişinin de ekstazi kullandığı belirtiliyor. Dünya genelinde 300 milyona yaklaşan uyuşturucu kullanıcısı sayısı her 18 kişiden birisinin uyuşturucu bağımlısı olduğu anlamına geliyor.

Raporda; Dünyadaki uyuşturucu üretimi, satışı ve kullanımının hızla artarak yaygınlaştığı, uyuşturucu ticaretinden kaynaklı suç gelirlerinin on milyarlarca dolara ulaştığı ve her geçen gün arttığı kaydediliyor. En hızlı büyüyen uyuşturucu pazarının kokain ve opioid-amfetamin tarzı sentetik uyuşturucular olduğu, özellikle sentetik uyuşturucuların çok düşük maliyetlerle merdiven altı laboratuvarlarda kolayca üretilerek satış ve dağıtımının yapıldığı belirtiliyor. Dünyadaki kokain üretiminin bir yılda yüzde 20 artışla 2700 tonu geçtiği, ABD-Kanada-Uruguay gibi pek çok ülkede esrar kullanımının ve satışının yasal hale getirilmesiyle uyuşturucu tüketiminin arttığı dile getiriliyor.

Raporda; Türkiye, captagon ve metamfetamin başta olmak üzere sentetik uyuşturucuların imalat ve ticaretinde önemli geçiş ve kavşak noktalarından birisi olarak nitelendiriliyor. Amfetamin tarzı bir uyuşturucu olan Captagon’un son 3-4 yıldan bu yana veba salgını gibi yayıldığı, aşırı bağımlılık yaptığı, yaygın uyuşturucu ölümlerine neden olduğu vurgulanıyor. Captagon ticaretinin ana kavşaklarından birisinin Türkiye olmasına karşılık, üretimin büyük bölümü Suriye’de daha az bir kısmı Lübnan’da gerçekleştiriliyor. Captagon’un en büyük pazarı yakın ve Ortadoğu ülkeleri olurken, zengin körfez ülkelerinde bu uyuşturucunun yaygın tüketildiği vurgulanıyor. Captagon ve metamfetaminin Türkiye üzerinden benzer ticaret rotaları izlemesi nedeniyle uyuşturucu kaçakçılarının bu iki uyuşturucuyu tek pazarda birleştirmeye yöneldiği, rekabetin ortak ticarete dönüştüğüne dikkat çekiliyor. Üretimi ve ticareti artan bir diğer sentetik ilaç benzeri uyuşturucu grubunun nitazenler olduğuna dikkat çekilen BM raporunda, ağrı kesici adı altında üretilen ve kısa sürede bağımlılık yapan nitazenlerin doz aşımında ölüme yol açtığı belirtiliyor. Merdiven altı üretimi hızla artan nitazenler konusunda tüm ülkeler uyarılıyor!

Yerli ve yabancı uyuşturucu şebekelerinin neredeyse ülkenin tüm illerinde üretim ve satış yaptıklarının açığa çıkması, uyuşturucu tacirlerinin küresel bağlantılarını genişlettiklerinin görülmesi ülkemizin büyük bir tehdit altında olduğunu gösteriyor. Kullanma yaşı 12-13’e kadar inen uyuşturucularda, her köşe başında, okul önlerinde erişilebilen metamfetamin tarzı sentetik maddelerin öne çıkması, devletin ve ailelerin bu konudaki duyarlılığını hayati önemde kılıyor!

  1. Sıkı para, yüksek faiz, baskılanmış kur politikasında başarı iddiasına karşın veriler tersini söylüyor. Mayıs itibarıyla kapanan şirket sayısı yüzde 50, karşılıksız çek sayısı yüzde 86, karşılıksız çek tutarı yüzde 261, protestolu senet tutarı yüzde 181 arttı. Ekonomik deprem yaklaşırken ödeme krizi derinleşiyor!

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) mayıs ayı açılan-kapanan şirket istatistikleri ile Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) aynı döneme ait karşılıksız çek ve protestolu senetlere ilişkin rakamları, ülke ekonomisinin temellerinin çatırdadığını işaret ediyor. TOBB mayısta yeni kurulan şirket sayısının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,3 artmasına karşılık kapanan şirket sayısındaki artışı yüzde 37,5 olarak açıkladı. Mayısta bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı yüzde 49,2, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 21,9 artış gösterdi. Bu yılın ocak-mayıs döneminde yeni kurulan şirket sayısı yüzde 15,1, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 34,5 azaldı. Buna karşılık ilk beş ayda kapanan şirketlerdeki artış geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30,1 oldu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in koordinasyonundaki ekonomi yönetimi, dar gelirliyi ezen, ücret ve maaş artışlarına sınırlama getiren IMF patentli politikaları uygulamaya koyarken sıkı para, yüksek faiz politikasıyla da şirketlerin krediye, kaynağa erişimini zorlaştırdı. Yabancı kaynak girişi için yüzde 50’ye kadar yükseltilen politika faizinin bireysel ihtiyaç kredileri ve ticari kredi faizlerine yansıması yüzde 65-70 düzeyine ulaştı. Aynı dönemde yüzde 75’e varan enflasyonla alım gücü düşürülen geniş kesimlerin tüketim ve harcamaları kısılırken olağanüstü düzeye ulaşan kredi ve girdi maliyetleriyle de pek çok şirket borçlarını ödeyemez, ayakta duramaz konuma geldi. Yasal takibe intikal eden bireysel kredi kartı ve kredi borçlarındaki sert yükseliş bu tabloyu teyit ederken, kapanan şirket sayısındaki yüzde 50’ye varan artış ödeme krizinin derinleştiğini gösteriyor.

TBB’nin ocak-mayıs dönemi verileri karşılıksız çek tutarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 261, protestolu senet tutarının yüzde 181 arttığını gösteriyor. Bankalara ibraz edilen toplam çek tutarı içinde karşılıksız çıkanların tutarı yüzde 2,2 oranına ulaşarak 2020 yılından bu yana en yüksek düzeye ulaştı. Bakan Şimşek’in uygulamaya koyduğu programla 2023’ün ikinci yarısında hızlanan karşılıksız çek sayısı ve tutarındaki artış sonrası 2023 sonunda karşılıksız çek tutarı 57 milyar 176 milyon TL, karşılıksız çek adedi 146 bin 931'le yılı kapatmıştı. Bu yıl ise karşılıksız çek tutarı mayıs sonu itibarıyla beş ayda 57 milyar 165 milyon liraya yükseldi. İlk beş ayda karşılıksız çek tutarındaki artış geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 261 arttı. Mayıs sonu itibarıyla beş aylık protestolu senet sayısı 87 bin 497 olurken, ödenmeyen senetlerin tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 181 artışla 13 milyar 981 milyon 807 bin TL oldu.

Şirketlerin ödeme krizinin derinleştiğini, ticari hayatın ağır bir kaynak-borç-alacak-tahsilat kaosuna sürüklendiğini sergileyen bu durumun gerçek sorumlusu, iktidarın IMF patentli uygulamaları ve şirketleri, işletmeleri yıkıma, kapanmaya götüren para-faiz-kur politikalarıdır. TOBB ve TBB’nin verileri reel ekonomide başlayan öncü sarsıntıların ve yaklaşan büyük ekonomik depremin habercisidir!

  1. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Mayıs 2024 Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ile ilgili rakamları, faize yapılan ödemelerin stratejik alanlara yönelik harcamalardan kat kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Beş aylık bütçe harcamalarında 481,5 milyar TL ile en büyük payı faiz ödemeleri alırken, deprem harcamalarının payı 111 milyar TL ile yüzde 3’te kaldı!

2024 yılı bütçesine başta 11 ili kapsayan 6 Şubat deprem felaketi bölgesi olmak üzere, ülke çapında depreme hazırlık planları için harcanmak amacıyla konulan 1 trilyon TL’lik ödeneğin sadece yüzde 12,3’ü ilk beş ayda kullanıldı. Depreme yönelik hazırlıklar için yapılan harcamaların beş aydaki toplam bütçe harcamaları içindeki payı ise yüzde 3’te kaldı. İktidarın deprem felaketine hazırlık konusunda yeterince hızlı hareket etmediğini, sorunu hafife aldığını ve ağır kaldığını sergileyen bu harcama tablosuna karşılık, beş ayda faiz giderleri için yapılan ödemeler 481,5 milyar TL’ye yükseldi. İç ve dış borç faizi için yapılan ödemelerin beş aylık toplam bütçe harcamaları içindeki payı yüzde 13’e ulaştı.

Bu yılın beş aylık döneminde geçen yılın ocak-mayıs dönemine göre yüzde 97,9 artarak 3 trilyon 712 milyar TL’ye ulaşan bütçe harcamalarıyla 11 trilyon 89 milyar TL’lik 2024 bütçe ödeneklerinin yüzde 33,5’u beş ayda harcandı. Buna karşılık 2024 bütçesinde 1 trilyon 284 milyar TL ayrılan faiz ödemeleri ödeneğinin 481,5 milyar lirası beş ayda kullanıldı. Faiz ödemeleri için beş ayda yapılan harcama geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 99,8 artış gösterdi. Bütçedeki faiz ödeneğinin yüzde 38’inin beş ayda kullanılmış olması, kalan 7 ayda bütçedeki faiz ödeneğinin aşılacağını, açıkların büyüyeceğini gösteriyor. 

Faizin ardından ikinci büyük harcama kalemi sosyal güvenlik. 2024 bütçesinde bu alana ayrılan yıllık 1 trilyon 237 milyar liralık ödeneğin 432,3 milyar TL’si, yüzde 35’i beş ayda tüketilirken, temmuzda emekli maaşlarına yapılacak zam düşük tutularak bu ödeneğin aşılmamasına çalışıldığı anlaşılıyor. İktidar geçen yıl temmuzda 6 Şubat depremi için bir yandan ek bütçe çıkartırken diğer yandan Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) başta olmak üzere ek vergiler tahsil etti. 2024 bütçesine ‘Deprem hasarlarının giderilmesi, depreme hazırlık faaliyetleri, deprem konutları yapımı ve depremzedelere yardım’ için 906,5 milyar TL ödenek konuldu. Bütçedeki bu ödeneğin 1,1 milyar lirasının ocakta, 10,5 milyarı şubatta, 31,4 milyarı martta, 25,7 milyarı nisanda ve 42,7 milyar lirasının mayısta kullanıldığı görülüyor. Faize 481,5 milyar TL harcanırken, bütçede deprem ve depremzedelere ayrılan ödenekten beş ayda harcanan para 111,4 milyar TL.  Beş aylık toplam harcamanın sadece yüzde 3’ü depreme gitmiş. İktidar, bütçedeki yaklaşık 1 trilyon TL deprem ödeneğine rağmen kira yardımını keserek duyarsızlığını sergiliyor.

Millete tasarruf çağrısı yapıp sabır isteyen Cumhurbaşkanı, şatafat ve israftan vazgeçmeksizin 5,4 milyar TL’lik yıllık ödeneğinin 4,2 milyarını beş ayda harcamış. Bir-iki ay sonra ek ödenek isteyecek. Memur, emekli, asgari ücretlinin maaş artışını, çiftçinin taban fiyatını ‘bütçede para yok’ diye çok görüp enflasyon sebebi sayan, tasarruf için memurların servisini, lojmanını, yemek parasını kesen Bakan Şimşek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ‘Bütçede para yok, idare edin’ diyebilecek mi?

  1. Merkez Bankası ve TÜİK’in derlediği son veriler ekonominin hızla daraldığını, üretimin gerilediğini ve kapasite kullanımın düştüğünü gösteriyor. Temel sektörlerdeki güven endekslerinde gözlenen hızlı düşüşün yanı sıra imalat sanayinin kapasite kullanımı mart ayından bu yana kesintisiz şekilde azalıyor!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ekonomik Güven Endeksi’nin (EGE) haziran ayında yüzde 2,5 düşüşle 95,8 puana indiğini açıkladı. EGE’nin yanı sıra imalat sanayinin kapasite kullanımında ve sektörel güven endekslerinde de sert düşüşler yaşanıyor.

Yüksek enflasyonun girdilerde yarattığı yüksek maliyet artışlarının yanı sıra kaynağa erişimin zorlaşması, TL’deki değer kaybının alım gücünü eritmesine paralel olarak talep ve harcamaların azalması ekonomik durgunluğu tetikledi. Ekonominin genelindeki güven kaybını gösteren EGE’nin haziran ayında çok sert düşmesinde sektörel güven kaybının etkisi büyük. Nitekim Reel Kesim Güven Endeksi, haziranda bir önceki aya göre 2,6 puan düşerek 100,5 düzeyine geriledi. Marttaki yerel seçim döneminde 103,5’a kadar yükselen endekste üç aydaki düşüş 3 puana ulaştı. Hizmet Sektörü güven endeksi yüzde 1,5 düşüşle 115,4’e, Perakende Ticaret Sektörü güven endeksi yüzde 2,6 düşüşle 108,8’e, İnşaat Sektörü Güven Endeksi yüzde 0,5 düşüşle 87,9’a geriledi. Bankacılık ve Finansal Hizmetler Sektöründe güven endeksindeki gerileme haziranda bir önceki aya göre yüzde 6,7 azalışla 149,5’a indi. Yüksek faizler nedeniyle kredi talebindeki yavaşlama ve kredi hacmindeki gerileme, yasal takibe giren kredilerdeki artış bu sektördeki güven kaybının hızla düşmesinde etkili oldu. Son üç ayda güven endeksleri reel kesimde yüzde 2,9, hizmetlerde yüzde 4,2, perakende ticarette yüzde 4, inşaatta yüzde 0,7, finansal hizmetlerde yüzde 2,7 düştü. Sektörel güven, reel kesimde yüzde 4,9, hizmetlerde yüzde 2,2, perakende ticarette yüzde 7,6, inşaatta yüzde 1,1, finansta yüzde 5,7 azaldı.

Merkez Bankası’nın (MB) imalat sanayii İktisadi Yönelim Anketi haziran sonuçları da hızla durgunluğa girildiğini, yeni yatırım isteğinin azaldığını gösteriyor.  İmalat sanayi genelinde kapasite kullanımı haziranda bir önceki aya göre 0,4 puan daha düşerek yüzde 76,2’ye indi. Martta yüzde 77,2 olan kapasite kullanımı nisanda yüzde 77’ye, mayısta yüzde 76,6’ya, haziranda yüzde 76,2’ye indi. Üç ayda toplam 1 puan, oransal olaraksa yüzde 1,3 azaldı. Yaza rağmen kapasite kullanımındaki en keskin düşüş yüzde 4,2 ile içecek-meşrubat İmalatında yaşanırken, bunu yüzde 2,7 düşüşle tütün mamulleri, yüzde 1,9 düşüşle mobilya imalatı izliyor.  Sanayicilerin geleceğe dönük iyimserlik oranı yüzde 7,8’de kalırken, daha kötü olacağını düşünenler yüzde 15,3, yüzde 76,7’si değişiklik olmayacağı görüşünde. Gelecek üç ayda birim maliyetlerin artacağını düşünen sanayicilerin oranı mayısta yüzde 56,5 iken haziranda yüzde 57,3’e yükselmiş.

Sanayici, tüccar, perakende ve hizmet sektöründekiler iktidarın ekonomi politikalarına karşı güvensizlik yaşıyor. Ekonomiye güvensizlik, kapasite kullanımı ve yatırım isteğinde düşüş, önümüzdeki dönemde ekonomik tablonun daha da ağırlaşması, durgunluk ve işsizliğin artması, sıkıntıların büyümesi anlamına geliyor!

  1. Nisan ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi aylık yüzde 1,72, yıllık yüzde 52,20 artış gösterdi. Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık yüzde 2,71, yıllık yüzde 60,77 artmıştı. TÜİK’in rakamları, üreticiye verilen taban fiyatların enflasyonun çok altında kaldığını, milyonlarca üreticinin mağdur edildiğini doğruluyor!

Mayıs ayında yaş çay taban fiyatını kilo başına 17 TL ilan ederek çay üreticisinin tepki ve protestolarına neden olan iktidar, buğday ve arpaya yönelik hububat taban fiyatlarında ise çok daha büyük mağduriyetlere zemin yarattı. Buğdaydaki taban fiyat artışı geçen yıla göre yüzde 12, arpada yüzde 3 olurken, mayıs itibarıyla yüzde 75’i bulan Tüketici Enflasyonunun (TÜFE) çok gerisinde kaldı. TÜİK’in açıkladığı Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) ve Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) enflasyon artışları da Bakan Yumaklı’yı tekzip etti. Açıklanan taban fiyatların tarım kesimindeki üretici enflasyonu ve girdi maliyet artışlarının çok gerisinde saptandığı açığa çıktı.

TÜİK’in TÜFE’ye göre bir ay geriden açıkladığı Tarım-ÜFE nisanda aylık yüzde 2,71, yıllık yüzde 60,77 artış gösterdi. Tarım-GFE’deki nisan artışı ise TÜİK tarafından aylık yüzde 1,72, yıllık yüzde 52,20 oranında açıklandı. Tarım-GFE’deki yıllık artış beş aydan bu yana sürekli yükselirken, nisan ayı için açıklanan son oranlar geride kalan 14 ayın zirve noktasına ulaştı.

Tarım-GFE’nin kapsadığı ana gruplar itibarıyla yaşanan artışlara bakıldığında tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde aylık yüzde 1,70, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 1,87 artış oldu. Aynı ana gruplarda gerçekleşen yıllık artışlar ise sırasıyla yüzde 49,13 ve yüzde 73,70 oranında gerçekleşti. Yıllık Tarım-GFE artışının en yüksek olduğu alt grup yüzde 143,26 ile veteriner harcamaları olurken, Tarım-GFE’de aylık artışın en yüksek gerçekleştiği alt grup ise yüzde 7,73 ile tarımsal üretim amaçlı binaların bakım masrafları oldu. TÜİK’in nisan ayına ait Tarım-ÜFE ve Tarım-GFE oranlarının çay ve buğday taban fiyatlarının açıklandığı mayıs ve haziran aylarına ait oranlar açıklandığında daha da yükseldiği görülecektir. Tarımsal üretime yönelik üretici fiyatları ve girdi maliyetlerindeki bu artışlara rağmen iktidarın taban fiyatların maliyetlere göre makul olduğunu öne sürmesi, Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB), üretici birlikleri ve kooperatiflerinin girdilerdeki maliyet artışına dayalı taban fiyat taleplerine kulak tıkaması, üreticiyi yok saymak ve vurdumduymazlıktır.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın üretici örgütlerini, birlik ve kooperatiflerini dışlayan yaklaşımı kabul edilemez bir siyasi tavırdır. Cumhurbaşkanlığı bünyesinde karar alma süreçlerinde etkili olan politika kurullarında ve ekonomik kurullarda doğrudan üretici temsilcilerinin yer almadığı ‘bürokratik temsiliyet’ söz konusudur.

Yıllardır başkanları ve yönetimleri değişmeyen merkezi ve yerel üretici örgütleriyle birliklerinin izlediği pasif politikalar, iktidarı kızdırmama, üyelerinin ve üreticilerin tepkilerini bastırma-susturma yaklaşımları, gelinen aşamada tarım ve hayvancılığın içine düştüğü durumun, ağırlaşan sorunların ve çözülemeyen açmazların bir başka unsurudur!

  1. Almanya’nın girişimiyle AB ülkelerinde dondurulan Rus varlıklarından sağlanan gelirlerden Ukrayna’ya 1,4 milyar euro tutarında askeri yardım onaylandı. G7 liderleri de Rus varlıkları üzerinden Ukrayna’ya 50 milyar dolar kredi verilmesini kararlaştırdı. Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı vesayet savaşı sürdürme planı somutlaştı!

Almanya’nın Sosyal Demokrat Başbakanı Olaf Scholz, Ukrayna politikası ve bu ülkeye sağladıkları silah ve para desteğinin Alman halkında yarattığı tepki ve hoşnutsuzluk nedeniyle Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde ağır yenilgi aldıklarını söylerken, Rusya’ya karşı Ukrayna’ya destek politikasının AB’deki öncülüğünü sürdürüyor.

AP seçimlerinde başında bulunduğu Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) oyları yüzde 14’e kadar gerileyerek hezimete uğrayan Başbakan Scholz, Ukrayna’ya yeni silah ve para desteği sağlamak için başlattığı girişimin sonucunu geçen hafta Lüksemburg’da yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısında aldı.

  • Almanya’nın öncülüğünde bir süredir gündemde olan AB ülkelerinde dondurulan Rus varlıkları ve Rusya Merkez Bankası’na ait rezervlerden sağlanan gelirlerin Ukrayna’ya aktarılması onaylandı.

Macaristan’ın bir yıldır veto ettiği bu girişim, Lüksemburg’daki toplantıda vetonun aşılmasıyla noktalandı.

  • Toplam tutarı 2,5 milyar euro olan Rus varlıklarından Ukrayna’ya destek paketinden ilk aşamada 1,4 milyar euro silah desteği için Ukrayna’ya aktarılacak.

AB Komisyonu Başkanı ve Alman Hükümetinin eski Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, Rus varlıklarından sağlanan gelirlerin silah alımı için Ukrayna’ya verilmesini ‘Almanya’nın zaferi’ olarak nitelendirirken, Ukrayna’nın AB’ye tam üyelik sürecinin hızlandırılacağını söyledi.

Almanya Başbakanı Scholz, ABD’nin Ukrayna’ya milyarlarca dolarlık mali kaynak ve silah desteğiyle savaşı uzatma planlarının AB’deki destekçisi. İtalya’daki G7 Liderler Zirvesi’nde ABD Başkanı Biden’ın dondurulan Rus varlıklarının gelirleri teminat gösterilerek Ukrayna’ya 50 milyar dolar kredi sağlanması önerisinin en büyük destekçisi yine Almanya Başbakanı Scholz oldu.

  • G7 liderlerinin aldığı kararla, 300 milyar dolara varan Rusya Merkez Bankası’na ait paranın milyarlarca dolarlık faizi Ukrayna’ya yeni silah temininde kullanılacak. (G7 ülkeleri: Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada)

Rusya parasıyla Ukrayna’ya sağlanacak milyarlarca dolarlık yeni silah ABD, İngiltere, Almanya, Fransa vb. ülkelerdeki silah üreticilerinden satın alınacak. AB Komisyonu Savunma ve Güvenlik Politikaları Yüksek Komiseri Josep Borrell alınan kararla Ukrayna'ya daha fazla hava savunması ve mühimmat sağlanacağını açıkladı.

Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto karara tepkisini; ‘Ukrayna için yeni milyar eurolar. Bu kez Avrupa kendi kurallarını da çiğneyerek ve Macaristan'ı dışarıda bırakarak bunu yapıyor.’ sözleriyle dile getirdi.

24 Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı başlar başlamaz alınan yaptırım kararlarıyla;

  • Rusya’nın batılı bankalardaki varlıkları bloke edildi.
  • Rusya, uluslararası para transferi sisteminden (SWIFT) çıkartıldı ve kendi varlıklarına erişimi engellendi.

Dondurulan Rusya Merkez Bankası varlıklarının 200 milyar doları (210 milyar euro) AB üyesi ülkelerin, kalan kısmı ise ABD ve başka ülkelerin bankalarında. Rusya’nın bu varlıklardan doğan milyarlarca dolarlık faiz geliri de bloke ediliyor.

  • Rusya-Ukrayna savaşında yaklaşık iki buçuk yıllık süreçte Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesi hem AB ülkelerinde hem de ABD’de önemli bir gündem haline gelmiş olup, toplumsal tepkileri büyütmektedir.

Başkanlık süresi dolduğu halde seçim yapmadan görevini sürdüren Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi demokrasi savunucusu ilan eden batılı ülkelerin Ukrayna’yı alelacele AB üyesi yapmak istemesi; demokrasi, insan hakları, barış savunuculuğu vb. konulardaki çifte standardın göstergesidir.

ABD yönetimi de geçen hafta Ukrayna ile geniş kapsamlı bir savunma ve askeri iş birliği anlaşması imzalayacağını duyurdu. Anlaşmanın Ukrayna NATO üyesi olana kadar ABD’nin bu ülkeye savunma güvenliği sağlamasını amaçladığı vurgulandı.

G7 liderlerinin Ukrayna'ya mali destek, Ukrayna ordusunun eğitimi ve yeni silahlarla donatılmasını içeren ABD planını onaylamasının ardından Almanya öncülüğünde AB’nin de Rus varlıklarının getirisinin Ukrayna’ya aktarılmasını kabul etmesi, batılı ülkelerin Karadeniz’de, Ukrayna’da ateşkes ve Rusya ile barış istemediğini, savaşın devamından yana olduklarını somutlaştırdı!

  1. 13 yıl önceki Esad’ı devirip Şam’da Cuma namazı kılma söylemi, geçen hafta Esad ile yine ailece görüşme ve Suriye’nin iç işlerine karışmama söylemine dönüştü. Bu olumlu değişime karşılık İsrail’in olası Lübnan harekatında iktidarın Hizbullah’a destek vaadi, dış politikada ‘yeni bir Suriye bataklığı’ ihtimalini akla getiriyor!

Türkiye-Suriye sınır bölgesinde son aylardaki hareketlilik, PYD-YPG-SDG’nin Kuzey Suriye’de Kürt ağırlıklı yerleşim yerlerinde yerel seçim kararı alıp daha sonra ertelenmesi, Kuzey Suriye’de Kuzey Irak benzeri bir özerk Kürt federasyonu kurma girişimleri iktidarın Esad liderliğindeki Şam yönetimiyle diyalog arayışını hızlandırdı.

Geçen hafta Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız’ın Güvenlik Konseyi toplantısında Suriye konusunda yaptığı konuşma yeni bir süreç başlattı. Suriye’de iktidar-muhalefet arasında çözüm müzakerelerinin yeniden başlamasını ve sığınmacıların ülkelerine güvenli dönüşünün planlanmasını gündeme getiren Büyükelçi Yıldız’ın açıklamaları, iktidarın Esad yönetimiyle müzakere arayışında olduğunu gösteriyor. Nitekim Cumhurbaşkanı (CB) E

Etiketler
  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER SİYASET Haberleri
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI