Üzülerek söyylemeliyimki, Türkiye'de her alanda ve her kesimde "dincileştirme" zirvede. Eğitm alanına baktığımızda bilimden koparılmış, matematik dersinin seçmeli derse, Din dersinin de zorunlu derse dönüştürüldüğü bir ülkeyiz artık. PİSA grafiklerinde 72 ülke arasında okuma becerisinde 50'inci, Matematikte 50'inci, Fen derslerinde 54'üncüyüz.
ÇEDES adlı programla uygulamalı din dersleri okullarda, camilerde cübbeli, sarıklı kişilerce veriliyor. Eğitim sistemimiz, medrese eğitim sistemine dönüştürüldü. Şeytan taşlatılıyor. Türkiye'de hak arama mücadelelerinin tamamının önü kapalı. 66.000 öğrenci genç hapiste. Düşünce belirten, iktidara demokratik tepki verenlerin çoğu hapiste. Konuttan sonra, en çok yapılan hapishane. Çünkü; içeride tam 405.000 insan var. Avrupada rekor kırmış durumdayız.
Türkiye, dini geleneklerle ilgili en rahat ülke. Küçükçekme'de İran kökenli Şialar çocuklarla evet çocuklarla beraber Muharrem Yası için yürüyüşü yapıyorlar. Tarikat üyeleri cübbeleriyle, sarıklarıyla Resmigeçitte bulunuyorlar. Yürüyüş yapmasınlar demiyorum, körpecik çocukların o yürüyüşte işi nedir? Cübbe sarıkla yürümek neyin nesidir? Bunu soruyorum! Birkaç yıl önce bunlar zincirle kendilerine işkence yapıyorlardı. Neyseki, bu zincir işi birkaç yıldır kaldırıldı.
Tekkeler, tarikatlar en yaygın bir şekilde zikir yapıyorlar. Zikirlerde çuvallar dolusu para topluyorlar. İbadet yerleri şirketlere dönüştürülmesine rağmen, hiçbiri vergi ödemiyor ve yetkilileri de lüks araçlara biniyor. Birçok ilçede plajlar bölünmüş, cesaret edilse okullarıda ikiye bölüp, kız ve erkeklerin ayrı okumasına dönecekler.
Ramazan ve Muharrem aylarının tamamının, siyasi partilerce etkinlik alanına dönüştürüldüğünü hepimiz yaşıyoruz. Hatta CHP'de dahil siyasi partilerin neredeyse tamamının en aktif ayları Ramazan ve Muharrem ayıdır. Laiklik bu aylarda sözde kalır. Son 10 yıla kadar din alanına siyasetin bulaştırılmasına karşı olan Aleviler, kişilerin yaşamlarını kutsallaştırarak, hayatın gerçeklerinden kopmuş durumdalar. Cemevlerinin dini alanlar olması talebinin yerine getirilmesi elbetteki bir insan hakkıdır. Buna hiçbir itirazım yok ama siyasete bulaştırılmasına itirazım var
Batı bunu çok basit bir şekilde asırlar önce çözdü. Kiliselerin topluma, siyasetçilerin kiliselere baskı yapmasının önüne geçti ve ibadet yerlerini siyasetçilere muhtaç duruma getirmek yerine, bütçesi olan, hizmet verdiği toplulukların direkt maaşlarından kesilen aidatları, ilgili dini topluluklara aktararak, kimseyi başka bir kimseye muhtaç olmayacak duruma getirerek çözdüler. Yani inançlarını yerine getirmek isteyenler, başkalarının ceplerinde alınan paralarla ibadet yapmamalı.
Din toplumu yönetmeye başladımı orada bilim olmaz, demokrasi olmaz, gelecek olmaz. Şu anki Avrupa'da 1400'lü yıllarda Ortaçağ yaşanıyordu ve toplumu yönetenlerin arasında papazlar yani kiliselerde vardı. Papazlar işi o kadar ileri götürmüşlerdiki, cennete tapu bile satıyorlardı. Karşı çıkanlar engizisyon mahkemelerinde yargılanıyordu. Martin Luther'de yargılanlardan biriydi. Papaz Hakim sordu, "sen niye karşı çıkıyorsun"? Luther: "Cennette tapu istemiyorum, cehennemi bana satın". Hakim tekrar sorar "cehennemde yer mi istiyorsun"? Luther: Tamamamını satın almak istiyorum? Hakim: "Tamam satıyoruz" deyince, Luther "alıyorum" der ve dışarı çıkar topluluğa derki, "cenneti artık almayın ben cehennemi tamamen satın aldım". Ahali derin bir nefes alır ve o günden itibaren kiliselerin toplumu yönetmesi yavaş yavaş kırılır. O günden sonra ve özellikle matbaanın icadıyla Avrupa topluluklarını, dinin yönetmesi yerine, Fransız Devrimiyle birlikte gelişen laik demokratik sistem yönetmeye başladı.
Bize dönersek, toplumumuz asırlardır dinin müdahil olduğu bir anlayışla yönetildi. Ülkemiz hala Arapcoğrafyası ülkesi gibi bir ülke değilse Atatürk'e, 68 ve 78 kuşağına borçludur. Ancak son 20 yılda dini anlayışla toplum yönetiliyor dersem abartmış olmam. Bizimde kurtuluşumuz dini inançlarını yerine getirmek için gerekli olan her türlü kaynağı ilgili toplulukların kendilerinin karşıladığı bir sisteme dönmekten geçiyor. Dindar insanlar hak yemezler. Kendi inançları için başkalarının cebine elini sokmazlar. Diyaneti, bir tek mezhebe, bir tek dine hizmet vermesi yerine, herkese verilmesi gereken hizmetleri planlayan, koordine eden bir yapıya dönüştürürler.
Hayatında bir kez camide namaz kılmayan bir Alevi, bir Ermeni, bir Yahudi birey cami personelinin ücretlerini neden finanse etsin? Ya da Alevilerin ibadetlerini yerine getirmek için, neden Sünni, Ermeni, Yahudi bir vatandaş ödeme yapsın?
Siyasi partiler bu çifte standarta açıkça karşı çıkmadıkça, Türkiye "Dinci İslam'ın" elinden kurtulamaz, Alevi inançlarının da gerçeklerden koparılmasının önüne geçilemez. Eğer Çevik Kuvvetler Başkanının, Devlet Bahçeli'nin elini öpmesi yanlıştır diyorsan, dinide siyasete alet etmeyeceksin. Siyasetçinin elini öpmeye tepki (ki, bu tepkiler haklı tepkilerdir) verip, siyasetin dine bulaştırılmasına seyirci kalanlar, topluma önder olamazlar.