2015 yılında FETÖ'cü darbe girişimini 15 - 16 Temmuz günlerinde yaşarken, 16 Temmuz'da sayfama koyduğum yazının başlığı, bugünkü yazımın da başlığı ve metni de yazım ekindedir.
Aradan 8 yıl geçti. Darbe hakkında konuşulması gerekenler hâlâ konuşulamıyor. Çünkü; darbe hakkındaki bilinmeyenler, açığa çıkarılsaydı mevcut ihiktidarın bir saniye dahi ayakta durması mümkün olamazdı.
Ülkemizde cemaatler, tarikatlar günümüzün sorunu değil neredeyse 1800'li yıllara dayanıyor. 1925'de Diyanet kurulunca devleti destekleyen Nakşibendi tarikatının önemli isimlerinin tamamının Diyanet kadrolarına atandığını Tayfun Atay'ın; Parti Cemaat Tarikat, Din Hayattan Çıkar, Batı'da Bir Nakşi kitaplarında biliyoruz.
Yine Maraşal Fevzi Çakmak, Sabri Erbakan, Necmettin Erbakan, Recai Kutan, Korkut Özal, Abdülhamit Gül, Recep Akdağ, Taner Yıldız, Fahrettin Koca, Yusf Tekin gibi isimlerin tarikat üyesi oldukları birçok kitap, gazete, sosyal medyada okunabilmekte. Dolayısıyla ister Cumhuriyet öncesi olsun ister Cumhuriyet dönemi olsun, özellikle 1946'lardan sonra tarikatların devlet yönetimlerinde sürekli rol aldıklarını hepimiz biliyoruz.
Gülen cemaatide önce devlet tarafından sonrasında ise CİA tarafından korunduğunu da biliyoruz. Dinci muhafazakar anlayış 2000'li yıllarda vesayeti ele geçirmek için önce orduya operasyon başlattı. Arkasında YÖK, HSYK, YARGITAY, DANIŞTAY, ANAYASA mahkemelerine operasyon düzenlettiler. Asker lise ve üniversite sorularının çalınması sağ ve muhafazakar iktidarlar dönemlerinin rutini olmuştu. Güçleri doruğa çıkınca aralarında devleti ele geçirme savaşı da başladı.
İşte, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi bu kapışmanının ürünüdür. Dolayısıyla bizim açımızdan birisi tank darbesiyse diğeri saray darbesiydi. Bize düşende bunu açığa çıkarmaktı. Yapamadık, darbecilerin maskesini düşüremedik.
O günkü ve tabii ki, bugünkü iktidar, maskelerinin düşmesini önlemek için hatırlarsak, 7 Ağustos 2016'da Yenikapı'da miting örgütledi. Oraya siyasi partilerin en önemlisi CHP'yi yani partimizi çekince amaçlarına ulaştılar. Zaten 20 Temmuz 2016'da ilan ettikleri OHAL'le operasyonların düğmesine basmışlardı. Miting sonrası hızlandırdılar. 116 bin kişiyi göz altına aldılar. Kendi milletvekili bile bu operasyonları FETÖ Borsası olarak adlandırdı.
Adil Öksüz, Ekrem Dumanlı, Emre Uslu, Zekeriya Öz, Hakan Şükür, İhsan Kalkavan gibi kafa FETÖ'cülerden 691'i, iade istemine rağmen hâlâ 105 ülkede yaşamakta. Yine 28.000'nin üzerinde FETÖ'cü sözüm ona aranıyor. Devleti peşkeş çektirdikleri çok sayıda şirkete ve mallarına el konuldu.
Bu yazdıklarımı herhangi bir sosyal medya penceresinden bulmak mümkün. Peki bunları yapanlar darbeyi önlemişlerse mecliste verilen araştırma önergelerini neden reddetiriyorlar? Neden 691 kafa FETÖ'cü kaçtıkları ülkelerden getirtilemiyor? Bunların neredeyse tamamı darbe girişiminden sonra kaçtılar. Nasıl ve kimlerin yardımıyla kaçtılar? Hangi firmalara el konuldu, neden el konulan malları ve şirketlerin defterleri, hesapları, kasaları kamuoyunun denetimine açılmadı? FETÖ Borsasını kendi milletvekili açıkladı. Bir tek savcı dahi bu açıklamayı neden kovuşturmadı?
Bu sorular uzar gider. Peki, CHP tam da bu noktada ne yaptı? Yani devleti ele geçirmek için, cemaatleri devlette uzun yıllardır yuvalandıran iktidara, hesap soramadığı gibi, suçlarını kapatmak için düzenledikleri Yenikapı mitingine katıldı. Bu sayede de en az cemaatler kadar suçlu olan iktidar aklanmış oldu.
Tarih bir kez daha gösterdiki, suçu kim işlemişse onlara suçlusun denilmedikçe, kapışan suçluların birini diğerinden ayırarak stratejiler oluşturma anlayışları iflas etmiştir. Suç işleyene suçlu, hırsızlık yapana hırsız, yalan söyleyene yalancı denilmediği sürece karanlıkları yırtmak mümkün değildir.
NOT: Yazımın eki, 16 Temmuz 2016'da sayfama koyduğum darbe girişimine ilişkin düşüncelerimdi.
"TANK DARBESİNE DE, SARAY DARBESİNE DE HAYIR!
Ülkemiz dünle birlikte daha baskıcı, daha kanlı bir sürece itilmistir. Kimse, bugünden itibaren ülkede bırakın demokrasiyi, kırıntılarını dahi beklemesin. Ülkemizin kurtuluşu, bu hükümetten kurtulmakdan geçer. Demokrasiden yana olan güçlerin; saray darbesine, tank darbesine karşı birleşmekten başka çaresi yoktur!"