Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.
04 Haziran 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:
SICAK GÜNDEM
İÇ POLİTİKA
EKONOMİ
TARIM
DIŞ POLİTİKA
İktidar sözcüleri seçim sonrası yaptıkları açıklamalarda önümüzdeki süreçte yeni bir sivil anayasayı TBMM gündemine alarak hayata geçirmek düşüncesinde olduklarını dile getiriyorlar. 21 yıl boyunca sıkça ‘yeni sivil anayasa’ önerisini dile getiren iktidar, TBMM’de oluşturulan anayasa yazım komisyonunda 60’ı yakın madde üzerinde mutabakata varılmasına karşın süreci kesintiye uğratan ve çalışmayı sonlandıran taraf oldu. 2010’da askeri vesayeti bitirmek, 12 Eylül’ün sorumlularını yargılamak için yaptıkları anayasa değişikliğiyle yargıyı, adliyeyi, emniyeti, TSK’yı daha sonra terör örgütü ilan ettikleri iş birlikçilerine teslim ettiler. 2017’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) ve Tek Adam yönetimine geçerken de sadece iki partinin kapalı kapılar ardında yaptıkları pazarlıklarla süreç yürütüldü. Şimdi getirdikleri sistemin ülkeyi içine sürüklediği kaotik ortam, kurumsal ve ekonomik çöküş karşısında ‘sistemi reforme’ etmeyi gündeme getiriyorlar. Türkiye’nin bu sistem ile ilerleyemeyeceği, çağdaş bir demokrasi olamayacağı beş yılda somut şekilde görüldüğü için ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş’ programını ve kapsamlı yasal-anayasal değişiklik önerilerimizi kamuoyuyla paylaştık.
İktidar, Cumhuriyetin 100’üncü yılında tamamıyla TBMM çatısı altında iş birliği, uzlaşı, toplumsal mutabakat ile hayata geçirilecek demokratik, çağdaş ve sivil bir anayasa yapma düşüncesinde ise bunu müzakere edebiliriz.
Ülkemizin demokrasi, temel insan hak ve özgürlükleri, kadın hakları, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, siyasi ve ekonomik demokrasinin yaygınlaştırılması, çalışma ve iş yaşamının örgütlülüğü ve hakların anayasal güvenceye kavuşturulması, sosyal hukuk devletinin, inanç hürriyeti ve laikliğin demokratik devlet ve toplumun temel taşlarını oluşturması vb. ilkeler üzerinde uzlaşıya gereksinimi, özgürlüklere hasreti apaçık ortada.
CHP; 2002’de AKP iktidara geldikten sonra başta Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın siyaset yasağının kaldırılması, milletvekili, başbakan olma yolunun açılması olmak üzere, anayasa değişiklikleri konusunda, TBMM’de her türlü desteği verdi. AB ilkeleri ve müktesebatı doğrultusunda pek çok değişiklik referanduma gitmeden hayata geçirildi.
İ ktidarın geçmişteki anayasa deg işiklig i icraatları ve şu andaki ittifak ortaklarının başta kadın hakları, inanç o zgu rlu g u , etnik ve inanç farklılıkları vb. alanlardaki go ru şleri, parti programları, mevcut anayasaya bakışları ortada. Cumhur İ ttifakı ortakları o nce kendi aralarında demokratik anayasa için uzlaşmalıdır. İ ktidar gerçekten otokratik yo netimi sistemini sonlandıracak, TBMM’nin gu ç ve saygınlıg ını iade edecek, Türkiye’yi çağdaş demokrasiler seviyesine taşıyacak bir anayasayı TBMM’den en geniş uzlaşı ve iş birliğiyle hayata geçirme du şu ncesinde ciddi ve samimi ise her tu rlu katkıyı sag larız.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, seçimleri CB Erdoğan’ın kazanması için dua ettiğini, aksi halde Türkiye’nin kabul ettiği milyonlarca Suriyeli, Afgan, Iraklı, Libyalı vb. göçmenin AB kapısına dayanmasının kâbusunu yaşadığını açıkladı. Orban’ın bu sözleri, iktidarın Türkiye’yi ‘Avrupa’nın sınır bekçisi ve mülteci deposu’ haline getirdiğinin en somut ifadesi. Son bir yıldan bu yana artan şekilde Türk vatandaşlarının AB ülkelerine yönelik Schengen vize randevu talepleri ve başvurularında her iki başvurudan biri reddediliyor. AB konsoloslukları randevu sistemini kapattı. İstenilen onlarca evrak, haftalar süren belge hazırlama işlemleri ve ortalama 125 euro (2900 TL) tutarındaki vize ücreti de gelen ret yanıtlarıyla yanıyor. Geçtiğimiz hafta yıllardır Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde konserler veren ülkemizin önde gelen iki sanatçısının, tanınmış bilim insanlarının vize taleplerinin reddedildiği medyada yer aldı.
Vize işlemleri takip ve danışmanlık hizmetlerini yürüten IDATA verilerine göre, Türk vatandaşlarının vize retleri, AB’nin ağır yaptırımlar uyguladığı Rusya Federasyonu vatandaşlarının beş katı. AB ile Vize Muafiyeti karşılığı Mülteci Anlaşması imzalayan iktidar, 3 milyar euro karşılığında sığınmacıların Avrupa’ya geçişini önleme, Türkiye’de tutma taahhüdü verdi. Ancak vize muafiyet anlaşmasındaki 72 kriterden 6’sı yerine getirilmediği için anlaşma askıda. Sayıları her gün artan milyonlarca sığınmacı, kaçak göçmen, mülteciler ise Türkiye’de.
CB Erdoğan Türk vatandaşlarını ülkeye hapseden, iş insanlarının, sanatçıların, bilim insanlarının seyahat özgürlüğü, ticari anlaşma, konferans, akademik faaliyetlerine set çeken vize retlerini ‘siyasi şantaj’ olarak nitelendirse de Türk vatandaşlarının kendi kimlik ve pasaportları ile ‘ikinci sınıf insan’, kaçak-sığınmacı-potansiyel iltica şüphelisi muamelesi görmesi karşısında çaresiz.
Avrupa Parlamentosunda (AP) ve AB’de seçim sonrası ortaya çıkan iktidar koalisyonunun demokrasi, insan hakları, kadın hakları, hukuk devleti vb. kriterlere ve AB ilkelerine mesafeli bir ittifak oldug u o ne su ru lerek Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin sonlandırılması çağrıları yükseliyor!
400 dolayında gözlemci, parlamenter, diplomat ve hukukçu ile 14-28 Mayıs seçimlerini izleyen AGİT ve AKPM seçim gözlem heyetleri, seçim sonrası Ankara’da düzenledikleri toplantıyla ön raporlarını açıkladılar.
✓ Her iki seçime de katılımın oldukça yu ksek olmasına karşılık, ‘eşit ve adil olmayan’ bir ortamda seçimin yapıldıg ına dikkat çekilen deg erlendirmede, bu yarışma ortamının haksız bir şekilde CB Erdog an’a ‘avantaj’ sag ladıg ı kaydedildi.
Seçim öncesinde ve seçim sürecinde ifade özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamın var olduğu tespitine yer veren gözlem heyeti başkanları; ‘14 Mayıs’taki eşit bir mücadele ortamının olmaması ve kampanyanın adil olmaması sorunu 28 Mayıs sürecinde de devam etmiş ve mevcut Cumhurbaşkanı ikinci turda da haksız bir avantaj sağlamıştır. Tüm bu sert ve ayrımcı dile rağmen seçmenlerin yüksek katılım göstermesinden dolayı Türkiye seçmeni alkışı hak etmiştir’ görüşünü dile getirdiler.
AKPM Gözlem Heyeti ise Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle izleme sürecinde bulunduğunu, yaptırımlarla karşılaşabileceğini vurgularken, çok sayıda gazetecinin cezaevinde olması, yine çok sayıda gazetecinin seçimin hemen öncesinde gözaltına alınmasının bilgi edinme hakkına müdahale ve sansüre yol açtığını gündeme getirdi. Seçimlerin muhalefet için çok zor geçtiğini ve zorlu bir süreç yaşandığını gözlemlediklerini belirten heyetler, muhalefete mensup siyasilerin uzun süredir cezaevinde olması ya da bazı siyasilerin de ‘siyaset yasağı’ kararlarıyla adaylık süreçlerinin tehdit altında olmasının muhalefete dönük zorlu sürecin göstergeleri olduğunu dile getirdiler. Gözlemciler seçimlerin sakin bir ortamda geçmesine karşın iki turda da iktidar, bakanlar, kamu görevlilerinin kampanyalarda fiilen yer almasıyla eşit ve adil seçimde sıkıntılar saptandığını, YSK kararlarında şeffaflık sorunu gözlemlediklerini belirterek; ‘Birinci turda şeffaflık eksikliği 28 Mayıs’ta da sürdü. Bu da çalışmalara duyulan güveni zedeledi’ değerlendirmesini yaptılar.
Bizim tespitlerimizle o rtu şen bu saptamalarla seçimin eşit, adil ve o zgu r bir ortamda yapılmadıg ı, orantısız devlet gu cu , olanakları ve sınırsız medya desteg iyle rekabet edildig i açık. YSK’nın, il seçim kurullarının çifte standartlı kararları, mu lki idarecilerin engellemeleri, son olarak SMS yasag ı ve operato rlere ag ır para cezası tehditleri su reçte etkili oldu. Buna rag men toplumun yaklaşık yarısı demokrasi ve deg işimden yana seçimini yaptı. Şimdi yapılması gereken demokrasi talebini daha da yu kseltmek, otokrasi ittifakını geriletmek için her alanda dayanışmayı güçlendirmektir.
Seçim sonrasında yaptığı açıklamalarda seçimin kazananının ‘Türkiye ve 85 milyonun her bir ferdi’ olduğunu söyleyen CB Erdoğan, kendisine oy vermeyen tolumun yüzde 50’lik kesimini vatan haini, terörist, dış güçlerin maşası olarak yaftalamayı ve itham etmeyi sürdüreceğini gösterdi.
28 Mayıs akşamı ikinci tur seçimlerin resmi olmayan kesin sonuçları açıklandıktan sonra ilk olarak İstanbul-Kısıklı’da ve ardından da Ankara-Beştepe’de toplananlara hitap eden CB Erdoğan, seçimin bitmesiyle siyasi centilmenlik sergileme ve toplumsal karşıtlıkların sonlanması çağrısı yerine siyasi rakibini taraftarlarına yuhalatmayı tercih etti. Beştepe’deki konuşmasında ise siyasi kin söylemlerini daha ileri boyuta taşıyıp, düşmanlık dozunu artırarak bir başka siyasi rakibi için idam çağrıları yapılmasına zemin hazırladı.
Seçim sürecindeki kampanyasını darbe, terör, şiddet, inanç istismarı üzerine kurgulayarak toplumun güvenlik endişelerini ekonomik-sosyal sıkıntıların önüne geçiren iktidar, ahlaki, dini ve insani değerleri hedef alan yalanlara başvurmaktan da çekinmedi. Seçim mücadelesini ve eşit koşullarda rekabeti bertaraf ederek, muhalefetin iktidara gelirse Diyaneti kapatacağı, erkek erkeğe, kadın kadına hatta insanların hayvanlarla evliliğine izin vereceğine kadar varan hakikat dışı dezenformasyonları meydanlarda dile getiren, sahte broşürler bastırıp dağıtan iktidar ittifakının yerel seçimlere kadar da kontrolündeki medya gücüyle aynı kampanyaları kesintisiz şekilde devam ettireceği görülüyor.
✓ 14-28 Mayıs seçimlerinde bu kampanya stratejisiyle toplumun keskin şekilde ikiye bo lu nerek ayrıştıg ı somut şekilde açıg a çıktı.
Korku, kaygı ve endişe yayarak seçmenin sandığa gitmesini engelleme çabalarının nispeten başarıya ulaştığı, ilk turda 8 milyon, ikinci turda 10 milyonu aşan sayıda seçmenin sandığa gitmemesiyle kendisini gösterdi.
Seçim sonucunun belirlenmesinde yurt dışı ve vatandaşlık verilen sığınmacı seçmen oylarının ciddi anlamda etkili olduğu açık. Türkiye’deki seçmenin tercihinin bu iki seçmen kesiminin yarattığı cüzi fark nedeniyle siyasi tabloyu değiştirmekte yeterli olamaması yanında asıl sandığa gitmeyen 10 milyon seçmenin de bu tabloya zemin hazırladığı dikkate alınmalıdır.
Seçim, ‘sonuç odaklı’ bir su reç olsa da farklı etkenlerin seçimin kaybedilmesi veya kazanılmasında etkili oldug u so ylenebilir. İ ktidarın dezenformasyon-yalan-montaj kampanyasını, güvenlik kaygılarını depreştiren korku atmosferini sürdüreceğini, toplumsal ayrışma-kamplaşma ve bo lu nmenin derinleştirileceg i bir su rece geçileceg ini o ngo rmekteyim.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ekonomik büyümenin bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 4 olduğunu açıkladı. Ocak-Mart dönemindeki bu GSYH büyümesinin OECD ülkeleri arasında ilk sırada olduğunu dile getiren ekonomi yönetiminin kâğıt üzerindeki bu övünmesinin ardındaki gerçekler ise bambaşka.
Öncelikle ortadaki gerçek; Türkiye ekonomisinin üreterek, ihracat ve yatırım yaparak, istihdam yaratarak değil, ithalatla, hanelerin ve devletin tüketim harcamalarıyla bu büyümeyi sağladığı. Açıklanan rakamlara bakıldığında ilk çeyrekte hanelerin tüketimi geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 16,2, devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 5,3 artmış. Mal ve hizmet ithalatındaki yüzde 14,4’lük artış da açıklanan büyüme hızına katkı sağlayan bir diğer unsur. Buna karşılık iktidarın sürekli övündüğü ve uygulanan yeni ekonomi modelinin ana omurgası ilan edilen ihracatın ilk çeyrek büyümesine bir katkısı olmadığı gibi aksine yüzde 0,3 küçülme-daralma gerçekleşmiş. Oysa 1,5 yıl önce uygulamaya konulan Yeni Ekonomi Modelinin (YEM) hedefi ihracat artışıyla döviz gelirlerinin artırılmasına paralel olarak cari fazla verilmesi, TL’nin döviz karşısında değerlenmesi ve liralaşmanın egemen olması idi. Gelinen noktada hedeflerin tam tersi yaşandı. İhracat düşüşe geçti. Ekonomi döviz darboğazına girdi. Kurlardaki artış kontrolden çıkınca Kur Korumalı Mevduat (KKM) icadıyla döviz sahiplerine avantajayrıcalık-muafiyet sağlandı. Türkiye ekonomisini tehdit eder boyuta yükselen KKM hesaplarındaki tutar 2,5 trilyon TL’ye, döviz karşılığı 121 milyar dolara ulaştı. 2022’de KKM hesap sahiplerine vergisiz şekilde 250 milyar TL ödendi. Seçim nedeniyle rezervler satılarak bastırılan kurlar seçim sonrası hızla yükseliyor.
Üretken olmayan bir alana bütçe kaynaklarıyla servet aktarılırken, ilk çeyrekte ihracattaki düşüşle sanayi üretimi geriledi EKSİ yüzde 0,7 küçüldü. Tarım sektörü de ilk çeyrekte EKSİ yüzde 3,8 küçüldü. Geçen yılın ilk çeyreğinde 2,5 trilyon TL olan GSYH-Milli Gelir o dönemdeki 13,88 TL’lik dolar kuru üzerinden 180,9 milyar dolardı. Bu yılın ilk çeyreğinde ise yüzde 4 büyümeyle, yüzde 77’si enflasyondan kaynaklanan GSYH, 4,6 trilyon TL olarak açıklanırken TÜİK’in 18,87 olarak baz aldığı dolar/TL kuruyla ilk çeyrek GSYH’sı 245,4 milyar dolar oldu. Son dört çeyreğin toplamı yıllık milli gelir 970 milyar 44 milyon dolar açıklanırken, kişi başı milli gelir de (KBMG) 11 bin 375 dolar.
Seçim sonrası tu m baskılamaya rag men dolar/TL 21, euro/TL 23’e yu kseldi. Dolayısıyla ikinci çeyrekte kur çok daha yukarıda oluşacak. GSYH’nin dolar karşılıg ında du şu ş yaşanacak. Geçen yılın ilk çeyreg inde yu zde 31,1 olan işgu cu nu n milli gelirden aldıg ı payın bu yıl yu zde 38’e yu kselmesinde ise EYT du zenlemesiyle emekli olan milyonlarca kişiye o denen kıdem tazminatları, asgari u cret ve en du şu k emekli aylıg ında seçim o ncesi yapılan artışlar etkili oldu.
İktidar seçim öncesi Karadeniz’de bulunan doğalgazın ulusal dağıtım sistemine girdiğini ilan ederek, hanelerde kullanılan doğalgazın mayısta ‘bedava’ olacağını, hazirandan itibaren de yılsonuna kadar aylık doğalgaz tüketiminin 25 metreküpe kadar olan kısmından ücret alınmayacağını duyurmuştu. Ancak Karadeniz gazının henüz sisteme girmediği, Rus gazının bir ay bedava dağıtıldığı, Rusya’nın BOTAŞ’tan doğalgaz alacağını da 2024’e ertelediği ortaya çıktı.
Seçimde iktidara sağlanan bu desteğin ardından TÜİK, geçen hafta mayısta doğalgaz faturalarının sıfırlandığını gündeme getirerek, EPDK’nın 5 Mayıs’ta yayımlanan kararı uyarınca 24 Nisan’dan 31 Mayıs’a kadarki ilk doğalgaz faturalarının Enerji Bakanlığı bütçesinden karşılanacağını belirtti. Bu uygulamanın mayıs ayı tüketici fiyat endeksinde (TÜFE) düşüş yönünde güçlü bir etki doğuracağı kaydedilen TÜİK açıklamasında ayrıca, hazirandan itibaren aylık 25 metreküpe kadarki tüketimin ücretsiz olması dolayısıyla kısmi bir indirim yaşanacağı vurgulandı. Buna bağlı olarak da mayıs ayı TÜFE hesaplamasında doğalgaz bedelinin yer almayacağı kaydedildi. Yani TÜİK, enflasyonu belirlerken doğalgaz harcamalarını yok sayacak.
Kaldı ki, Türkiye’de her evde kombi yok. Merkezi sistemle ısınan, sıcak su kullanan milyonlarca hane bedava doğalgaz faturasından tam olarak yararlanamadı. Şimdi TÜİK’in mayıs enflasyon hesabında doğalgaz harcamasını yok sayacağını açıklaması, doğalgazın enflasyon sepetindeki ağırlığı oranında aylık ve yıllık enflasyonun düşürüleceği anlamına geliyor. Böylece nisanda yüzde 43,68 olan yıllık resmi TÜFE mayısta yüzde 38-39’a indirilebilir. Mayısta aylık enflasyon eksi açıklanabilir. İktidar büyük ihtimalle enflasyonda artışın durduğu, eksiye geçtiğini açıklayarak övünecek.
✓ Bir aylık bedava dog algaz ve sıfır enflasyon hesabının asıl mag durları, temmuzda ikinci yarı yıl maaş zamlarıyla enflasyon farkları buna go re belirlenecek milyonlarca emekli ve memur olacak.
En düşük memur maaşının asgari ücretin 2,5 katına çıkarılacağı vaadimizi kopyalayan CB Erdoğan, temmuzda en düşük memur maaşının 22 bin TL olacağı sözünü verdi. Dolayısıyla bedava doğalgaz hesabıyla düşürülecek enflasyonun, verilen bu söz nedeniyle memurlar açısından nispeten önemini yitirdiği söylenebilir.
Buna karşılık milyonlarca SGK, Bag -Kur ve memur emeklisiyle yeni emekli olan EYT’liler, TÜ İ K’in dog algazı yok sayarak hesaplayacag ı TÜ FE’ye endeksli olarak daha du şu k oranda zam ve enflasyon farkı almak zorunda kalacaklar. Milyonlarca kişi gerçek enflasyon karşısında hakkı elinden alınarak mağdur edilmiş olacak.
Para, döviz ve faiz politikalarıyla içeride ve dışarıda güvensizliği en üst düzeye taşıyan iktidarın, seçim sonrası aynı politikalara devam edeceği endişesi, bankalardaki döviz hesaplarından çekişleri ve yastık altına döviz kaçışını hızlandırdı. Merkez Bankası (MB) döviz ve altın rezervlerinin uzun süredir erimesi, ekside olması, döviz darboğazı ve ödemeler dengesi krizi olasılığını güçlendirdi. MB’nin 26 Mayıs haftasına ilişkin verileri uluslararası brüt altın ve döviz rezervleri toplamının 3 milyar 132 milyon dolar azalışla 98 milyar 458 milyon dolara inerek 10 ay sonra yeniden 100 milyon doların altına indiğini gösterdi. Net uluslararası rezervler ise 2002’den bu yana ilk kez EKSİ 4 milyar 406 milyon dolara indi. Bir yıl içinde geri ödenecek kısa vadeli dış borç stokunun 161 milyar dolar olduğu göz önünde tutulduğunda çok kritik bir tablo karşımıza çıkıyor.
MB rezervlerinin adeta yok düzeyine inmiş olmasının yanında bankalardaki döviz mevduatlarına yönelik kontrollerin artırılması, müdahalelerin genişlemesi, piyasalardaki döviz alım-satımlarına limitler ve kısıtlamalar getirilmesi kambiyo rejiminde serbestinin sınırlanacağı, döviz hesaplarına müdahale edileceği kaygılarını büyütmüş görünüyor. Bu endişelerin giderek arttığını düşündüren gelişmeler ise bankalardaki döviz mevduatlarında ortaya çıkan yüklü çekişler ve döviz hesaplarındaki tutarların hızla sistem dışına çıkarılmasıyla kendisini gösteriyor.
MB’nin haftalık olarak yayınladığı verilere bakıldığında yurtiçi yerleşiklere ait döviz mevduat hesaplarından bir haftada 7 milyar doların üzerinde çekiş gerçekleştiği, ancak bu dövizlerin piyasaya girmediği gözleniyor. 28 Mayıs’taki seçimin ikinci turunun hemen öncesinde 26 Mayıs haftasında bankalardaki döviz hesaplarındaki mevduatların hızla çekildiği, mevcut iktidarın devamında döviz varlıkları için endişenin arttığı anlaşılıyor. Bir önceki hafta toplamı 183,5 milyar dolar olan yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatları 26 Mayıs ile sona eren haftada 176,3 milyar dolara geriledi. Gerçek kişilere ait döviz hesaplarından bir önceki haftaya göre 3 milyar 910 milyon dolar çekilince bu hesaplardaki tutar 105 milyar 747 milyon dolara indi. Tüzel kişilerin döviz mevduatı hesaplarında da 26 Mayıs haftasında 3 milyar 90 milyon dolar düşüş yaşandı ve bu hesaplardaki toplam tutar 70 milyar 256 milyon dolara geriledi.
Şahısların ve şirketlerin do viz mevduat hesaplarındaki çekişlerle yaşanan azalma tutarı bir haftada 7,1 milyar dolara ulaştı. Kurlarda ve do viz talebindeki artışa rag men, do viz piyasalarına yansımayan bu milyarlarca doların iktidara gu vensizlik ve artan endişelerle banka sistemi ve kayıt dışına çıkarılarak ‘yastık altına’ gitmiş olması yu ksek ihtimal. İ ktidarın yok ettig i gu veni, ekonomi yo netiminde, MB başkanlıg ındaki deg işiklik hamleleriyle geri kazanması ve yaklaşan do viz krizini o nleyebilmesi gu ç go ru nu yor!
Uzun süredir ülke gündeminde yer alan tarım ve hayvancılık politikalarındaki çöküş, canlı hayvan sayısındaki azalma ve kırmızı et fiyatlarındaki olağanüstü yükseliş yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde büyük ve küçükbaş kurbanlık fiyatlarında da kendisini gösterdi.
Büyükbaş kurbanlık fiyatı kiloya göre 80-100 bin TL arasında iken, canlı hayvan borsalarında kurbanlık fiyatları da yüzde 150 arttı. Yem fiyatlarındaki artışların çok yüksek düzeylere çıkması, enflasyonla paralel olarak hayvansal üretim maliyetlerinin yükselmesi, süt fiyatlarının baskılanmasıyla süt hayvanlarının kesime gönderilmesi ülkemizdeki canlı hayvan varlığının azalmasına neden olurken, et ve süt fiyatlarını da yukarı çekti.
Bu sürecin en somut sonucu ise kurbanlık fiyatlarındaki yansımayla kendisini gösteriyor. Kurulmaya başlanan kurbanlık pazarlarına gelen canlı hayvan sayısının büyük ölçüde azalması, fiyatları yukarı çekerken, bağış ve vekaletle kurbanlık hizmeti veren kurumların fiyatlarına da bu tablo üç haneli oranlarda artış olarak yansıyor.
Oluşan kurbanlık fiyatları, insanları dini vecibelerini yerine getiremez konuma sürüklerken, vekaletle kurbanlık hizmeti veren kamu ve resmi kurumların hizmet talep edenlere yönelik belirledikleri fiyatları geçen yıla kıyasla olağanüstü oranlarda artırmaları, yaşanan canlı hayvan kıtlığının önemli bir sonucu. Canlı hayvan varlığındaki azalmanın yarattığı krizin boyutları, 6 Şubat depreminden etkilenen ve ülkemizdeki canlı hayvan varlığının yüzde 20’sine sahip deprem bölgesi illerinde felaket sonrası on binlerce hayvanın telef olmasıyla daha da yakıcı hale geldi. Deprem bölgesindeki besicilere yitirdikleri hayvanların yerine bedelsiz canlı hayvan temin edilmesine dönük çalışmalarda şu ana kadar hedeflenen düzeye ulaşılamadı. Deprem bölgesindeki depremzedelerin barınma sorununun yanında yıkılan ahırlar ve besi çiftliklerinde sağ kurtulan hayvanların barınma sorunu da ciddi boyutta.
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) vekaletle kurban hizmeti bedelini geçen yıla göre yüzde 165 artırırken, Kızılay, Türk Hava Kurumu (THK), Mehmetçik Vakfı vb. kurbanlık bağışı ve vekaletle kurban hizmeti veren kurumların hizmet bedellerinde geçen yıla göre yüzde 140-150 arasında artış söz konusu. Kurbanlık canlı hayvan borsaları ve kurban hizmeti veren kamu kurumlarının yaptığı üç haneli fiyat artışları, hayvancılıktaki krizin hangi boyutta olduğunun göstergesi.
TÜ İ K’in nisan itibarıyla yu zde 43,68 olarak açıkladıg ı yıllık enflasyon oranına karşılık, yine iktidara bag lı Dİ B, Kızılay vb. kurumların kurbanlık bedellerinde resmi enflasyonun do rt katına varan artış, açıklanan resmi enflasyon rakamlarının iktidarın kendine bag lı kurumlarda bile inandırıcı bulunmadıg ını, kabul go rmedig ini ortaya koyuyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) hakkındaki ‘yakalama’ kararı nedeniyle yurt dışına seyahati riskli hale gelen Rusya Devlet Başkanı Putin ile CB Erdoğan arasındaki görüşmenin Moskova ya da Soçi’de yapılması yüksek ihtimal.
Seçim öncesinde ve kampanya sürecinde iktidara farklı yollardan destek ve katkı sağlayan Rusya, BOTAŞ’tan 600 milyon dolarlık doğalgaz alacağını 2024’e erteledi. Türkiye’den domates ithalatını 350 bin tondan 500 bin tona çıkartmayı kararlaştırdı. Akkuyu Nükleer Güç Santralı (ANGS) için yapılacak 15 milyar dolarlık yatırım harcamasının 5 milyar dolarını önceden Türkiye’deki bankalara aktarma vb. adımlarıyla ciddi destekler sağladı. Ayrıca süresi dolan tahıl koridoru anlaşmasının seçim öncesi bir ay daha uzatılması kararıyla iktidara uluslararası alanda siyasi-diplomatik destek verildi. Yine seçimin hemen öncesinde 10 Mayıs’ta Moskova’da gerçekleşen Türkiye-Rusya-İran-Suriye Dışişleri Bakanları toplantısıyla 2011’den bu yana ilk kez Türkiye-Suriye Dışişleri Bakanlarının ortak fotoğraf vermesi, bunun öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Türkiye ziyareti de siyasi-diplomatik destek çerçevesinde görülebilir.
Seçimden iki hafta önceki ANGS’ye nükleer yakıt getirme törenine Putin’in görüntülü bağlantıyla katılarak CB Erdoğan’a ve iktidara doğrudan desteğini beyan etmesini aynı kapsamda değerlendirmek olanaklı. Ukrayna ile 1,5 yıldır savaşta olan, AB ülkelerindeki bankalarda 200 milyar dolar varlığı bloke edilen Rusya’nın, BOTAŞ’tan yüklü tutardaki doğalgaz alacağını 2024’teki yerel seçimler sonrasına ertelemesi, Türkiye’den 500 bin ton domates ihracına kapılarını açması, Rus vatandaşları ve oligarkların Türkiye’de başta gayrimenkul olmak üzere yatırımlara, şirket kurmaya hız vermesinin ‘karşılıksız’ olduğu düşünülemez. Tüm bu destekler karşılığında muhtemelen Rusya’ya birtakım taahhütler, sözler, tavizler verildi. Seçimin hemen ardından Putin’in CB Erdoğan ile görüşeceğinin açıklanması, bu desteklerin faturasının ‘tahsil edileceğinin’ işareti olarak görülebilir.
Rusya-Ukrayna savaşında doğru bir tavırla ‘tarafsızlık’ politikasını sürdüren Türkiye, ABD ve AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına da katılmıyor. Buna karşılık ABD tarafından Rusya’nın dolaylı şekilde yaptırımları delmesine olanak sağladığı ithamları yöneltilen Türkiye, bir kez daha ABD tarafından yaptırımlarla tehdit ediliyor.
Daha o nce Trump yo netimi do neminde Tu rkiye’ye ABD yaptırımlarının başlatılmasına ve F-35 savaş uçag ı projesinden dışlanmasına rag men yıllardır kullanılmaksızın ambalajında depolarda bekletilen 3 milyar dolarlık S-400’ler bu açıdan somut bir o rnek olarak ortada duruyor. Seçim desteği karşılığında kapalı kapılar ardında Rusya’ya hangi sözlerin verildiği, Putin-Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesiyle önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.
Rusya gibi Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt gibi zengin Körfez ülkelerinin seçim sürecinde iktidara destek veren ‘dış güçler’ arasında yer aldığı Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın ifadeleriyle somutlaştı.
Seçimde katıldığı bir TV programında Körfez ülkelerinin liderlerine seçim sonrası teşekkür turuna çıkacağını dile getiren CB Erdoğan son dönemde Körfez ülkelerinin Türkiye’ye finansman sağladıklarını belirterek; “Körfez’den filan bizim sistemimizin içerisine, sağ olsun, para depo eden ülkeler oldu. Bu da tabii ister istemez kısa bir süre için de olsa Merkez Bankamızı ve piyasamızı rahatlattı” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan Kalkınma Fonu seçim öncesi Merkez Bankası (MB) nezdinde 5 milyar dolarlık depo hesabı açtı. Fonun açıklamasında bu paranın ‘Suudi Arabistan Krallığı’nın Türkiye’nin ekonomisini güçlendirme konusundaki taahhüdünün bir göstergesi” olduğu belirtildi. Seçimin hemen ardından Suudi Kraliyet Petrol Şirketi Aramco, 50 milyar dolarlık altyapı, inşaat, rafineri vb. inşaat işleri için Ankara’da Türk müteahhitleriyle bir araya geldi. Projelerinde daha çok Türk müteahhidine iş vermeyi planladıklarını açıkladı.
BAE ise 5 milyar dolarlık swap yanında, 10 milyar dolarlık yatırım vaadi ve ikili ticaret hacmini beş yılda 40 milyar dolara çıkartacak anlaşmayı yürürlüğe koyarak iktidara destek verdi. CB Erdoğan’ın göreve başlama töreninin hemen ardından ilk resmi konuğunun BAE Emiri Muhammed bin Zayid en-Nehyan olması manidar.
✓ Seçim kampanyasında 1 milyon Suriyelinin go nu llu olarak u lkelerine go nderileceg ini dile getiren iktidara bu vaadi için Katar yatırım fonu 1 milyar dolar destek sag ladı. 1 milyar dolarlık destekle inşa edilecek konutların temeli 24 Mayıs’ta Cerablus’ta atıldı.
Bir anlamda zengin Körfez ülkelerinin parasal güçleriyle iktidara verdikleri bu destek, sağladıkları finansal-parasal olanaklar ‘dış güçlerin seçime müdahalesi’ olduğu gibi, aynı zamanda iktidarın zaafa düşürdüğü Türkiye ekonomisi üzerindeki güç ve etkilerinin, Türkiye’den taleplerinin artması anlamına geliyor.
Her fırsatta ‘dış gu çler’ so ylemine sarılan iktidarın, seçimde kendisine dolar akıtan dış gu çlere, ‘şu kran turuna’ hazırlanması, Tu rkiye’nin saygınlıg ı adına incitici. Muhtemelen Erdog an şu kran turunda bu u lkelerin liderlerinden depo do viz hesabı desteklerini yerel seçimlere kadar su rdu rmelerini, milyar dolarlarını MB’de tutmaya devam etmelerini isteyecek. Gelinen aşamada ekonomik zafiyetle ortaya çıkan bu parasal bag ımlılık ilişkisi, o nu mu zdeki su reçte u lkenin dış politikasında, bag ımsızlık anlamında negatif yansımalarını go sterecektir.