AK Parti'nin kamuoyunda tartışılmasını gerektirecek pek çok konunun gündeme taşınamadığını öne süren Bulut, emeklilerin yaşadığı ekonomik sorunlardan üniversitelerde yaşanan gelişmelere kadar birçok başlıkta eleştirilerde bulundu. Boğaziçi Üniversitesi'nde mezuniyet töreninde yaşandığını belirttiği bir olayı örnek göstererek üniversitelerdeki uygulamalara tepki gösterdi.
İstanbul'da yaşanan sel felaketine de değinen Bulut, kentleşme politikalarını eleştirerek doğal alanların korunmamasının bu tür afetlerin etkisini artırdığını ifade etti.
Son dönemde yaşanan gözaltı ve tutuklamalara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Bulut, ifade özgürlüğü, hukuk devleti ve demokrasi konularında kaygılarını dile getirdi. İktidarı eleştiren kişilerin yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldığını öne süren Bulut, bu durumun toplumda endişe yarattığını savundu.
CHP'nin kendi içindeki tartışmaların partiyi zayıflattığını belirten Bulut, muhalefetin enerjisini iç çekişmelere harcadığını söyledi.
Parti içindeki anlaşmazlıkların büyümesinin iktidarın hareket alanını genişlettiğini savunan Bulut, düşmanlık dilinin toplumda kutuplaşmayı artırdığı görüşünü dile getirdi. Psikanalist Gustave Le Bon, Sigmund Freud ve Wilhelm Reich'ın kitle psikolojisine ilişkin çalışmalarına atıfta bulunan Bulut, toplumsal kutuplaşmanın giderek derinleştiğini ifade etti.
CHP'nin seçimlere bölünmüş şekilde girmesinin muhalefet açısından ciddi sonuçlar doğuracağını belirten Bulut, çözümün parti içi demokrasinin işletilmesi olduğunu söyledi.
Bulut, açıklamasını şu çağrıyla tamamladı:
"Her şeye rağmen tekrar ediyorum; bir tek yolumuz var. Parti içi demokrasiyi işletmek, bunu bir mutabakat metnine dönüştürmek ve Eylül ayında sandığı üyenin önüne getirmektir. Gerisi kendini kandırmaktır."
BIKMADAN "UZLAŞIN" DEMEYE DEVAM EDECEĞİM!
AKP halinden memnun. Kendini tartıştıracak tüm zeminleri yok etti. Emeklileri duymuyor, onları anlatanların seslerini duyurtmuyor. Üniversiteler, AKP’nin odaları haline getirildi. Boğaziçi Üniversitesi diploma töreninde, atama rektörün atadığı bölüm başkanıyla resim çektirmek istemeyen ve onur derecesiyle diplama almayı hak etmiş gencin, mezuniyet belgesş pasife alınıyor ve üniversite kampüsüne girmesi 5 yıl yasaklanıyor. Sakın ha.... daha neler demeyin, çünkü yaşandı.
Dün İstanbul sele teslim oldu. Öyle sorunları çözdük laflarıyla sorunlar çözülmüyor. Melen'de su getirdik, 2040'a kadar su sorunu kalmadı, yine artık İstanbul'da sel sorunu yaşanmayacak diyenlere sözüm şu, halkı kandırabilirsiniz ama doğayı asla. Çünkü; İstanbul'un ormanlarını yok ettiğiniz ve yerini betonlaştırdığınız sürece doğanın gazabından kurtulamazsınız. Hele baraj yaptık diyip, yeniden aynı yere baraj yapanlar: Yakalarınızı, ne ilahi adaletten, ne de halkın ellerinden kurtaramazsınız.
Komedyen Deniz Göktaş tutuklandı. Günahı ne? Efendim, dine ve Cumhurbaşkanına hakaret etmiş. Babası 80 öncesinden teröristmiş. Bu da gösteriyor ki, ülkemizde bir tek kişinin geleceğine güvenle bakması mümkün değil. Yapıştır yaftayı, at içeri.
Artık:
● Kim, özgürlüğü, demokrasiyi, hakkı, hukuku, adaleti savunuyorsa,
● Kim, iktidarı ve Cumhurbaşkanını eleştiriyorsa,
● Kim, emperyalizmi ve onun askeri gücü NATO'yu protesto ediyorsa, tutuklanmasının gerekçesi hazır, cumhurbaşkanına, yargı üyelerine, kamu görevlilerine ya da dine hakaret sayılacak.
Türkiyemiz bu durum da...
Peki muhalefet ne durum da? Onlar içindeki kavgalara gömülmüş durumdalar. Adliyelerde, ziyaretlerde, cenaze erkanlarında, hatta meydanlarda birbirlerine hakaret etmeye devam ediyorlar. Az çok CHP'nin varlığı iktidarın pervazsız davranışlarını engelliyordu. Ancak ne zaman partinin iç sorunları hasımlığa taşındıysa o zamandan itibaren, merkezi iktidarın pervazsızlıkları yaşamın olağanı oldu.
Yakın gelecekte düşmanlık hukuku daha ileri boyutlara varacak. Psikanalistler, Gustave Le Bon, Sigmund Freud, Wilhelm Reich gibiler, kişilerin düşman hukuku ile beslenmesine ve kitlelerin bir parçası haline geldiğinde kişisel bilincin yerini kitlesel bilincin aldığını, duygularıyla hareket ettiklerini, eserlerinde ifade ediyorlar. Korkum o dur ki, biz kitlesel psikolojinin içerisindeyiz. Bu psikolojiyi sadece yöneticiler ajite etmiyor, parti dışındaki sol da ajite etmekte ve dolayısıyla bu kitlesel psikolojiyle her geçen gün kendimize zarar vereceğiz.
Oysaki, parti içinde ideolojik yarış olsa, demokrasi işletilse düşmanlık hukuku yerle bir olmuştu. Unutmayalım ki, bu seçim sistemiyle CHP, parçalanarak seçime girerse parçalardan birinin alacağı fazla değil %5 oy olsa bile sola geçmiş olsun….her şeye rağmen tekrar ediyorum, bir tek yolumuz var, parti içi demokrasiyi işletmek, bunu bir mutabakat metnine dönüştürmek, Eylül’de sandığı üyenin önüne getirmektir. Gerisi kendini kandırmaktır.